İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Av. Prof. Dr. Cahit Suluk, gelişmiş ülkelerin yapay zeka sektöründe telif korumasına yönelik değişen tutumunu AA Analiz için kaleme aldı.
Serbest piyasa ekonomisinin temel ilkesi rekabettir. Fikrî mülkiyet hakları ise bu rekabete yapılan bilinçli ve yapay bir müdahaledir. Çünkü bu haklar, yaşam ve özgürlük gibi doğal haklardan farklı olarak, insanın fikrî yaratıcılığını ve yeniliği teşvik etmek amacıyla hukuk tarafından tanınır. Nihai amaç, hak sahibinin çıkarını korumaktan öte, “kamu yararını” gerçekleştirmek; toplumun teknolojik, ekonomik ve sosyal ilerlemesine katkı sağlayacak fikrî ürünlerin geliştirilmesini teşvik etmektir.
Son birkaç yılda yapay zekâ (YZ) hayatımıza girdi ve insanın fikrî üretimine benzer çıktılar üretmeye başladı. YZ çıktıları, metinden müziğe, sinemadan görsele kadar insanın ürettiği hemen her türlü fikrî ürünü ikame edici bir işlev görmeye başladı.
Böylece YZ, insanın fikrî yaratıcılığını teşvik etmek için tasarlanan telif sistemini kökten sarsmaya başladı. Müzik ve sinema gibi fikrî ürüne dayalı sektörlerde büyük bir yıkım riski doğuran YZ’nin etkisi her geçen gün artıyor. Söz gelimi Deezer platformuna yüklenen tamamen YZ üretimi müziklerin günlük yüklemeler içindeki oranı Ocak 2025’te yüzde 10 iken Eylül 2025’te yüzde 28’e, Nisan 2026’da yüzde 44’e yükseldi. Platform, Temmuz 2026’da yaptığı açıklamada, bu oranın haziran ayında bazı günlerde yüzde 50’yi aştığını bildirdi [1].
Ünlü iktisatçı Joseph Schumpeter’in “yaratıcı yıkım” teorisine göre yeni teknolojiler, eskilerini piyasadan kovarak kendilerine alan açar. Bu kez YZ, insanın fikrî yaratıcılığını ikame ederek kendisine alan açıyor. Üstelik bunu otonom bir üretimle değil, bizatihi yıkıma uğrattığı insanın fikrî yaratıcılığını yakıt olarak kullanarak yapıyor. Bu yakıtın azalması, insanın yeni fikrî ürün üretme kapasitesini zayıflatırken YZ’yi de sentetik bilgi üretimine ve eskiyi tekrara mahkûm edebilir. Sonuçta insanlık “entelektüel çölleşme” tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Tek tipleşmeye doğru hızla ilerleyen dünyamızda bu süreç, “kültür emperyalizmini” daha da derinleştirebilir.




