Aradan 60 yılı aşkın zaman geçti. Bambaşka bir yüzyıldayız. Ama şimdi dünyanın karşısında başka bir teknoloji, başka iki süper güç ve başka bir büyük risk var.

ABD ile Çin yapay zekâda kıyasıya yarışırken Washington’dan dikkat çekici bir öneri geldi: Yapay zekâ kaynaklı ciddi bir olay yaşandığında iki ülke birbirini haberdar etsin.

Bir anlamda yapay zekâ çağının “kırmızı telefonu” kurulsun.

Üstelik önerinin gündeme geldiği günlerde ortaya çıkan bir olay, böyle bir hatta neden ihtiyaç duyulabileceğini çarpıcı biçimde gösteriyor.

CNN’in özel haberine göre bu yıl İran savaşı devam ederken ABD ordusu, Ortadoğu’dan geçen bir Çin gemisinin nükleer silah programıyla bağlantılı parçalar taşıdığı yönünde istihbarat raporu aldı.

Rapor ciddiye alındı. ABD ordusu gemiye müdahale hazırlığına başladı. Geminin durdurulması ve gemiye çıkılması ihtimali üzerinde çalışıldı. Askeri uçaklar bile havalanmıştı. Ancak operasyon başlamadan önce rapor yeniden incelendi.

CNN’in aktardığına göre rapor, bir özel operasyon analistinin kullandığı yapay zekânın yardımıyla hazırlanmıştı ve yapay zekâ geminin yükünü yanlış tanımlamıştı.

Yapay zekânın ürettiği yanlış bilgi, dünyanın iki büyük gücü arasında ciddi bir krize dönüşme noktasına kadar gelmişti.

İşte birkaç gün sonra New York’ta konuşulan konu bu nedenle daha da anlamlı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng hafta sonunda bir araya geldi. Masada ticaret, tarifeler, kritik mineraller ve yapay zekâ vardı.

Görüşmelerin ardından Bessent, ABD’nin Çin’e yapay zekâ kaynaklı ve ulusal güvenliği etkileyebilecek ciddi olaylarda kullanılacak bir “bildirim mekanizması” önerdiğini açıkladı.

Bessent’in Associated Press’e yaptığı açıklamaya göre Washington, dünyanın bir ve iki numaralı yapay zekâ gücü arasında daha fazla şeffaflık istiyor. Amaç iki ülkenin ortak tehditler konusunda bir anlayış geliştirmesi.

Buradaki asıl dikkat çekici nokta, bunu konuşan ülkelerin aynı zamanda yapay zekâda dünyanın en sert teknoloji mücadelesini yürütüyor olması. Washington, Çin’in gelişmiş çiplere ve teknolojilere erişimini sınırlamaya çalışıyor. Pekin ise kendi çiplerini, modellerini ve yapay zekâ altyapısını geliştiriyor.

Artık mesele yalnızca hangi ülkenin daha güçlü yapay zekâ modellerine sahip olacağı değil. Yarış doğrudan ulusal güvenliğe kadar uzanıyor.

Reuters’ın 17 Eylül’de yayımladığı habere göre ABD’li ve Çinli güvenlik uzmanları tam da bu tehlikeye dikkat çekiyor. Bir yapay zekâ sisteminin nükleer komuta sistemlerine müdahale ettiğini veya askeri bir siber operasyon başlattığını düşünün.

Çin gemisi vakası ise bunun artık yalnızca teorik bir tartışma olmadığını gösteriyor.

Yapay zekâ yanlış bilgi üretebilir. İnsan bu bilgiye güvenebilir. Askeri mekanizma harekete geçebilir. Zincirin sonunda ise iki ülke karşı karşıya gelebilir.

Üstelik yapay zekâ yarışı yalnızca teknoloji ve güvenlik dünyasının meselesi değil.

Devasa bir ekonomik ekosistem yaratıyor. Çip gerekiyor. Veri merkezi gerekiyor. Elektrik gerekiyor. Bakır ve kritik mineraller gerekiyor. Bütün bunlar için yüz milyarlarca dolarlık yatırım gerekiyor.

Dolayısıyla ABD ile Çin arasındaki yapay zekâ rekabetinin arkasında aynı zamanda enerji, maden, sermaye ve üretim kapasitesi mücadelesi var.

Nitekim Bessent-He görüşmesinde yapay zekânın yanında ticaret ve kritik minerallerin de masada olması tesadüf değil.

Reuters’a göre görüşmeler, 24 Eylül’de Washington’da yapılması planlanan Trump-Xi zirvesinin hazırlıklarının da bir parçası. Bu nedenle Trump ile Xi Jinping’in görüşmesine yalnızca yeni bir ABD-Çin zirvesi olarak bakmamak gerekiyor.

Masada ticaret, tarifeler, tedarik zincirleri ve kritik mineraller olacak. Ama artık bunların yanına çok büyük bir başlık daha eklenmiş durumda: YAPAY ZEKÂ.