Diğeri Körfez’den, Suudi Arabistan ve Pakistan’la yapılan savunma anlaşmasından. İlk bakışta birbirinden bağımsız görünüyorlar. Ancak iki gelişmeyi yan yana koyduğumuzda aynı soruyla karşılaşıyoruz;

◊ Türkiye, Doğu Akdeniz’den Körfez’e uzanan yeni bir güvenlik mimarisi mi kuruyor?

◊ Birinde yıllarca Türkiye’ye karşı duran bir siyasi yapı tutum değiştiriyor.

◊ Diğerinde üç ülke, içlerinden birine yapılacak silahlı saldırıyı hepsine yapılmış sayan bir savunma anlaşması imzalıyor.

Üstelik bu iki önemli gelişme, dünya, Ukrayna’dan Orta Doğu’ya uzanan savaşların ve büyük güç rekabetinin içinden geçerken yaşanıyor.

LİBYA: HAFTER CEPHESİ NEDEN TUTUM DEĞİŞTİRDİ?

20 Ekim’de Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi, Türkiye ile 2019’da imzalanan deniz yetki alanları mutabakatını onayladı. Kararın önemini anlamak için 2019’a dönelim. Türkiye, o tarihte Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti’yle deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat imzalamıştı. Ancak Libya ikiye bölünmüştü. Batıda Trablus yönetimi, doğuda ise Halife Hafter’in askerî ve siyasi nüfuzu bulunuyordu.

Türkiye, Hafter güçlerinin Trablus’a yönelik saldırısı karşısında batıdaki hükümete destek verdi. Doğudaki Temsilciler Meclisi ise 2020’de Türkiye’yle yapılan anlaşmalara karşı çıktı ve Ankara’yla siyasi ilişkileri kesme yönünde karar aldı.

◊ Şimdi aynı parlamento bu kararları geri çekiyor. Dahası, 2019 deniz yetki alanları mutabakatını onaylıyor. Bu yalnızca hukuki bir işlem değil. Libya’daki güç dengelerinde yaşanan değişimin siyasi ilanı.

◊ Öncelikle Ankara, son yıllarda yalnızca Trablus’la değil, Bingazi’yle de ilişkilerini geliştirdi. Hafter ailesiyle temaslar arttı. Ekonomik ve askerî ilişkiler yeni bir boyut kazandı.

◊ İkinci olarak, Libya’nın doğusundaki siyasi yapı Türkiye’yle sürekli karşı karşıya gelmenin kendi ekonomik ve stratejik çıkarlarına hizmet etmediğini görmüş olabilir.

◊ Üçüncü olarak, Libya’daki liderlik dengeleri değişti. Uzun yıllar Mısır’a yakınlığıyla bilinen Meclis Başkanı Akile Salih’in bu ay görevden ayrılması, kararın alınmasını kolaylaştıran unsurlardan biri.

◊ Fakat en dikkat çekici açıklama Saddam Hafter’den geldi. Hafter’in oğlu, anlaşmanın Libya’nın Akdeniz’deki ekonomik çıkarlarının korunmasına yardımcı olabileceğini söyledi.

◊ Ankara, Libya’nın yalnızca batısında değil, doğusunda da diplomatik ve ekonomik karşılık bulabilecek bir konuma ilerliyor. Ancak bunun Libya’daki bölünmenin sona erdiği anlamına gelmediğini özellikle belirtelim. Libya hâlâ rakip siyasi ve askerî merkezlere sahip.

YUNANİSTAN NEDEN BU KADAR SERT TEPKİ GÖSTERDİ?

Çünkü mesele yalnızca Libya değil. Girit’in güneyindeki deniz alanları, enerji arama faaliyetleri, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge iddiaları gündemde. Ankara, kıyıların coğrafi özelliklerinin ve hakkaniyet ilkesinin dikkate alınması gerektiğini savunuyor. Atina ise Yunan adalarının deniz yetki alanlarının göz ardı edildiği görüşünde. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, Libya parlamentosunun kararının 2019 mutabakatını hukuken geçerli hale getirmediğini açıkladı. Ayrıca egemenlik haklarını korumak için gerekli adımları atacağını duyurdu.

Bu sert tepkiye Avrupa Birliği de katıldı. Libya parlamentosunun kararı, anlaşmaya yönelik uluslararası itirazları kendiliğinden ortadan kaldırmıyor. Fakat siyasi dengeleri değiştiriyor. Çünkü Atina’nın Libya’da yıllarca yakın ilişki yürüttüğü doğu cephesi artık Türkiye’yle yapılan mutabakatı destekliyor.

MEKKE ANLAŞMASI: TÜRKİYE YENİ BİR SAVUNMA İTTİFAKINDA MI?

Libya’daki gelişmeyle aynı gün Ankara’dan bir başka önemli haber geldi. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, onaylanmak üzere TBMM’ye sunuldu.

Anlaşmanın özellikle ilk iki maddesi dikkat çekici.

◊ Birinci madde, tarafların birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınmış sınırlarını korumak için işbirliği yapmasını öngörüyor.

◊ İkinci madde ise daha ileri gidiyor. Taraflardan birine dış kaynaklı silahlı saldırı yapılması, bütün taraflara yapılmış saldırı olarak kabul ediliyor.

Bu düzenleme, NATO’nun kolektif savunma mantığını hatırlatıyor. Mekke Anlaşması yeni bir bölgesel savunma işbirliği çerçevesi oluşturuyor.

◊ Metin, saldırıya uğrayan tarafa sağlanacak desteğin kapsamının ihtiyaç değerlendirmesine ve tarafların mevcut imkânlarına göre belirleneceğini söylüyor.

◊ Yani bir ülkeye saldırı olması, Türkiye’nin otomatik olarak savaş ilan edeceği veya asker göndereceği anlamına gelmiyor.

◊ Bununla birlikte anlaşmayı sıradan bir askerî işbirliği belgesi olarak görmek de eksik olur.

◊ Anlaşmanın diğer maddelerinde Türkiye açısından büyük bir ekonomik ve stratejik alan açılıyor. Suudi Arabistan’ın finansman kapasitesi, Türkiye’nin savunma teknolojileri ve Pakistan’ın askerî altyapısı arasında yeni projeler gelişebilir. Ancak bunların gerçekleşmesi için siyasi iradenin yanında teknoloji transferi, ihracat izinleri, finansman ve uygulama anlaşmaları gerekecek.

Anlaşmanın 16’ncı maddesi de dikkat çekiyor. Metne göre anlaşma, son onay belgesinin ilgili mekanizmaya sunulmasıyla yürürlüğe girecek. Süresiz geçerli olacak. Ancak taraflardan biri, yürürlüğe girişinden itibaren on yıl geçtikten sonra belirli bildirim koşullarıyla çekilebilecek. Yani bu yalnızca birkaç yıllık geçici bir işbirliği değil. Uzun vadeli stratejik ilişki kurma iradesi. Fakat bunun nasıl işleyeceği, kurulacak ortak komitelerin kararlarına ve ülkelerin siyasi tercihlerine bağlı.

Şimdi iki haberi yeniden yan yana koyalım.

◊ Libya’da Türkiye’ye karşı duran siyasi cephe, Ankara’yla yapılan deniz yetki alanları mutabakatını onaylıyor.

◊ Körfez’de ise Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’la karşılıklı savunma taahhüdü içeren bir anlaşmanın parlamentodaki onay sürecini başlatıyor.

İkisinin de aynı stratejik eğilimi gösterdiklerini söyleyebiliriz.

◊ Türkiye, yakın çevresindeki güvenlik ilişkilerini çeşitlendiriyor.

◊ Doğu Akdeniz’de diplomatik ve hukuki pozisyonunu güçlendirmeye çalışıyor.

◊ Körfez’de ise savunma sanayii işbirliğini karşılıklı güvenlik taahhütleriyle genişletiyor.

◊ Bu yeni yaklaşım hem önemli fırsatları, hem de yeni sorumluluklar ve riskleri getiriyor.

◊ Önümüzdeki dönemde asıl izlenmesi gereken üç gelişme var:

1- Yunanistan ve Mısır’ın Libya kararına vereceği karşılık.

2- Mekke Anlaşması’nın TBMM’deki onay süreci ve uygulama mekanizmaları.

3- Türkiye’nin NATO yükümlülükleriyle yeni bölgesel savunma ilişkileri arasında kuracağı denge.

Dış politikada bir anlaşmanın gerçek değeri yalnızca imzalandığı gün ortaya çıkmaz. Kriz çıktığında nasıl uygulandığıyla anlaşılır. Türkiye, Doğu Akdeniz’den Körfez’e uzanan yeni ilişkileri yalnızca nüfuz alanını genişletmek için mi kuruyor, yoksa değişen dünya düzeninde kendi güvenliğini daha fazla ortakla sağlamaya mı hazırlanıyor? Bu sorunun cevabı, Türkiye’nin önümüzdeki yıllardaki dış politika yönünü anlamak açısından belirleyici olacak.