Bursa’da 18 yaşındaki Gökçe Alkan’ın, erkek arkadaşı Mustafa B. tarafından boğazı kesilerek vahşice katledilmesi Türkiye’yi yasa boğarken, cinayetin ardından dijital dünyada beliren acı ve ürkütücü tablo toplumsal bir infiale dönüştü.
Korkunç vahşetin hemen ardından katil zanlısının sosyal medya hesabındaki takipçi sayısının sadece 24 saat içinde 15 katına çıkması ve yüzlerce genç kızın profilin altına “yakışıklı diye”, “tipi iyi” gibi ifadelerle iltifat mesajları yağdırması dehşetin boyutunu farklı bir noktaya taşıdı. Yaşanan bir kadın cinayetinin ardından faile duyulan bu ürkütücü ilgi, acımasız bir suçun dahi sosyal medyadaki yüzeysel estetik algısı uğruna nasıl meşrulaştırılabildiğini ve genç kitlelerdeki tehlikeli duyarsızlaşmayı bir kez daha gözler önüne serdi.
Toplumsal hafızada derin bir yara açan bu olayın ardından; kadın cinayetlerinin ve şiddetin sosyal medyada adeta bir "estetik unsura" dönüştürülerek meşrulaştırılması, meselenin sadece adli değil, ciddi bir psikolojik ve hukuki boyutu olduğunu da net bir şekilde gösterdi.
Peki, gençlerin bir kadın katiline sırf dış görünüşü nedeniyle ilgi duymasının arkasında nasıl bir ruh hali yatıyor? Suçluları veya cinayet zanlılarını sosyal medyada övmek, takip etmek ve onları birer popüler figür haline getirmek hukuki olarak nasıl bir yaptırımla karşı karşıya?
Ergenlik dönemi; duygusal kimliğin keşfedildiği, bireyselleşmenin ve otoriteye meydan okumanın en yoğun yaşandığı çalkantılı bir gelişim evresi. Bu dönemde gençlerin toplumsal normları çiğneyen kişilere ilgi duymasının arayış ve çatışmaların doğal bir yansıması olduğunu belirten Klinik Psikolog Hülya Özge Şahin, psikolojide suçlulara karşı duyulan bu romantik ilgiyi ‘hibristofili’ yani suçlu hayranlığı olarak tanımlıyor.
Şahin, gelişimsel sürecin getirdiği ayrışma ihtiyacına dikkat çekerek şunları söyledi:
"Ergen, ailesinden ve toplumsal normlardan ayrışmak ister. Suç işlemiş ya da tehlikeli görünen kişiler, ergenin gözünde toplumsal normları yıkan ve tamamen 'özgür' olarak idealize edilen figürlere dönüşebilir. Bu durum çoğunlukla gençlerin kendi güvensizliklerini, her şeyi kontrol edebildikleri güçlü bir hayalle örtbas etme çabasından kaynaklanır."
"GÜZEL OLAN İYİDİR" İLLÜZYONU VİCDANI PASİFLEŞTİRİYOR
Sosyal medya platformlarının karmaşık insan psikolojisini filtreler ve müziklerle basitleştirdiğini ifade eden Klinik Psikolog Şahin, görsel odaklı içeriklerin zihinde "güzel olan iyidir" algısını tetiklediğini vurguladı.
Ekranda hızla akan çekici görsellerin, bireylere durumu derinlemesine inceleme fırsatı tanımadığını belirten uzman, bu durumun ahlaki boyutu görünmez kıldığına işaret etti. Sürekli ve hızlı uyaran akışı karşısında, düşünmeyi gerektiren ahlaki yargılama ve empati mekanizmaları ne yazık ki zamanla pasifleşiyor.
Tehditkâr veya tehlikeli figürlere yönelmenin temelinde derin psikolojik ihtiyaçların yattığını belirten Şahin'e göre, bu eğilimi gösteren gençlerde sıklıkla görülmeme, ait olamama veya değersizlik hissi göze çarpıyor.
“'Kötü çocuk' veya 'kötü kız' figürlerini idealize eden topluluklar, bir yere ait hissetmeyen gençlere yapay bir sığınak sunar” diyen Hülya Özge Şahin ekledi:
“Bu toplulukların parçası olmak gence kendini 'özel' hissettirir. Suç işlemiş kişileri değiştirme veya kurtarma fantezisi ise aslında gencin kendi içindeki yetersizlik hissini ve kontrol eksikliğini onarma çabasıdır. Bu fantezi, bireye sahte bir güçlülük ve anlam duygusu kazandırır."
OLAYLARI BİR DİZİ SAHNESİ GİBİ ALGILAMAYA BAŞLIYORLAR
Şahin, ağır suçların ve mağdur travmalarının görmezden gelinip sadece faile odaklanılmasının, dijital dünyanın yarattığı duyarsızlaşmayla doğrudan ilişkili olduğunu ifade etti. Sosyal medyanın hız ve görsellik üzerine kurulu algoritmaları, en ağır suçları dahi saniyeler içinde tüketilen, şık filtrelerden geçirilmiş popüler kültür öğelerine dönüştürüyor.
Hülya Özge Şahin, sunulan bu kurgusal dünyanın bireyler üzerindeki etkisini şu sözlerle açıkladı:
"Kullanıcılar olayları gerçek hayatın yıkımıyla değil, adeta bir dizi sahnesi gibi algılamaya başlıyor. Bu durum beyinde gerçeklikten kopma (dissosiasyon) halini tetikliyor. Suçun ve suçlunun bu şekilde servis edilmesi, zaman içinde zihnin koruma kalkanını düşürerek toplumsal vicdanda ciddi bir duyarsızlaşmaya sebep oluyor."
Şahin’e göre, genç kitleleri romantize edilmiş şiddet figürlerinden ve dijital ortamdaki duyarsızlaşmadan korumak için cezalandırıcı değil, anlamaya yönelik bir yaklaşım benimsenmesi gerekiyor. Ebeveynlerin, çocuklarının bu tür figürlere duyduğu hayranlığı doğrudan bastırmak yerine kapsayıcı sorular sorması gerektiğini belirten Şahin, şu tavsiyelerde bulundu:
Sorgulayıcı ve yargısız yaklaşım: Ebeveynler gençlere "Sence bu kişide seni çeken şey ne?" sorusuyla yaklaşmalıdır. Ailenin temel amacı; gencin değer görme, fark edilme veya aidiyet gibi karşılanmamış gizli ihtiyaçlarını suçlamadan keşfetmek olmalıdır.
Medya okuryazarlığı ve eleştirel düşünce: Hem ailede hem de okulda, sosyal medyadaki içeriklerin arkasında yatan manipülasyon taktikleri masaya yatırılmalıdır.
İmaj ile hakikat ayrımı: Gençlerin, ekranlarda sunulan pırıltılı ‘imaj’ ile gerçek hayatın acımasız ‘hakikati’ arasındaki çizgiyi net bir şekilde fark edebilmesi için eleştirel düşünce yetileri sonuna kadar desteklenmelidir.
HER RAHARTIZ EDİCİ PAYLAŞIM SUÇ DEĞİLDİR AMA...
Meselenin hukuki boyutunu ve sosyal medyadaki bu akımın yasal sınırlarını değerlendiren Avukat Elvan Kılıç, ilk bakışta insanı rahatsız eden bu paylaşımların ceza hukuku karşısındaki karşılığına açıklık getirdi.
"Bir suç işlemiş kişiyi takip etmek, fotoğrafını beğenmek veya fiziksel olarak çekici bulduğunu söylemek tek başına suç değildir" diyen Avukat Elvan Kılıç, konunun mevcut hukuktaki en yakın karşılığının Türk Ceza Kanunu’nun 215. maddesindeki "suçu ve suçluyu övme" düzenlemesi olduğunu belirtti.
Kılıç, bu maddenin son derece dar uygulandığının altını çizerek şu hukuki ayrıntıyı vurguladı:
"Mevcut düzenlemeye göre bir suçun veya kişinin işlediği suç nedeniyle alenen övülmesi ve bunun sonucunda kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması gerekir. Dolayısıyla ‘yakışıklı’, ‘tipi iyi’ gibi ifadeler, ne kadar rahatsız edici olursa olsun, tek başına TCK 215 kapsamında değerlendirilemez. Anayasa Mahkemesi de bu suç bakımından ‘açık ve yakın tehlike’ şartının somut biçimde ortaya konulması gerektiğini önemle vurguluyor."
ASIL TEHLİKE SUÇUN DEĞİL, SUÇLUNUN ESTETİKLEŞTİRİLMESİ
İşin ceza hukuku boyutundan ziyade toplumsal ve dijital boyutuna dikkat çeken Kılıç, problemin özünde "suçlunun estetikleştirilmesi" yattığını ifade etti. Failin işlediği eylemin arka plana düşüp fiziksel görünümü, tavrı ve fotoğraflarının öne çıkarıldığını belirten Kılıç, "Bir süre sonra öldürülen kadın görünmezleşirken fail bir ‘karaktere’, hatta kimi zaman bir sosyal medya figürüne dönüşüyor. Sorun da tam burada başlıyor" dedi.
TikTok üzerine yapılan 2025 tarihli araştırmalarda özellikle 'halo effect' (hale etkisi), 'I can fix him' (onu ben düzeltebilirim) düşüncesi, suçluya sempati, romantikleştirme ve mağduriyetin önemsizleştirilmesi gibi temaların belirgin olduğu görülüyor. Suçluların görüntülerinin müzik, filtre, yavaş çekim ve estetik kurgu yoluyla romantikleştirilmesi, mağdurun yaşadığı travmayı tamamen arka plana itiyor.
Tartışmayı genç kızlar üzerinden yürütüp suçlayıcı bir dille yaklaşmayı doğru bulmadığını ifade eden Kılıç, "'Genç kızlar neden böyle erkekleri seviyor?' dediğimiz anda tartışmanın merkezini yine failden kadına kaydırmış oluyoruz. Asıl sormamız gereken soru şu: Dijital kültür, gençlerin şiddet faili ile kurduğu ilişkiyi nasıl değiştiriyor ve şiddeti ne zaman bir estetik tüketim nesnesine dönüştürüyor?" değerlendirmesinde bulundu.
İnsanların kimi çekici bulduğuna veya takip ettiğine ceza hukuku yoluyla müdahale etmenin son derece tehlikeli bir alan yaratacağını ve ceza hukukunun her zaman "son çare" olması gerektiğini belirten Kılıç, sorunun çözümü için üç katmanlı bir yol haritası sundu:
1- Ceza hukuku katmanı: Gerçek anlamda suçun övülmesi, meşrulaştırılması veya benzer suçların işlenmesine çağrı yapılması hâli hazırda mevcut TCK hükümleriyle cezalandırılmalıdır.
2- Platform sorumluluğu: Öldürme, cinsel saldırı ve kadına yönelik ağır şiddet faillerini romantikleştiren içerikler çocuk ve gençlerin tavsiye akışına algoritmik olarak sokulmamalıdır. Bu içeriklerin yaşa duyarlı biçimde sınıflandırılması, görünürlüğünün azaltılması ve mağduru silen 'fan edit' türü paylaşımlar için etkili bildirim mekanizmaları kurulmalıdır. İçeriğin tamamen silinmesinden ziyade algoritmik olarak ödüllendirilmemesi bile kritik bir araçtır.
3- Eğitim katmanı: Dijital medya okuryazarlığında yalnızca siber zorbalık değil; şiddetin romantikleştirilmesi, toksik ilişki modelleri ve algoritmaların davranışları nasıl şekillendirdiği çocuklara öğretilmelidir.
YENİ DÜZENLEME YOLDA: PLATFORMLARA YASAL YÜKÜMLÜLÜK
Türkiye mevzuatında çocukları dijital ortamda korumaya yönelik adımların atıldığını belirten Avukat Elvan Kılıç, 7578 sayılı Kanun ile 5651 sayılı Kanun’a eklenen ve 1 Kasım 2026’da yürürlüğe girecek olan yeni düzenlemeyi hatırlattı:
"Yeni düzenleme, sosyal ağ sağlayıcılarının 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunmamasını ve yaş doğrulama tedbirleri almasını; 15 yaşını doldurmuş çocuklara ise ayrıştırılmış hizmet sunulmasını öngörüyor. Aynı zamanda ebeveyn kontrol araçlarını da zorunlu hâle getiriyor."






