Spartak Moskova forması giyen Gedson Fernandes, kulübe verdiği röportajda dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Portekizli futbolcu; Rusya'daki yaşamından Galatasaray'ın başarılı oyuncusu Batrakov'a, Jose Mourinho ile çalıştığı dönemde edindiği tecrübelere kadar birçok konuda konuştu.Gedson Fernandes'in açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:Moskova'da yılın ilk gerçek soğuk günleri yaşanmaya başladı.

Bununla nasıl başa çıkıyorsun?Hiç başa çıkamıyorum. Açıkçası, soğuk havayı hiç sevmiyorum.Türkiye'de de hava pek sıcak olmayabiliyor...Ama buradaki gibi değil. Sadece birkaç gün önce bahar havası vardı, bugün ise neredeyse eksi 10 derece. Moskova'daki birçok restorana gitmişsindir. Mutfağımız hakkında ne düşünüyorsun?Muhteşem!İstanbul'dakinden ya da örneğin Portekiz mutfağından daha mı iyi?Hayır, böyle bir şey söylenemez.

Bunlar sadece farklı mutfaklar. Özellikle Türk mutfağıyla karşılaştırmak istemem çünkü kendine özgü bir mutfak. Ama burada her şeyi bulabilirsiniz.Moskova'da sokakta seni sık sık tanıyorlar mı?Hayır. Burada oldukça sakin bir hayatım var. Türkiye'yle karşılaştırdığımda çok daha sakin. Yürüyüşe çıkabiliyorum ve kimse beni rahatsız etmiyor.

Sürekli fotoğraf çektirme isteğiyle yanıma gelenler olmuyor. O halde burada İstanbul'dan daha mı mutlusun?Daha mutlu olduğumu söyleyemem... Bunu nasıl açıklasam? Kimseyi kırmak istemem ama Türkiye'de insanlar çok daha fanatik, futbola çok daha fazla tutkuyla bağlılar. Onlar için bu, sevgilerini gösterme biçimlerinden biri.

Burada insanların böyle davranmadığını söylemiyorum, sadece farklı bir zihniyete sahipler.Karma röportaj alanında sana defalarca Batrakov soruldu. Son günlerde oldukça dikkat çekici performans sergiledi ve Türkiye'de kısa sürede büyük bir yıldız haline geldi.Daha önce de söylediğim gibi, çok iyi bir kulübe transfer oldu.

Ona bir kez daha her şeyin en iyisini ve bol şans diliyorum. Gerekli tüm özelliklere sahip. Eğer bu seviyede istikrarlı şekilde oynamaya başladıysa, bu zaten onun hakkında çok şey anlatıyor. Aleksey henüz çok genç. Gerçi Rusya'da futbolcular genellikle daha ileri yaşlarda kendilerini göstermeye başlıyor. Sen genç oyuncuların kısa sürede öne çıkmasına alışık mısın?Burada hemen bir itirafta bulunmam gerekiyor: Futbol izlemeyi pek sevmiyorum.

Kendi oynadığım maçları bile sonradan tekrar izlemem. Belki bu çok iyi bir özellik değil ama benim için her şey antrenman ya da maç biter bitmez sona eriyor. Elbette ilgi çekici bir maç varsa ya da arkadaşlarımdan biri oynuyorsa izleyebilirim. Ama bunu sadece onlar için yapıyorum. Eve gidip film izlemeyi, müzik dinlemeyi ya da sabaha kadar Call of Duty oynamayı tercih ederim.

Bunlar benim için futboldan daha ilgi çekici.Şampiyonlar Ligi söz konusu olduğunda bile mi?Şöyle söyleyeyim... Galatasaray, Beşiktaş, Manchester City veya PSG oynuyorsa ve sahaya arkadaşlarımdan birinin çıkacağını biliyorsam belki maçı açarım. Ya da arkadaşlarımla anlaşıp bir maç seçebilir ve üzerine konuşabiliriz. Ama onun dışında hayır.

Çünkü özellikle desteklediğim bir takım yok. Peki ya çocukluğundan beri tuttuğun Benfica?Onu takip ediyorum ama çok sık değil. Artık orada arkadaşlarımdan pek kimse kalmadı. Rafa Silva ve birkaç kişi daha var.Maçları tekrar izlemiyorsan kendi performansını nasıl analiz ediyorsun?Kendimi analiz etmiyorum, bunu yapmak istemiyorum.

Bazen maç bitiyor ve arkadaşlarım mesaj atmaya ya da telefonla aramaya başlıyor: Şunu yaptın, böyle oynadın, şurada kendini geliştirebilirdin... Böyle durumlarda konuşmayı hemen kesiyorum: Maç bitti. Bunun hakkında konuşmak istemiyorum. İster 4-0 kazanmış olalım ister son dakikada gol yiyerek 1-0 kaybetmiş olalım, fark etmiyor.

Sadece, İyi ya da kötü oynadığımı bana anlatmayın diyorum.Genel olarak futbol hakkında konuşmak istemiyorum, hele ki kendi maçlarım hakkında hiç istemiyorum. Elbette maçtan bir iki gün sonra konuşabiliriz. Ancak maçın bitiş düdüğünün hemen ardından bu kesinlikle söz konusu değil. Futbol konuşmuyoruz çünkü bundan hoşlanmıyorum.

Düşüncelerimi kendime saklıyorum. Mourinho. Bana şunu öğretti: Ne düşünürsen düşün, takım her şeyden önce gelir. İstediğiniz kadar konuşabilirsiniz ama kazanamıyorsanız diğer her şeyin hiçbir önemi yoktur. Bana özü oldukça basit olan bir düşünce yapısı kazandırdı: Kendinizi kim olarak görürseniz görün, hatta en iyilerin en iyisi olduğunuzu düşünün, gerçek anlamda en iyi olan kişi kazanan kişidir.Hayatta gerçekten çok şanslıydım çünkü harika teknik direktörlerle çalışma fırsatı buldum.

Kimisi daha arkadaş canlısıydı, kimisi daha duygusal, kimisi ise taktiksel ayrıntılar konusunda daha titizdi... Ancak futbolda gerçekten önemli olan şeyin ne olduğunu bana Mourinho gösterdi. Düşünce yapımı değiştirdi. Kendinizi istediğiniz kadar en iyi olarak görebilirsiniz, buna egonuz da sizi yönlendirir. Ama kazanmıyorsanız bunun ne anlamı var?

O zaman en iyi kim?Taktik konusunda Jorge Jesus inanılmazdı. Mourinho ise futbola bakış açımı tamamen değiştirdi. Galatasaray'a transfer olduğumda Fatih Terim benim için bir baba gibiydi. Bruno Lage de harika bir teknik direktör. Rui Vitória ise profesyonel seviyede forma giymeme ilk kez fırsat veren kişi olduğu için benim için özel bir isim.

Beni en çok etkileyen iki kişiyi öne çıkaracak olursam, ilk sırada Jorge Jesus gelir. Taktik anlamında bana çok şey öğretti ve futbolu daha iyi anlamamı sağladı. Bu bilgiler bugün bile bana yardımcı oluyor. İkinci sırada ise düşünce yapımı ve futbola bakış açımı değiştiren Mourinho var.Kendini teknik direktör olarak hayal edebiliyor musun?Hayır.

Futbolu bile izlemiyorum, nasıl teknik direktörlük yapabilirim ki? Kariyerimi bitirdiğimde de uzun süre futbolu takip edeceğimi sanmıyorum. İlk iki yıl sadece özgürlüğün tadını çıkaracağım. Aileme zaman ayırabileceğim. Futbolcuların çok güzel bir hayatı olduğu söylenir ancak diğer taraftan ailemizle çok fazla zaman geçiremiyoruz.

Özellikle onlardan ayrı yaşıyorsak bu durum daha da belirgin oluyor. Bu nedenle kariyerimi bitirdikten sonraki ilk yıllarda önceliğimi aileme vereceğimi düşünüyorum.