DİJİTAL HİZMET VERGİSİ YÜZDE 2,5'E DÜŞÜRÜLDÜ

Dijital hizmet vergisinin yüzde 5'ten yüzde 2,5'e düşürüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Ali Murat Kırık, sözlerine şöyle devam etti:

Bununla birlikte 2027'de dijital hizmet vergisinin yüzde 5'ten yüzde 2,5'e düşürülmesi, dijital platformların Türkiye'deki reklam gelirleri üzerinden ödediği verginin azalması anlamına geliyor. Burada yerli medya açısından kritik bir soru ortaya çıkıyor: Televizyon kuruluşları istihdam, haber üretimi, teknik altyapı ve yayıncılık yükümlülükleri gibi ciddi maliyetler üstlenirken küresel dijital platformların vergi yükünün azaltılması rekabet dengesini nasıl etkileyecek? Vergi indirimi dijital şirketlerin maliyetlerini düşürebilir; ancak bunun reklamverenlere, yerli medyaya veya içerik üreticilerine nasıl yansıyacağı kendiliğinden belli değil. Benim üzerinde durduğum mesele, dijital platformlara vergi indirimi yapılırken yerli medyanın üzerindeki mali ve düzenleyici yüklerin de adil rekabet açısından değerlendirilmesi gerektiğidir. Aksi hâlde reklam gelirlerinin dijital platformlara kaydığı bir ortamda, yerli medya kuruluşlarının gelirleri ve istihdamı üzerindeki baskı daha da artabilir.

Burada önemli bir ayrım var: Televizyon şirketleri için uygulanan yüzde 25 kurumlar vergisi, kâr üzerinden alınırken, dijital hizmet vergisi YouTube ve Google gibi platformların kapsama giren Türkiye kaynaklı gelirleri üzerinden hesaplanıyor. Dijital hizmet vergisi 2026'da yüzde 5, 1 Ocak 2027'den itibaren yüzde 2,5 olacak. Yani bu iki oranı doğrudan karşılaştırmak doğru değil; çünkü biri kurum kazancını, diğeri belirli dijital hizmetlerden elde edilen hasılatı esas alıyor. Ancak asıl tartışma, aynı reklam pazarında faaliyet gösteren şirketlerin toplam vergi yükünün ve diğer yükümlülüklerinin ne olduğudur. Televizyon kuruluşları kârları üzerinden kurumlar vergisi öderken yayıncılık, istihdam ve lisans gibi maliyetler de üstleniyor. Dijital hizmet vergisinin düşürülmesi ise diğer koşullar aynı kalırsa dijital platformların bu vergi kapsamındaki yükünü azaltacak. Bunun reklam fiyatlarına veya yerli medyanın gelirlerine nasıl yansıyacağı kesin değil. Bana göre devlet, yalnızca vergi oranlarını değil, yerli medya ile küresel dijital platformların toplam yükümlülüklerini ve rekabet koşullarını birlikte değerlendirerek adil bir denge kurmalı.

Prof. Dr. Ali Murat Kırık, RTÜK düzenlemelerinin yeterli düzeyde olmadığına da dikkat çekti. "RTÜK Kanunu güncellenmeli, dijital yayıncılığın bugünkü koşullarına uygun hale getirilmeli ve küresel platformların hukuki sorumlulukları ile algoritmik şeffaflık yükümlülükleri güçlendirilmelidir" diyen Prof. Dr. Kırık, "2018 yılında internet yayınlarının RTÜK denetimine alınması önemli bir adımdı ancak bugün gelinen noktada bu düzenlemeler yeterli değil. YouTube, Instagram ve X gibi küresel platformlar artık yalnızca içerik paylaşım mecraları değil, reklam gelirlerini yönlendiren ve kamuoyunu etkileyen dev medya kuruluşları haline geldi. Üstelik bu platformların Türkiye'de elde ettikleri reklam gelirleri ve pazar payları konusunda bağımsız denetim ve şeffaflık tartışmaları sürüyor. Dijital Hizmet Vergisi gibi uygulamalarda beyan esasına dayalı sistemin bulunması da gelirlerin doğrulanması ve etkin denetimi konusunu önemli hale getiriyor.

TÜRKİYE'DE ELDE ETTİKLERİ GELİRLERİN ŞEFFAF BİR ŞEKİLDE RAPORLANMASI ŞART

Burada temel mesele, yerli medyanın küresel platformlar karşısında korunması ve adil rekabet koşullarının oluşturulmasıdır. Türkiye'deki televizyon kuruluşları vergi, lisans, reklam düzenlemeleri ve denetim yükümlülükleri altında faaliyet gösterirken küresel platformların farklı koşullarda rekabet etmesi ciddi bir eşitsizlik yaratıyor. Türkiye'de elde edilen gelirlerin daha şeffaf biçimde raporlanması, bağımsız denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve yerli-yabancı tüm medya aktörlerine adil yükümlülükler getirilmesi gerekiyor. Amaç yabancı platformları yasaklamak değil; Türkiye'nin hukukuna uyan, vergi sorumluluklarını yerine getiren ve hesap verebilir bir dijital yayıncılık düzeni kurmaktır. RTÜK mevzuatı çağa uygun biçimde yenilenmeli ve yerli medyanın ekonomik varlığını sürdürebileceği adil bir rekabet ortamı oluşturulmalıdır" dedi.

YOUTUBE'UN TEKEL KONUMA GELMESİ VE REKABETİN KORUNMASI VURGUSU!

YouTube'un pazarda geldiği tekel konumun ciddi riskleri de beraberinde getirdiğini belirten Prof. Dr. Ali Murat Kırık, şunları söyledi: Bir diğer risk de YouTube'un zamanla pazarda tekel konumuna yaklaşmasıdır. Bugün içerik üreticileri izleyiciye ulaşmak, reklam geliri elde etmek ve görünür olmak için büyük ölçüde bu platformun algoritmalarına bağımlı. Yarın YouTube, içerik üreticilerinden farklı lisanslar, ek ücretler ya da yeni kullanım koşulları talep ederse ne olacak? Böyle bir talebin bugün kesinlikle gündemde olduğunu söylemiyorum; ancak pazar gücü aşırı yoğunlaşırsa platformun kuralları tek taraflı belirleyebilmesi önemli bir risk hâline gelir. Bu nedenle rekabetin korunması ve içerik üreticilerinin haklarının güvence altına alınması gerekiyor.

Burada asıl çifte standart tartışması ortaya çıkıyor. Televizyon kanalları lisans ücretleri, yayıncılık mevzuatı ve çeşitli mali yükümlülüklerle faaliyet gösterirken YouTube gibi küresel platformların aynı pazardaki etkisi ve sorumlulukları da şeffaf biçimde değerlendirilmelidir. Türkiye'de internet üzerinden düzenli yayın yapan kuruluşlar için zaten RTÜK lisans düzenlemeleri bulunuyor; dolayısıyla YouTube'un gelecekte lisans bedeli talep etmesiyle devletin yayıncılardan lisans ücreti alması birbirinden farklı konular. Benim vurguladığım nokta şu: Reklam pazarında bu kadar güçlü hâle gelen bir platformun hem oyunun kurallarını belirlemesi hem de içerik üreticilerinin ekonomik geleceği üzerinde belirleyici olması, rekabet ve denetim açısından ciddi biçimde ele alınmalıdır.

İngiltere, 14 Mayıs 2026'da Ofcom aracılığıyla dijital yayın platformlarına yönelik yeni denetim kurallarını kamuoyuna duyurdu. 500 binin üzerinde aylık kullanıcısı bulunan Netflix, Amazon Prime Video ve Disney+ gibi platformların televizyon yayınlarına benzer içerik standartlarına tabi tutulması öngörülüyor. Düzenleme; zararlı içeriklerin sınırlandırılması, haberlerde doğruluk ve tarafsızlık, kişisel mahremiyetin korunması ve erişilebilirlik yükümlülüklerini kapsıyor. Kurallara aykırılık halinde para cezaları da uygulanabilecek. İngiltere'nin yaklaşımı, Türkiye'de de RTÜK mevzuatının güncellenmesi, küresel platformların daha etkin denetlenmesi ve yerli medya kuruluşlarıyla daha adil rekabet koşullarının oluşturulması gerektiğini gösteriyor.