- SAPTAMA İKİ: Şöyle biridir Ümit Kocasakal: Coşkulu bir ruh halindeyse çok eski bir Türk Sanat Müziği eserini eliyle düm-tek düm-tek diye ritim tutturarak seslendirebilir. Rindmeşrep bir yönü vardır yani.
- SAPTAMA ÜÇ: Bilmiyordum, sonradan öğrendim: Meğer çizgi roman hastasıymış. Adamdaki şu orijinalliğe bakar mısın: Marvel evrenine bir santim bile yüz vermiyor ama gümbür gümbür çizgi roman biriktiriyor.
- SAPTAMA DÖRT: İstanbul Barosu’nu üç kez kazandı, sonra kendi isteğiyle bıraktı. On yıl sonra yeniden aday oldu, yeniden kazandı. Ama CHP’nin genel başkanı olmak için yeterli imzayı bile toplayamadı. Şöyle bir sorunu var: Baroda hep kazanıyor, siyasette yarışamıyor bile.
- SAPTAMA BEŞ: Kalpak daima başındadır: Batı karşısında eğilip bükülmez, el ovuşturmaz, Batı’dan medet ummaz, Batı’ya karşı efelenmeyi sever. Bu açıdan da İbrahim Kaboğlu’nun tam zıddıdır.
- SAPTAMA ALTI: İbrahim Kaboğlu’nun hitabeti: Mıy mıy, enerjisiz, donuk, inişsiz çıkışsız, tekdüze, bezdirici bir hitabet. Ümit Kocasakal’ın hitabeti: Her konuşması, Sartre’ın Nobel’i ret konuşmasını andırır. Gümbür gümbürdür. En alelade konuyu anlatırken bile sanki “büyük insanlık ideali”ni anlatır gibidir.
Önemsiz demiyorum. Tabii ki önemli. Bir mesajı yoktur demiyorum. Tabii ki vardır.
Fakat her baro seçiminde aynı teraneyi işitmekten de çok sıkıldım.
“Barodaki değişim, bilmem neyin ayak sesi” falan.
Bu tür teranelerin ardından tunç yasa şöyle işler: Ayak sesleri işitilir ama sonunda Tayyip Erdoğan kazanır.
LULA’nın Brezilya seçimini kazanmasında Türkiye için çıkarılacak hiçbir ideolojik, politik, stratejik pay yok.
Çünkü Brezilya’nın koşullarıyla Türkiye’nin koşulları arasında kıtalar, okyanuslar, sıradağlar kadar fark vardır.
Eğer Brezilya seçiminden ille de bir pay çıkarılacaksa...
Sadece şöyle bir pay çıkarmak mümkündür:
Kemal Kılıçdaroğlu gibi sürekli “80 yaşına gelmişsin, bırak git artık be adam” diye sıkıştırılan bir isim, 80 yaşında Brezilya’ya başkan seçilen Lula sayesinde muazzam bir moral kazanmış oldu.
Hem ihtiyarlara yer açıldı hem de dedelere gün doğdu.
FON soruşturmasında sanki “parayı ver, kurtul” durumu varmış gibi bir hava estiriliyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, tam zamanında işte bu havayı dağıtıverdi.
“Fon soruşturmaları kapsamında gönüllü iade yapılması, tek başına hiçbir gerçek veya tüzel kişinin hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.”
Her kim “Parayı veren kurtuluyor abi” diyorsa... Bilin ki yalan söylüyor.
HERHANGİ bir ülkede kazanılan seçim zaferine şöyle yaklaşırım:
- Netanyahu yanlısı biri kaybetmişse: Mutluluktan uçarım.
- Filistin yanlısı biri kazanmışsa: Bayram ederim.
Brezilya’da Lula’nın seçim kazanması karşısında mutluluktan uçarak bayram etmemin tek nedeni bu.
“Cenazede Allah rahmet eylesin demek bu kadar mı zor? Galaksilerdeki enerjilerden bahsetmek yerine Allah rahmet eylesin denebilir. Bir de ışıklar içinde uyu sözüne takıldım. Ben Allah rahmet eylesin diyorum.”
“Ama Ozan Güven de iyi biri değildir. Ama Ozan Güven de şöyledir, böyledir” diyecek olanlara not:
KEMAL Kılıçdaroğlu, bir grup gazeteciyi Gaziantep gezisine davet etmiş.
Geziden yansıyan fotoğraflarda hep yemek sofrası var.
Günümüzde yemek sofrasından fotoğraf verdiğiniz anda...
- Bütün kötü enerjileri üzerinize toplamış oluyorsunuz.
- Sofradaki herkesi kurtlar sofrasına atmış oluyorsunuz.
- Siyasetin yerini sofradaki kebapların almasına yol açmış oluyorsunuz.
Bütün siyasetçilere ve gazetecilere tavsiyemdir:
Yemek sofrasındayken fotoğraf çekiliyorsa:
- Ya Baba filmindeki Santino gibi fotoğraf çekimine çok sert müdahale edin.
- Ya da tam fotoğraf çekilmek üzereyken sofrayı büyük bir hızla terk edin.




