Kartinge 5 yaşında başlayan, pist yarışlarının ardından henüz 8 yaşındayken kendini ralli otomobilinin içinde bulan sporcumuz Ali Türkkan (27), bugün dünya şampiyonu bir pilot. Yarışırken zaman zaman saatte kaç kilometre hızla gittiğini düşünmeyen, günlük hayatındaysa arkadaşlarının ‘ağırkanlı’ diye tanımladığı Türkkan için otomobil yalnızca bir spor değil, çocukluğundan beri hayatının bir parçası.

Beni ralli otomobiliyle buluşturan şey mecburiyet oldu. Pist kariyerim istediğim gibi gitmiyordu. Takımla ayrılık yaşadım ve yeni takım bulacaktım ya da bırakacaktım, 8 yaşındaydım. Masada olmayan üçüncü ihtimal ralliydi ve yaparım diye düşünerek ralli otomobiline attım kendimi. Karting, pist yarışları, ardından ralli... Kartinge başladığımda 5 yaşındaydım.

◊ Ailenizin kariyerinizde etkisi oldu mu?

Üç kişilik küçük bir aileyiz. Babam eski binici, aslında hobi olarak ralliye başlamış biri. Annemin profesyonel spor kariyeri olmamış ama sporcu bir aileden geliyor. Herhangi bir sporda olmam sürpriz değil ama profesyonel sporcu olma düşüncesiyle yetiştirilmedim. Yüzdüm, futbol oynadım, otomobile de “Kaybetmeyi ve kazanmayı öğrenme” düşüncesiyle başladım.

Havacılık yönetimi mezunuyum. Aslında pilot olma hayalim vardı; pilotaj okumak istiyordum ama ilk profesyonel kontratım üniversite seçimi zamanında imzaladım ve öyle olunca hem yarışıp hem pilotaj okuyamazsın dediler.

◊ İkisi de hızla ilgili. Hıza sizi iten neydi?

Hız sevmem pek, günlük hayatımda pek aram yok. ‘Ağırkanlı’ derler arkadaşlarım. Üşengeç, uykuyu seven... Hayatımda aceleye yer vermemeye çalışıyorum. Büyük bir lüks, her zaman yapamıyoruz ama ben hayatımdan aceleciliği çıkarmaya çalışıyorum. Yarışırkense ne kadar hızlı gittiğimizi anlamıyoruz. Hız orada sayılardan ibaret, uçakta da öyle.

◊ Dünya şampiyonluğunda gençler kategorisinde ‘ilk Türk pilot’ olmak nasıl hissettirdi?

Yurtdışında çoğu yarışmada aldığımız başarılarla ilk Türk oluyoruz. Uzun bir motor sporları geçmişimiz var aslında ama bu başarıların yeni geliyor olması üzücü. Dünya şampiyonluğu ve ilk olmanın tadı ayrı tabii. Arkadan gelenlere cesaret vermek ve yabancı rakiplere ‘Türkler de bu sporda söz sahibi’ dedirtebilmek gurur verici.

◊ Voleyboldan örnek vererek önümüzdeki 10 yıl içinde motor sporlarının da çok gelişeceğinden bahsetmişsiniz...

Motor sporlarının geldiği nokta çok önemli. Hem sportif hem de ilgi çok gelişti. Başında Formula 1 geliyor ama tüm branşlara faydası oluyor. Ülkemize geri dönüşü önemli. Motosiklette Toprak (Razgatlıoğlu), Ayhancan (Güven) -yaşıma yakın oldukları için onlardan örnek veriyorum- üçümüz bir yerlere gitmeye çalışıyoruz. Gençlere baktığımda bizden daha fazlalar. Birkaç kişiydik, şimdi çoğalıyoruz.

Salona ve fiziksel antrenmana haftada 4-5 kez gidiyorum. Koşulara çıkıyorum. Otomobille olan antrenmanları yarıştan önce yapıyoruz. Soğuk bir yere gidiyorsak soğuğu, yağış bekliyorsak yağışı görmek lazım. Ağırlığı yoğun yapmıyorum. Kol bölgemi güçlü tutmaya çalışıyorum.

Diyetisyenim var. Onun programlarını uyguluyorum. Yarış bittiğinde hamburger yemeye gideriz, ritüel gibi oldu. Normal hayatımda beslenme düzenime çok dikkat ederim ama.

◊ Direksiyon başındaki Ali ve gündelik hayattaki Ali arasında fark var mı?

Normal hayatta hırslarım yok. En iyi yaparım, birinin koltuğuna oturayım demem. Eyvallah her şeye. Yarışta öyle değilim. İkincilikle asla mutlu olmam, oraya yalnızca kazanmaya
giderim.

◊ Küçükken kaza geçirmenize rağmen bırakmamışsınız ralliyi...

Devam etmek istemişim ama zaten çok küçüktüm. Ailem alan açmasaydı yapamazdım. Bacağımı kırdıktan sonra tek isteğim bir sonraki yarışa girmek olmuş. 

◊ Gündelik hayatta da otomobil tutkunuz var mı?

Otomobillere âşığım! Eskiden gazetelerde otomobil ilanlarını açıp logosundan markalarını söylerdim babama.

Tecrübelerimden faydalanıyorum. Kafamın içindekiler zorluyor çünkü en büyük beklentiyi kendime kuruyorum. Bu kadar insanı temsil ediyorken ‘Bugün günümde değilim, hızlı gidemedim’ demeyi kendime yediremiyorum.

◊ Ekip işi olduğundan sıkça bahsediyorsunuz. Bu şampiyonluğun görünmez emeği var mı?

Ailem, Bostancı ailesi, Castrol ailesi, sponsorlarımız olmasaydı bunları yapamazdım.

Daha çok dünya şampiyonluğu... Daha çok hedef, yapılmamışları yapmak, bilgi birikimimi artırmak...

◊ İyi yemek, iyi müzik, iyi otomobil... Hangisi?

İyi bir otomobille, güzel bir müzikle iyi bir yemek yemeye gitmek!

◊ Uzun bir yolculukta yanınıza kimi alır, ne dinler, nerede durursunuz?

Co-pilotum Oytun (Albayrak) Abi’yi alırım, playlist’i de ona bırakırım. Duracak yeri de ayarlasın, ben sadece kullanayım.

◊ Birçok ülkeye gidiyorsunuz ama gezebiliyor musunuz?

Çoğunu gezemiyorum ama asıl tarafını görüyorum. Kimsenin görmediklerini... O ülkenin köyünü, dağlarını... Gerçek Şili’yi ben biliyorum mesela. San Diego’yu da gördüm ama dağa da çıktım, hayvancılığı da gördüm. Bizimki daha farklı bir gezme ama kültürel kısımları da görmek isterdim.

◊ Bugünkü Ali, ralliye yeni başlayan Ali’ye ne söylerdi?

Yaşım ilerledi. Kendimden beklentilerim arttı. Keşke ilk zamanlarda çok daha özgür, daha az sonunu düşünerek ilerleseydim. Daha fazla şey deneseydim. O zaman yaşadığım stresler ve kaybetme korkusu bugüne baktığımda çok hafif.

◊ Gençlere destek amaçlı rallilere gittiğinizi duydum...

Kendimi görüyorum, ben de onların yaşındaydım. Baskı ve heyecanı görünce bazen gülüyorum. Aslında ne kadar tuhaf; keyfini çıkarmak lazım. Ben de aynı hisleri yaşadım. Çocuklara “Baskı hissetmeyin, anın tadını çıkarın” diyorum. Her şey yarış, kupa değil.