90 yaşında hayatını kaybeden Göksel Arsoy’un kızı Aşkım Arsoy, babasının herhangi bir hastalığı olmadığını söylerken açıklamasında “Tek tesellimiz, hiçbir ağrı, sızı ve eziyet çekmeden gitmesi. Son zamanlarında halsizdi. Bizim için en büyük teselli hastane yüzü görmemiş olması. Bünyesi sağlamdı ama yaş 90. Cenaze büyük ihtimalle çarşamba günü olacak.” dedi.
1936’da Kayseri’de dünyaya gelen Göksel Arsoy, 1950’lerin sonunda başladığı oyunculuk kariyerinde sayısız filmde başrol oynadı, Yeşilçam’ın en sevilen jönlerinden biri oldu.
YEŞİLÇAM’IN EN BÜYÜK YILDIZLARINDAN BİRİ OLMUŞTU
1957 yılında Sırrı Gültekin'in yönettiği Kara Günlerim adlı ilk filmi ile sinemaya adım atan usta aktör, peş peşe gelen Kelepçe (1958) ve Samanyolu (1959) filmleriyle şöhretini perçinledi.
Arsoy, onu bir yıldız haline getiren filmlerin birçoğunda bir başka Yeşilçam efsanesi Belgin Doruk’la rol almıştı.
Sadece yakışıklılığıyla değil, sinema dünyasının en beyefendi ve zarif insanlarından biri olarak tanınan Göksel Arsoy’un babası Hava Kuvvetleri pilotuydu. Babasının mesleği sayesinde göklere ve uçmaya sevdalanan usta oyuncu İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde okurken, bir yandan da çalışmaya başlamıştı.
ASLINDA PİLOT OLMAK İSTİYORDU… GÖKLERE OLAN TUTKUSU ONU TESADÜFEN OYUNCU YAPTI
Yeşilköy Havalimanı'nda çalışmaya başlayan Göksel Arsoy’un hayatı verdiği bu kararla değişecek, hem yıllarca büyük bir tutkuyla yaptığı oyunculuk mesleğine bu havaalanı mesaisi sayesinde başlayacak hem de aşkı aynı yerde bulacaktı…
1957 yılında havaalanında çalışırken tanıştığı Soley Hanım’la 12 Nisan 1961 tarihinde evlendi. 21 Nisan 1963 de Aşkım adında bir kızı ve 17 Nisan 1965 de oğlu Remzi Gökhan Arsoy dünyaya geldi.
Havaalanında çalışırken yakışıklığıyla herkesin dikkatini çeken Göksel Arsoy bir gün orada karşılaştığı bir yapımcının da ilgisini çekmiş, ilk oyunculuk teklifini de böyle almıştı…
SARI SAÇLI MAVİ GÖZLÜ O GENÇ ADAM ÜNLENİNCE “ALTIN ÇOCUK” OLDU
Yeşilçam’ın 160’ların başından itibaren en büyük yıldızlarından biri olan Göksel Arsoy sarı saçları ve mavi gözleriyle oldukça Avrupai bir görüntüye sahipti ve onu kendi döneminin diğer jönlerinden ayıran bu farklı görüntüsüyle daha da çok ilgi çekti.
Göksel Arsoy’a "Altın Çocuk" lakabını bir başka Yeşilçam efsanesi, unutulmaz yönetmenimiz Halit Refiğ takmıştı.
AMCASI ÇOK ÖNEMLİ BİR BESTEKÂRDI, KENDİ DE YILLARCA SAHNEYE ÇIKTI
Klasik Türk müziğinin en önemli bestekâr, söz yazarı ve yorumcusu olan Yesari Asım Arsoy'un yeğeni olan usta oyuncu zaten sanat ve müziğe yakın büyümüş; Yeşilçam kariyerini sürdürürken bir yandan da sahneye çıkıp plaklar doldurmuştu.
Bir dönem kendi film prodüksiyon şirketini kuran Göksel Arsoy İngiltere’ye giderek burada da şansını denemiş, burada "Altın Çocuk" adıyla casusluk/polisiye serileri çekince "Türk James Bond'u" olarak da anılmaya başlamıştı.
Babası hava subayı ve jet pilotu olduğu için Kayseri Hava Üssü'nde büyüyen Arsoy, Hava Harp Okulu'na gitmek istese de babası buna izin vermedi. O da bu büyük tutkusunu sinemaya taşıdı.
BABASI PİLOT OLMASINA İZİN VERMEYİNCE YEŞİLÇAM YILDIZI OLDU
Türk sinemasının ilk havacılık filmi olan Şafak Bekçileri'nin sadece başrolü değil aynı zamanda yapımcısı oldu. Çekimler sırasında Hava Kuvvetleri'nin desteğiyle jet uçuşuna katılan Arsoy, gerçek anlamda “ses duvarını” aşan ilk ve tek Türk oyuncu olmuştur.
Usta aktör yıllar sonra bu filmi ve filmin ne kadar ses getirdiğini "O dönem kızlar havacılarla evlenmezdi, tehlikeli diye. Bu filmden sonra havacılarla evlenmeye başladılar" sözleriyle anlatmıştı.
Göksel Arsoy’un popülerliği ve yurt dışında yaptığı çalışmalar onun dünyaca ilgili görmesini sağlamıştı. Ünü Türkiye sınırlarını aştı; Orta Doğu'da büyük yankı uyandıran yakışıklı yıldız Lübnan-Mısır-Türkiye iş birlikleriyle sinemamızda bu tür yurt dışı ortaklı yapımlarda yer alan ilk jönlerimizden oldu.
Yeşilçam’da yıllarca “star sistemi” diye anılan, oyuncuların isimlerinin filmlerin önüne geçtiği dönem de aslında Göksel Arsoy’la başlamıştı… 1959 yılında Belgin Doruk ile başrolünü paylaştığı Samanyolu filminin yakaladığı başarı bu değişimin mimarı idi.
Yeşilçam’daki bu dönüşümün film afişlerine de yansımıştı: Film afişlerinde oyuncu isimlerinin büyüklüğü, sırası ve kadın-erkek oyuncu dengesi gibi yazılı olmayan sert Yeşilçam kurallarının temelleri Arsoy'un yakaladığı inanılmaz popülariteyle yazılmıştı.
1970’lere doğru Göksel Arsoy sinemadan uzaklaşıp şarkıcılığa yönelse de oyunculuğa nadir şekilde devam etti; son filmi ise Ayhan Sonyürek'in yönettiği, başrollerini Halil Ergün ile paylaştığı ve eski sinemacıların hikayesini anlatan Unutulmayanlar (2006) filmi oldu.
Göksel Arsoy yapımcıların ricalarını kıramayıp 2000’lerin başında çeşitli televizyon dizlerinde de konuk oyuncu olarak yer aldı.
SİNEMA İÇİN, YEŞİLÇAM’IN EMEKÇİLERİ İÇİN DE ÇOK ÇALIŞTI
Oyunculuk dışında tenis ve binicilik gibi sporlara da çok düşkün olan Göksel Arsoy, halka spor bilinci aşılanması amacıyla kurulan “Türkiye Herkes İçin Spor Federasyonu”na Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü tarafından atanmış, 2008’de görevinden ayrılana kadar 6 yıl bu görevde kalmıştı.
Kendi mesleği ve sektörel dayanışma konusunda da oldukça duyarlı olan Göksel Arsoy 1997-1999 yılları arasında SODER (Sinema Oyuncuları Derneği) başkanlığı yaptı. Dernek Göksel Arsoy’un başkanlığı döneminde özellikle Yeşilçam emekçilerinin güvencesiz çalışma koşulları ve ilerleyen yaşlarında yaşadıkları zorluklara odaklanmış; Yeşilçam emekçilerinin sigortalanması ve sosyal güvencelerine kavuşması konusunda ciddi çalışmalar yürütmüştü.





