Medyada alkol ile depresyon ilacını bir arada kullandığı yazıldı, çizildi. Neydi işin gerçeği?

Tümüyle yalan ve yanlıştı. Ece, asla çok içen biri değildi. Çok bilinçli bir kızdı ve her şeyi de o bilinçle yapardı. Ben bugüne dek hiç onun çok içtiğini görmedim. Anneyim ben anne! Gittiğimiz yerde de Ece’yle beraber birer tane soda içtik.

Doğum gününe denk gelmesi beni daha da parçaladı. O gece neler yaşandı?

Aslında evdeydik. İki teyzesiyle konuştu, babasıyla konuştu. Köpekleri biraz gezdirmeye indik. Sonra da kamp sandalyelerini getirdi, çimlerde oturduk. Hava çok güzeldi. Biliyorsun köpeğine, Pucci’ye büyük bir köpek saldırıp öldürmüştü. O yüzden ufak köpeklerinin de başına bir şey gelir diye dert edip, Kayıkhane’ye gitmek istedi. Zaten orası eve çok yakın. O gün de sirtaki müziği çalıyordu kafede. Köşeli deri koltuğa oturduk. Orada birinin doğum gününü kutluyorlardı. Anons yapılıyordu. Ben de garsona dedim ki “Benim kızımın da doğum günü, ben de pasta alacağım.” Ama orada yokmuş. Dışarıdan getiriyorlarmış, burada sadece anons yapılıyormuş.

Dedim, “Kızım sana sürpriz yapacaktım ama burada pasta yokmuş.” O da hemen telefonunu açıp sipariş verdi. “Köpekleri eve bırakalım, Yunan müziğinde oynayalım” dedi. Ona kıyamayıp köpekleri eve ben bıraktım. Giderken de garsona pasta geleceğini söyledim. Pasta gelince de anons yapıldı. Bunun üzerine Ece’m mikrofonu aldı, “Şarkı söyleyeceğim” dedi ama ne yaptı biliyor musun?

Cahit Sıtkı Tarancı’nın, ‘Otuz Beş Yaş’ şiirini okudu. “Yaş 35, yolun yarısı…” Gözümün içine baka baka bana bu şiiri okudu. Sonra hayranları geldi, fotoğraf çektirdi. Ama Ece, “Midem çok ağrıyor eve gidelim” dedi. Eve döndük. Uykusu vardı. Yani öyle yazıldığı gibi ne sarhoştu ne de ayakta zor duruyordu. Hepsi yalan.

Evet ne yazık ki! Sabah ne hazırlayayım kahvaltıda diye sormak için girdim odaya… Sesime cevap vermedi. Kuzum buz gibiydi.

‘BEN ÇİRKİN MİYİM? YETENEKSİZ MİYİM?’ DERDİ

Çok hakkının yendiğini düşünürdü. Bunu bana da söyledi. Sizce de öyle miydi, dertleşir miydiniz?

Kesinlikle öyle. Buna da çok üzülürdü zaten. “Anne ben çirkin miyim, anne ben yeteneksiz miyim?” diye sorardı. “Asla” derdim. Güzel Ece’m, “Ben hep dik duracağım, kimseye boynunu eğmeyeyim, kimseye arkamdan laf ettirmeyeceğim” derdi. Çünkü aile terbiyesi almıştı. Yedi ay boşlukta kalması da Ece’yi çok yıprattı. Yurt dışına vs gidiyordu ama çalışmayı çok seviyor ve boşta kalınca bunalıma giriyordu.

Ece’nin oyunculuk tutkusu çocuk yaşlarda mı başladı?

Ece daha 3-4 yaşlarındaydı. Televizyonda Türk filmleri izlerdik, çocuk oyuncuları görünce çok etkilenirdi. Babasına, “Ben de böyle oynamak istiyorum” derdi. Babası da “Büyü kızım, konservatuvara gidersin, sen de oynarsın” derdi. Ece de hemen itiraz ederdi. “Ama onlar küçük, büyümemişler ki, oynuyorlar!” Babası da “Onlar artist çocukları” derdi. Ece bu kez babasına dönüp, “Baba, sen de git artist ol!” diye cevap verirdi. Çocukluğundan beri içinde vardı oyunculuk…

Kalp problemi var mıydı daha önceden bilinen?

Hayır, hiç bilmiyorduk. Hiçbir rahatsızlığı yoktu. Ece kendisine çok dikkat eder, sağlıklı beslenirdi. Hatta kısa süre önce özel sağlık sigortası yaptırmıştı. “Kızım, herhangi bir rahatsızlığın yok ama madem sigortan da var, gidip bir check-up yaptıralım” dedim. “Gidelim anne” dedi. Pazartesi sabahı hastaneden aradılar. “Randevuyu ne zaman oluşturalım?” diye sordular. “Perşembe günü uygun” dedim. O sabah hem Ece’ye bunu söyleyecek hem de kahvaltıyı soracaktım. Ece’mi öyle görünce dünyam başıma yıkıldı.

Ne yapacağımı şaşırdım buz gibiydi. Çığlık çığlığa kaldım, bina ayağa kalkmış, kapıcımız ve eşi gelmiş. Zaten sonrası yok bende.

Tayland tatilinde maymun ısırığı olmuş diye bir haber de çıktı. O doğru muydu?

Tayland gezisinde böyle bir şeyin yaşandığı doğru. Maymun ısırmıştı ama orada hem kuduz aşısı hem de tetanoz aşısı yaptırmıştı. Beş gün boyunca da ilacını kullanmış. Aslında biraz daha kullanması gerekiyormuş. Bilmiyorum ki… Kalp işte. İnanamıyorum, kabus gibi. Hep rüyamda görüyorum. “Anne ben ölmedim ki, benim için ne diyecekler diye deneme yaptım” diyor.

Etmiyorum ama kızıma bu yaşta, erkenden gitmeyi konduramıyorum. Ece geç doğdu ama erken gitti Alev. Ece 9.5 aylık doğdu. Kızım asla alkolik falan değildi. İçmiyordu ki! O gün de içmedi zaten. Babası “Ah Ece’m, dünyaya herkes sığdı, bir sen mi sığamadın” deyip ağlıyor.

O sabah sizin böyle bir açıklama yaptığınız yazıldı. “Alkolle depresyon ilacı karıştı” diye…

Asla! Bu var ya öyle ayıp ki! Yalan. Uydurma. Nasıl vicdanlarına sığdırmışlar? Benimle kim nerede röportaj yapmış olabilir ya! Ben o gün kendimde miydim ki! Benim dünyam kararmış, ben o halde açıklama mı yapacağım? Bu nasıl vicdansızlık? Ben konuşacak durumda değildim. Beni hastaneye kaldırdılar, ben gelip gideni bile görecek durumda değildim. Kimler gelmiş, kimler gitmiş, kimseyi görmedim.

Hem de nasıl. Ailemizin göz bebeğiydi. Eşimin kız kardeşi yoktu. Ece’m doğunca sevinçten çıldırdı. Tüm hemşirelere para dağıttı. Hep kızı olsun istemişti.

O da çok kötü. Nasıl iyi olabilir ki? Ama bana destek olmaya çalışıyor. Tabii ki görevi nedeniyle daha metanetli durmaya çalışıyor. Biliyor ki o da kendini bırakırsa ben iyice biterim.

KİMSEYE KIRGIN DEĞİLİM, HERKESİN ÖNCELİĞİ FARKLI

Rol arkadaşlarının cenazeye katılmaması sizi üzdü mü?

Benim kızım gitmiş, ona mı üzüleceğim? Tek üzüntüm prensesimin gitmesi. Hiç kimseye de bir şey demiyorum. Herkesin öncelikleri farklı.

İstanbul’daki evine hiç girebildiniz mi?

Nasıl gireyim? Ece’nin her şeyi orada. Kalbim nasıl dayansın! O evi boşaltabilir miyim hiç? İsyan etmiyorum ama dayanamıyorum…