Türkiye’de şehir gürültüsünden uzak, suyun kıyısında huzur bulabileceğiniz, kartpostal güzelliğinde göl manzaralı birçok harika kasaba var. Bazıları tarihi dokusuyla, bazıları doğasıyla, bazıları da gün batımı manzarasıyla dikkat çekiyor.

Kapıkırı; Ege’nin zeytin kokulu rüzgarını, Latmos’un mistik kayalıklarını ve antik çağların fısıltılarını durgun sularında aksettiren, Anadolu’nun zamanı durduran en büyüleyici ve masalsı göl kasabasıdır. Bafa Gölü, antik dönemde Ege Denizi’nin bir koyu (Latmos Körfezi) iken Menderes Nehri’nin taşıdığı alüvyonlarla denizden kopup bir iç göle dönüşmüş. Kapıkırı su ile antik kalıntıların iç içe geçtiği dünyadaki ender noktalardan biri.

Süphan ve Nemrut dağlarının görkemli gölgesinde, Van Gölü’nün kuzeybatı sahilinde yükselen Ahlat (Kubbet-ül İslam), volkanik ahlat taşından oyulmuş anıtsal kümbetleri ve Selçuklu Meydan Mezarlığı ile gölün kıyısında duran bir açık hava müzesidir. Sonsuz bir deniz gibi uzanan turkuaz sulara bakan bu kadim yerleşim, Türk-İslam tarihinin en görkemli izlerini doğanın haşmetiyle harmanlar.

Doğu Anadolu’nun çetin coğrafyasında, doğanın cömertçe sergilendiği en büyüleyici köşelerden biri Tortum Gölü. Dağların arasında saklı bir zümrüt gibi parıldayan bu göl, dingin suları, dik kayalıkları ve çevresindeki zengin ekosistemiyle ziyaretçilerine unutulmaz bir atmosfer sunar. Gölün dinginliği, çevresindeki yeşil doku ve hemen yanı başında gürleyen Tortum Şelalesi’nin coşkusu, Uzundere’de doğanın iki farklı yüzünü bir araya getirir. Tarihi kiliseleri, temiz havası ve göl manzarasına karşı huzur sunan seyir noktalarıyla Uzundere; gürültüden uzaklaşıp doğayla baş başa kalmak isteyenler için unutulmaz bir sığınak.

Şereflikoçhisar’da oldukça etkileyici ve benzersiz bir göl manzarası vardır. Bu manzara klasik, derin mavi sulardan oluşan göl görüntülerinden farklı olarak tamamen Tuz Gölü'ne özgü "sonsuz beyazlık" ve gökyüzü yansıması sunar, doğanın en yalın ve büyüleyici halini barındırır. Ufukta göz alabildiğince uzanan bembeyaz tuz tabakası, kasabaya kendine has, büyüleyici bir atmosfer katar. Gün batımında rengi kızıla çalan göl manzarası, dönemsel olarak buraya uğrayan flamingo sürüleriyle birleşerek eşsiz bir görsel şölen oluşturur.

Sapanca; büyük kentin gürültüsüne teslim olmamış, doğasından ödün vermiş, Marmara’nın kalbinde mavinin ve yeşilin birbiri içinde eridiği en dingin göl kasabasıdır. Göl şeridinde yer alan ahşap iskeleler, sahil boyunca uzanan asırlık ağaçlı yürüyüş yolları ve kayıkhane kültürleri, kasaba sakinlerine suyla kesintisiz bir temas imkanı sağlar. Göl şeridinde yer alan ahşap iskeleler, sahil boyunca uzanan asırlık ağaçlı yürüyüş yolları ve kayıkhane kültürleri, kasaba sakinlerine suyla kesintisiz bir temas imkanı sağlar.

Ege'nin kalabalık tatil beldelerine inat, sakinliği ve en fazla 3 katlı mimarisiyle huzur dağıtan bir yerleşimdir. Kendi adını taşıyan gölün kıyısında sakin yürüyüşler yapabilir, nehir kanolarıyla Kaunos Kral Mezarları'na doğru açılabilirsiniz.

İki bin metreye yakın bir yükseklikte, Çıldır Gölü’nün kuzeyinde sulara uzanan dar bir yarımada üzerindeki Akçakale, serhat boylarının en saklı coğrafi cevheridir. Yaz aylarında yemyeşil otlaklar ile gölün masmavi sularının tezatını sunan kasaba; kışın tamamen donan göl yüzeyi, atlı kızakları ve çetin doğasıyla kuzey masallarını aratmayan bir ruha bürünür.

Batı Toroslar’ın karlı zirvelerine karşı Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü kıyısında kurulan Beyşehir, Eşrefoğlu Beyliği’nin ahşap direkli anıtsal mimarisini gölün geniş ufkuyla buluşturur. İçindeki onlarca adacığı, kıyı boyunca uzanan kumsalları ve gün batımında Anamas Dağları’nın arkasından süzülen altın rengi ışıklarıyla İç Anadolu’nun kalbinde bir deniz kasabası hissi yaşatır.

Birecik Barajı’nın su tutmasıyla Fırat’ın dik kanyonları arasında durgun bir göle dönen Eski Halfeti, Mezopotamya’nın en şiirsel su yerleşimidir. Kanyon yamaçlarına basamaklar halinde tırmanan kesme taş konakları, sular altındaki minaresi ve sadece bu mikroklamada açan siyah gülüyle Halfeti, Fırat’ın zümrüt yeşili suları üzerine kurulmuş masalsı bir taş kenttir.

Çevresini saran zeytinliklerin ortasında, antik Nikaia surlarının göl sularıyla kucaklaştığı İznik; doğallık ile yüksek kültürün mükemmel bir sentezidir. Erken dönem Osmanlı eserleri, dünyaca ünlü çini sanatı ve erken Hristiyanlık tarihine yön veren konsil geçmişiyle kasaba, dingin göl kıyısında uzanan asırlık ağaçların altından izlenen efsanevi gün batımlarıyla hafızalarda yer eder.

Eğirdir ve Yeşilada / Eğirdir Gölü – Isparta

Anamas Dağları ile Sivri Dağı’nın dik kayalıkları arasında turkuaz bir ayna gibi ışıldayan Eğirdir Gölü, güney ucunda sulara doğru uzanan Can Ada ve Yeşilada ile benzersiz bir girinti oluşturur. Selçuklu taş işçiliğinin izlerini taşıyan kasaba; elma kokulu vadileri, ahşap göl evleri ve günün her saatinde maviden mor renge dönen su yüzeyiyle Göller Yöresi’nin en dingin sığınağıdır.

Gölyazı eski adıyla Apolyont / Uluabat Gölü – Bursa

Uluabat Gölü’nün bağrına doğru süzülen dairesel bir yarımada üzerine kurulan Gölyazı, suyla karanın sınırlarını ortadan kaldıran büyüleyici bir atmosfer taşır. İlkbahar aylarında yükselen göl suları, asırlık konakların eşiklerine ve tarihi çınarların köklerine kadar sokulur. Taş kaplı dar sokakları, sur kalıntıları ve kıyıda salınan ahşap kayıklarıyla Gölyazı, adeta gölün üzerinde yüzen zamansız bir adayı andırır.