Önce Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın önceki gün New York’ta yaptığı açıklamalardan aldığım şu cümle: “Irak’ın ortaya koyduğu terörü ve silahlı grupları sona erdirmeyle ilişkili yol haritası hayata geçtikçe Türkiye de oradaki varlığını kademeli olarak azaltma ve sonlandırmaya yönelik bir, Başika Üssü ile ilgili söylüyorum, tasarruf içinde olacak.”

Yani; Irak’ta PKK ve bağlantılı teröristler, özellikle Sincar’da silah bırakıp ayrıldıkça Türkiye de oradaki askeri varlığını çekecek.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Başika Üssü için aldığı karar işte böyle bir mesajdır.

Şifresi: “Siz Terörsüz Bölge için bir adım atın, biz atmaya zaten hazırız.”

Arkadaşlar bu noktada şu harita zincirine iyi bakmanızı istiyorum. Suriye’nin güneyindeki durumu tarihlere göre açık açık gösteriyor. Bu haritalar Türkiye’nin peşpeşe yaptığı sınır ötesi harekâtların tarihi düzeydeki önemini ortaya koyuyor.



Terörle mücadelenin nerelerden nerelere geldiğini çok net gösteriyor.

2011’de Suriye rejiminin hâkim olduğu harita (pembe). Ve 2016’da DEAŞ’ın ele geçirdiği bölge (siyah). ABD’nin ve çok uluslu güçlerin gelişiyle DEAŞ gidiyor. Onun yerini ABD askerlerine yardım edeceği garantisiyle silahlandırılan PKK/YPG alıyor (sarı). DEAŞ’ın siyahı gidiyor. PKK/YPG’nin sarısı geliyor. Böylece sınırımızın ötesinde PKK terörünü yükseltme olanağı artıyor.

Yeşil alanlar ise rejim muhalifi güçler. Bu harita zincirine baktıktan sonra şu yorumu yapabiliriz:

Türkiye’nin Fırat Kalkanı, Barış Pınarı, Zeytin Dalı gibi harekâtları ve bölgeye Türk askerinin konuşlanması sonrasında; Bugün Terörsüz Türkiye ve “Terörsüz Bölge” süreciyle doğrudan ilgilidir.

Suriye ve Irak’ın kuzeyindeki Türk askeri varlığı bu anlamda “Terörsüz Bölge”nin garantisidir.

Bu geçen 10 yılda; Türkiye, Irak ve Suriye’de hem askeri, istihbari hem de diplomatik bir süreç işletmiştir.

Bu sürecin başarısını işte bu haritalar ispatlamaktadır.



-Irak yönetimi, ülkedeki bütün silahlı güçlerin silahlarını bırakıp merkezi hükümete bağlanmasını istiyor ve ilan ediyor. Özellikle Sincar bölgesindeki PKK bağlantılı silahlı (Yezid) güçlerin silah bırakacağını söylüyor.

-Türkiye de buna karşılık bölgede Irak’ın isteği doğrultusunda konuşlandırdığı Başika Askeri Üssü’nü boşaltacağını söylüyor.

Tabii silahlar bırakıldığında. Aynı süreç zaten Suriye’de işliyor.

Peki, PKK silahları “sembolik” olarak yaktıktan sonra teröristlerin tamamı silah bırakıp teslim oldu mu?

Bu soruyu güvendiğim bazı yetkililere sordum.

Çoğundan aldığım cevapların özeti şu: “Henüz değil...”

Aslında bütün bu gelişmeler olurken Ortadoğu’da da müthiş bir trafik yürütülüyor. Başkan Donald Trump, Mesud Barzani ve Bafel Talabani ile telefon görüşmeleri yapıyor. Sonrasında ABD’den heyetler Irak’a geliyor.

Barzani ve Talabani görüşmeleri sürüyor. Türk istihbaratı elbette devrede. Ve ardından şu haber ajanslara düşüyor: “Irak Haber Ajansı’na (INA) göre Barzani, ‘Bakanlık dışında hiçbir Peşmerge gücü kalmayacak ve Peşmerge, Irak ulusal savunma sisteminin bir parçası olacak’” dedi.

Bu elbette yıllarca birbirinden ayrı iki güç olan Talabani ve Barzani peşmergeleri ve bölge için tarihi bir gelişme.

Aynı zamanda Terörsüz Bölge açısından da çok önemli.

Özetle; Suriye’de, 2015’te PKK/YPG’nin kuzeydeki özellikle petrol bölgelerine hâkim olduğu;

Güneyde İsrail’in kışkırtmalarıyla hareket eden silahlı güçlerin hâkimiyeti son bulurken;

Irak’ta peşmerge güçleri Bağdat yönetimi altında birleşiyor. Ve tüm silahlı unsurların Irak ordusuna bağlanacağını ilan ediyor.

Türkiye, bu bölgedeki gelişmeleri çok yakın takip ederken;

Başika Üssü üzerinden “Ben Terörsüz Bölge için adım atmaya hazırım” mesajını veriyor.

Geriye şu anda bir tek İran kalıyor. Bu arada Talabani’nin İran ziyareti dikkat çekiyor. Aynı dönemde İran İçişleri Bakanı’nın Ankara ziyareti var.

İran, şu anda ABD’yle savaşırken “vekil güç” kullanmayı tercih ediyor. Kızıldeniz’e hâkim olan Husiler ciddi bir örnek. Bu noktada PKK/PJAK’ın ne olacağı sorusu güncelliğini koruyor.

Elbette peş peşe gelen güncel olaylar bize geçmişi unutturuyor.

Bu nedenle haritalara bakarak hatırlatmak istedim.

Türkiye’nin son 10 yılda bir kuyumcu işçiliğiyle ördüğü bu başarı hikâyesini alkışlıyorum.