Kararın istinafa taşınması üzerine dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 56. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kararını hukuka uygun buldu. Bunun üzerine erkek, kararı temyiz ederek dosyayı Yargıtay’a taşıdı.

Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, boşanmaya ilişkin hükmü onarken kadına yoksulluk nafakası verilmesine ilişkin kararı ise bozdu. Yargıtay kararında, kadının emekli olduğu ve düzenli, sabit bir gelirinin bulunduğuna dikkat çekildi. Tarafların gelirlerinin de birbirine yakın veya denk olduğu belirtilerek, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde düzenlenen yoksulluk nafakasının koşullarının oluşmadığına hükmedildi.

Avukat Süreyya Kardelen Yarli ise, mevcut yasal düzenlemenin değişen ekonomik koşullara göre nafakanın yeniden değerlendirilmesine imkân verdiğini belirterek, şöyle devam etti: “Mevcut kanun, nafakanın şartlarını belirlediği gibi ekonomik koşullar değiştiğinde miktarının yeniden değerlendirilmesine ve yoksulluk ortadan kalktığında mahkeme kararıyla kaldırılmasına da imkân tanıyor. Bu nedenle nafaka hakkını daraltacak yeni bir düzenlemeye ihtiyaç olmadığı, mevcut hükümlerin doğru ve etkin uygulanmasının yeterli olduğu kanaatindeyim. Gündeme getirilen olası değişikliklerde kadınların kazanılmış hakları ve ekonomik güvenceleri mutlaka korunmalı, ev içi emek, bakım yükü ve çalışma hayatından uzak kalmanın yarattığı eşitsizlikler göz ardı edilmemeli.”

Yargıtay’ın kararını Milliyet’e değerlendiren Avukat Özlem Şen Yargıtay’ın kararının, yoksulluk nafakasının boşanmanın ardından otomatik olarak bağlanan bir ödeme olmadığını bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi.

Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde temel ölçütün, boşanma nedeniyle eşlerden birinin yoksulluğa düşüp düşmeyeceği olduğunu belirten Şen, “Somut olayda Yargıtay yoksulluk nafakasının koşullarının oluşmadığı sonucuna varmış. Ancak bu karar, ‘Bir kadın çalışıyorsa veya emekliyse nafaka alamaz’ anlamına gelmiyor. Her dosyada tarafların ekonomik ve sosyal durumlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekiyor” dedi.

Eşlerin gelirlerinin birbirine yakın olmasının da tek başına nafakanın reddi için yeterli görülmemesi gerektiğine dikkat çeken Şen, nafaka değerlendirmesinin yalnızca maaşların rakamsal olarak karşılaştırılmasına indirgenemeyeceğini vurguladı.