Fatih'teki II. Bayezid Külliyesi'nin bir parçası olarak 16. yüzyılın başlarında II. Bayezid'in eşi, Yavuz Sultan Selim'in annesi Gülbahar Hatun tarafından çifte hamam olarak inşa edilen yapı, günümüzde II. Bayezid Türk Hamam Kültürü Müzesi olarak hizmet veriyor.

İstanbul Üniversitesi bünyesinde 2015'te hayata geçen müze, bugüne kadar yüz binin üzerinde ziyaretçiyi ağırladı.

Hamam-ı Kebir olarak bilinen 2 bin metrekarelik alana sahip müze, hamam tasarımlarında kullanılan mimari unsurların yanı sıra nalınlar, peştemallar, madeni hamam tasları, şifa tasları, buhurdanlıklar, ibrikler, çocuk leğenleri, maşrapalar, motifli topuk taşları, boynuzdan ve fildişinden yapılmış taraklar, kirdenlikler, kildanlıklar, temizlik için kullanılan killer gibi döneme ait birçok hamam objesini ve görsel materyali barındırıyor.

Osmanlı çifte hamam mimarisinin özelliklerini yansıtan, Türk toplumunda suyun gündelik yaşamdaki yerinin ve öneminin, tarihsel süreçteki değişim ve dönüşümünün anlatıldığı müze, yıl içinde hamam ve yıkanma kültürüne dair sergilere ve atölye çalışmalarına da ev sahipliği yapıyor.

"Envanterimize kayıtlı 234 eser müzemizde sergilenmektedir"

Müze Müdürü Yazgülü Turan, AA muhabirine, 1507-1508 yıllarında yaptırılan hamamın 1715'te bölgede çıkan büyük yangında tahrip olduğunu, yapılan restorasyonun ardından 1930'a kadar hamam olarak faaliyetini sürdürdüğünü söyledi.

Turan, 1930'dan sonra hamamın özel kişi mülkiyetine geçtiğini ve uzun süre atıl bırakıldığını belirterek, bu dönemde soyunma odalarının demirci atölyesi ve deri deposu olarak kullanıldığını, bu durumun hamamda yeni bir tahribata yol açtığını anlattı.

Hamamın 2000'de İstanbul Üniversitesi mülkiyetine dahil edildiğini aktaran Turan, bakım, onarım ve çevre düzenlemelerinin ardından 2013'te yapının müzeye dönüştürülmesinin kararlaştırıldığını dile getirdi.

Hamamın 26 Mayıs 2015'te müze olarak hizmete açıldığını hatırlatan Turan, "İstanbul Üniversitesi bünyesinde halka ücretsiz hizmet vermekteyiz. Yerli ve yabancı turistlerin büyük ilgisine mazhar olmaktayız. Açıldığı günden bugüne kadar 106 bin kişi müzemizi ziyaret etmiş." dedi.

Müzede kalıcı ve geçici sergi alanlarının bulunduğunu anlatan Turan, "Kalıcı sergi mekanlarımızda hamam eserleri ve hamam objeleri sergilenmektedir. Envanterimize kayıtlı 234 eser müzemizde sergilenmektedir. Bunlar bağış yoluyla elde edilmiş objeleri, tekstilleri ve etnografik eserleri kapsar. Genellikle burada sergilenenler Osmanlı döneminde kullanılmış, 18'inci ve 19'uncu yüzyıla ait eserlerdir." diye konuştu.

Roma döneminden kalma, 3'üncü yüzyıl eserlerinin de müzede yer aldığınu vurgulayan Turan, "Roma dönemine ait eserler bu müzenin temelinde devşirme taş olarak kullanılmış ve o taşlardan çok önemli zafer takına ait bir parça da ziyaretçi girişinin bulunduğu, müze personelinin de görev yaptığı alanda sergilenmektedir. Ayrıca, dıştan da çok net göründüğü gibi temelinde Roma dönemine ait taşlar, devşirme taş olarak kullanılmıştır." ifadesini kullandı.

Öğrencilere hamam ve temizlik kültürü anlatıldı

Türk hamamının dünya çapında bir öneme sahip olmasına rağmen yeni kuşaklarca yeterince bilinmediğini kaydeden Turan, bu noktada kültürün yaygınlaştırılması amacıyla her sene ilk ve ortaöğretim kurumlarıyla projeler yürüttüklerini söyledi.

Proje kapsamında öğrencilere, müzenin ve Osmanlı mimarisinin anlatıldığını belirten Turan, gezi sonunda öğrencilerin gördüklerini resmettiğini, bu resimlerin de sene sonunda müzede sergilendiğini dile getirdi.

Proje vesilesiyle temizlik kültürüne ilişkin bilgiler de verildiğini aktaran Turan, "2019'da İstanbul Valiliği, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve İstanbul Üniversitesi arasında imzalanan protokol ile 'Sağlıklı Gelecekler İçin Hijyenik Okullar' projesini hayata geçirdik. Bu proje kapsamında İstanbul'un çeşitli semtlerinden yaklaşık 2 bin 500 öğrenci müzemize geldi. Hamam ve temizlik kültürüne dair bilgilendirmeler yapıldı. Böylelikle çocuklarda bu konuda farkındalık oluşturuldu." değerlendirmesinde bulundu.

Turan, tarihi müzenin Cumhuriyet dönemindeki hamamlara da örnek teşkil ettiğine değinerek, hamamların sadece yıkanma yeri değil kadınlar başta olmak üzere insanların en önemli sosyalleşme alanlarından biri olduğunu ifade etti.

İstanbul'un en büyük ikinci hamamı

İstanbul'un en büyük ikinci hamamı olan müzedeki eserlerin ait oldukları dönemin motiflerini de taşıdığını belirten Turan, şöyle konuştu:

"Mesela topuk taşı var, bizim bildiğimiz sıradan taşın üstü gümüş, oya gibi işlenmiş. Ayrıcalıklı eserler bunlar. Pişmiş kilden oluşturulmuş boğa yavrusu betimlenmiş özel taşlar. Mesela killer var, günümüzdeki sabunun karşılığı. Biz sabun ve şampuanı biliyoruz ama gençler kilin ne olduğunu bilmiyor. Kil o dönemin şampuanı. Yani kil başa ve vücuda sürülüp masaj yapılarak hem vücut temizliğinde hem saç temizliğinde kullanılmış. Ayrıca vitrinler içerisinde sergilenen o dönemin zeytinyağlı sabunları var. Onun dışında nalınlar var. Gelinler tarafından yapılmış süslü, ahşap üzerine gümüş metalle, boncuklarla işlenmiş nalınlar, tekstiller var. Keyif için kullanılan yeme içme takımları, çay ve kahve takımları var."

Turan, müzenin hafta içi 09.00-16.30 saatlerinde gezilebildiğini sözlerine ekledi.