Mayıs 2024’te kuşatma altına alınan Faşir, yaklaşık 18 ay süren kuşatmanın ardından Ekim 2025'te Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK) kontrolüne geçti.
Kuşatma boyunca gıda ve sağlık malzemelerine erişimin zorlaştığı kentte Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Ofisine göre, HDK’nin saldırılarının ilk 3 gününde 6 binden fazla kişi öldürüldü.
Faşir ve çevresindeki yerleşimlerden 26 Ekim 2025 ile 1 Mart 2026 arasında yaklaşık 138 bin 200 kişi yerinden edildi, savaş öncesinde bir milyondan fazla kişinin yaşadığı kentte bugün 70 binden az kişinin kaldığı sanılıyor.
Kentte sivillere yönelik öldürme, zorla yerinden etme, işkence ve cinsel şiddet iddiaları gündemdeki yerini korurken güvenlik, gıda ve sağlık hizmetlerine erişim sorunları da sürüyor.
Büyükelçi Eltayeb ve Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Mayada Kamaleldeen, AA muhabirine Faşir'de yaşananlara, uluslararası toplumun tutumuna ve sorumluların hesap vermesi sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
"El Faşir'deki katliam, bu yüzyılın en büyük trajedilerinden biri"
Sudan'ın Ankara Büyükelçisi Eltayeb, Faşir'de yaşananların, uluslararası adalet kurumları açısından "skandal niteliğinde ve utanç verici" olduğunu belirtti.
Uluslararası kurumların iki yıldan fazla süre önce uyarılmalarına rağmen binlerce sivili koruyamadıklarına dikkati çeken Eltayeb, "Faşir'deki katliam, bu yüzyılın en büyük trajedilerinden biridir." dedi.
Eltayeb, kentte yaşananların uluslararası toplumun sivilleri koruma konusundaki başarısızlığını ve çifte standartlarını ortaya koyduğunu belirterek şunları söyledi:
"Bu durum, günümüz dünyasına hakim olan çifte standartları yansıtmaktadır. Eğer Faşir bir Batı şehri olsaydı, verilecek tepki tamamen farklı olurdu. Sudan halkı, dünyanın geri kalanının sergilediği bu kayıtsızlık karşısında şoke olmuş ve hayal kırıklığına uğramıştır. Uluslararası hukuk kuralları titizlikle uygulansaydı, binlerce insanın hayatı kurtarılabilirdi."
"Gerçek can kaybını kimse bilmiyor"
Faşir'deki can kayıplarına ilişkin tahminlerin gerçek sayının çok altında olduğunu savunan Eltayeb, kentte yaşananlara ilişkin kesin verilerin elde edilmesinin mümkün olmadığını söyledi.
Büyükelçi Eltayeb, "Kaç kişinin öldürüldüğünü kimse bilmiyor çünkü şehir büyük bir hapishaneye dönüşmüş durumda. Şehre giriş ve çıkış mümkün değil hiçbir insani yardımın ulaştırılmasına izin verilmiyor." diye konuştu.
Kentten kaçmayı başaranların korkunç hikayeler anlattıklarını aktaran Eltayeb, katliamı gerçekleştiren kişilerden birinin saldırıların ilk 3 gününde 200'den fazla kişiyi öldürdüğünü gururla açıkladığını ileri sürdü.
Eltayeb, bazı uydu görüntülerinin büyük toplu mezarları ve yakılmış binlerce cesedi ortaya koyduğunun altını çizdi.
"Belirli etnik grupları hedef aldılar"
Faşir'de belirli etnik toplulukların hedef alındığını savunan Eltayeb, özellikle Zaghawa topluluğuna mensup sivillere yönelik saldırılara dikkati çekti.
Eltayeb, "Terörist milisler, Zaghawa gibi belirli etnik grupları tipik bir etnik temizlik suçu kapsamında hedef aldı. Bu kabilelere mensup on binlerce insanı öldürdü, yaktı, tecavüz etti ve hapsetti." ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplumun Faşir'deki duruma müdahale etmemesine tepki gösteren Eltayeb, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bence mesele uluslararası toplumun bunu önleyememesi değil kayıtsız kalması, yavaş hareket etmesi ya da bilinçli olarak müdahale etmemeye karar vermesiydi. Uluslararası toplum, Faşir'deki katliama bilinçli şekilde kayıtsız kaldı. Bunun, terörist milislerin destekçileri tarafından uygulanan baskıdan kaynaklandığını düşünüyorum. Dünya ise kayıtsızlıkla hatta bazıları şehrin düşüşünü memnuniyetle izledi."
El Faşir'in sembolik önemi
Faşir'in Sudan ve Darfur açısından tarihsel önemine işaret eden Eltayeb, Darfur Sultanlığı'nın tarihi başkenti olduğunu ve İngilizlere karşı direniş hareketine öncülük ettiğini söyledi.
Kentin Osmanlı İmparatorluğu bayrağı altında savaştığını, 300'den fazla Kur'an okuluna ev sahipliği yaptığını belirten Eltayeb, Faşir'in Mekke'deki Kabe'nin örtüsünün hazırlanmasına ve tedarik edilmesine de katkıda bulunduğunu ifade etti ve "Bu nedenle hedef alınıyor." dedi.
Sudan Silahlı Kuvvetlerinin Kordofan ve Darfur bölgelerinde ilerleme kaydettiğini savunan Eltayeb, El Faşir'in de yakında geri alınacağını ve halkın güvenli şekilde kente dönebileceğini dile getirdi.
Sudan halkının uluslararası toplumun tutumu nedeniyle hayal kırıklığı yaşadığını anlatan Eltayeb, BM Güvenlik Konseyinin (BMGK) 2005 tarihli 1591 sayılı kararının uygulanması halinde Faşir'de yaşananların önüne geçilebileceğini savundu.
Söz konusu kararın Darfur'a yönelik silah ambargosunu ve ihlalde bulunanlara yaptırımlar uygulanmasını öngördüğünü hatırlatan Eltayeb, uluslararası soruşturma komitelerinin bulgularına rağmen gerekli adımların atılmadığını söyledi.
"Birçok uluslararası soruşturma komitesi tarafından toplanan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) terörist milislere silah sağlayan başlıca ülke olduğunu hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koyan tüm kanıtlara rağmen henüz hiçbir adım atılmadı."
Sudan hükümetinin yerinden edilmiş kişilere insani yardım ulaştırılmasını kolaylaştırmak için çalıştığını belirten Eltayeb, Başbakan tarafından geçen yıl BMGK'ye barış girişiminin de sunulduğunu anlattı.
Türkiye'nin yeniden inşa sürecine öncülük etmesi bekleniyor
Türkiye'nin Sudan'a yönelik tutumunu değerlendiren Eltayeb, Ankara'nın Sudan'ın meşru hükümetini, birliğini ve istikrarını desteklediğini, ülkenin bölünmesine veya yasa dışı hükümet kurulmasına yönelik girişimleri reddettiğini ifade etti.
Eltayeb, "Türkiye, bölgenin istikrarını hedef alan komplonun ve bu terörist milisin oluşturduğu tehlikenin farkında çünkü Türkiye de 40 yıldır terörden zarar görmekte." dedi.
Türkiye'nin Sudan'a ilk günden itibaren önemli miktarda insani yardım ulaştırdığını ve yardımların sürdüğünü vurgulayan Eltayeb, Sudan'ın rehabilitasyon ve yeniden inşa sürecine Türkiye'nin öncülük etmesinin beklendiğini ve bu sürecin yakında başlayacağını ifade etti.
"Faşir'de sivil halk savaş silahı olarak kullanıldı"
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Mayada Kamaleldeen de Faşir kentinde yaşananların etnik temizlik ve insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Kamaleldeen, Faşir'de yaşananların aylar süren sistematik kuşatmanın sonucu olduğunu belirterek HDK'nin hastaneleri, su arıtma tesislerini, pazarları ve sivil yerleşim alanlarını ağır silahlar ve insansız hava araçlarıyla hedef aldığını söyledi.
BM'nin saldırıların ilk 3 gününde 6 binden fazla kişinin öldürüldüğüne ilişkin açıklamasını değerlendiren Kamaleldeen, "Faşir'in hayati altyapısının çökertilmesi, sivilleri temel insani ihtiyaçlardan mahrum bıraktı. Sivil nüfus açıkça bir savaş silahı olarak kullanıldı." dedi.
"Etnik temizlik" değerlendirmesi
Kamaleldeen, Faşir'de ve genel olarak Darfur’da yaşananların etnik temizlik ve insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunarak, HDK'nin başta Masalit, Zaghawa ve Fur toplulukları olmak üzere Arap olmayan yerli Afrika nüfusunu hedef aldığını belirtti.
Zorla yerinden etme, mülksüzleştirme ve katliamların Darfur'un demografik yapısını değiştirmeyi amaçladığını ifade eden Kamaleldeen, yaşananları "Darfur'un demografik yapısını zorla değiştirmeyi amaçlayan tescilli bir etnik temizlik stratejisi." olarak nitelendirdi.
"Sudan, unutulmuş bir savaşa dönüştü"
Faşir'in aylarca kuşatma altında kalmasına rağmen etkili uluslararası müdahale gerçekleştirilmemesini eleştiren Kamaleldeen, bu durumu modern diplomasinin en büyük başarısızlıklarından biri olarak nitelendirdi.
BM Güvenlik Konseyinin yapısal sorunlarının ve küresel güçlerin Sudan krizini jeopolitik önceliklerinin gerisinde tutmasının müdahaleyi zorlaştırdığına dikkati çeken Kamaleldeen, Gazze ve Ukrayna'daki krizlere odaklanılırken Sudan'daki savaşın geri planda kaldığını söyledi.
"Sudan, unutulmuş bir savaşa dönüştü." diyen Kamaleldeen, özellikle BAE'nin HDK'ye lojistik, mali ve askeri destek sağladığını, bu desteğin caydırıcı yaptırımların uygulanmasını ve sivillerin korunmasını zorlaştırdığını savundu.
"Sorumluların yargılanması yalnızca mümkün değil gerekli"
Faşir'de işlenen suçlardan sorumlu olanların yargılanmasının yalnızca mümkün değil aynı zamanda gerekli olduğunu vurgulayan Kamaleldeen, Darfur'un Uluslararası Ceza Mahkemesinin aktif soruşturma alanında bulunduğunu anlattı.
Suçların aydınlatılması için dijital belgelerin, uydu görüntülerinin ve tanık ifadelerinin sistematik biçimde toplanması gerektiğinin altını çizen Kamaleldeen, Sudan yönetiminin ve diplomatik temsilciliklerinin, HDK liderleri hakkında uluslararası yakalama kararları çıkarılması için girişimlerde bulunması gerektiğini söyledi.
Kamaleldeen, "Silah ve finansman sağlayan devletlere ve paravan şirketlere yönelik uluslararası mali ve hukuki yaptırımlar derhal başlatılmalı." çağrısında bulundu.




