BİRUNİ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Hilal Yıldırım Deryol, günlük şeker tüketiminin yalnızca tatlılar ve çaya ya da kahveye eklenen şekerle sınırlı olmadığına dikkati çekerek, paketli gıdalar, hazır içecekler, soslar ve atıştırmalıklarla fark edilmeden yüksek miktarda şeker alınabildiğini belirtti. Deryol, uzun süre ve fazla miktarda şeker tüketiminin özellikle kilo artışı ve bel çevresinde yağlanmayla birlikte insülin direnci, prediyabet, tip 2 diyabet, karaciğer yağlanması ve kan yağlarında bozulma gibi metabolik risklerle ilişkili olabileceğini söyledi.

Dünya Şeker Tüketimine Dikkat Haftası kapsamında değerlendirmelerde bulunan Uzm. Dr. Hilal Yıldırım Deryol, günlük beslenmede fark edilmeyen şeker kaynaklarının metabolik sağlık açısından önem taşıdığını ifade etti. Şeker denildiğinde çoğu kişinin yalnızca tatlıları düşündüğünü belirten Deryol, "Paketli atıştırmalıklar, şekerli içecekler, hazır kahveler, aromalı süt ve yoğurtlar, kahvaltılık ürünler ve çeşitli soslar da günlük şeker tüketimini artırabiliyor. Kişi çayına veya kahvesine şeker eklemese bile gün içerisinde farklı ürünlerden yüksek miktarda şeker alabiliyor" dedi.

'İNSÜLİN DİRENCİNDEN TİP 2 DİYABETE UZANAN BİR SÜREÇ OLABİLİR'

Fazla şeker tüketiminin tek başına bir hastalığın nedeni olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ancak uzun vadede metabolik bozukluklara zemin hazırlayabileceğini vurgulayan Deryol, şunları söyledi:

"İhtiyacın üzerinde şeker ve enerji tüketimi kilo artışını, özellikle de karın çevresindeki yağlanmayı kolaylaştırabilir. Karın bölgesindeki yağlanmanın artması insülin direnci açısından önemli risk faktörlerinden biridir. İnsülin direnci zaman içinde kan şekeri kontrolünün bozulmasına, prediyabete ve uygun önlemler alınmadığında tip 2 diyabete ilerleyebilir. Bunun yanında trigliserid yüksekliği, karaciğer yağlanması ve metabolik sendromun diğer bileşenleri de tabloya eşlik edebilir."

Deryol, metabolik riskin yalnızca tüketilen şeker miktarıyla belirlenmediğine dikkati çekerek genetik yatkınlık, hareketsiz yaşam, uyku düzeni, toplam kalori alımı ve mevcut kilo durumunun da süreci etkilediğini kaydetti.

'ŞEKERLİ İÇECEKLER GÜNLÜK ALIMI HIZLA ARTIRABİLİR'

Özellikle içeceklerle alınan şekerin kolaylıkla gözden kaçabildiğini belirten Deryol, "Gazlı içecekler, şeker eklenmiş kahveler, hazır meyveli içecekler ve aromalı içecekler kısa sürede yüksek miktarda şeker alınmasına neden olabilir. Bu ürünlerin sık tüketilmesi günlük toplam enerji alımını artırarak kilo kontrolünü zorlaştırabilir" ifadelerini kullandı.

'BEL ÇEVRESİNDEKİ ARTIŞ ÖNEMLİ BİR UYARI OLABİLİR'

Metabolik risklerin erken dönemde her zaman belirgin şikayetlere yol açmayabileceğini belirten Deryol, özellikle bel çevresinde artış, kilo alma, kan şekeri yüksekliği, trigliserid artışı ve karaciğer yağlanması gibi bulguların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Deryol, "İnsülin direnci ya da prediyabet çoğu zaman kişinin günlük yaşamını belirgin şekilde etkileyen bir belirti vermeyebilir. Bu nedenle özellikle fazla kilosu bulunan, bel çevresi artmış, ailesinde diyabet öyküsü olan veya daha önce kan şekeri yüksekliği saptanan kişilerin kontrollerini ihmal etmemesi önemlidir" dedi.

Şeker tüketimini azaltırken sürdürülebilir bir beslenme düzeninin önemine işaret eden Deryol, "Amaç bütün besinleri yasaklamak değil; günlük toplam şeker tüketiminin farkında olmak, paketli ürünlerin etiketlerini incelemek, şekerli içeceklerin tüketim sıklığını azaltmak ve dengeli bir beslenme düzeni oluşturmaktır. Metabolik risk faktörleri bulunan kişilerin ise beslenme ve yaşam tarzı planlarını bireysel sağlık durumlarına göre oluşturması gerekir" diye konuştu.