İki hafta önce yapay zekânın gelecekte insanlığın sonunu getirip getirmeyeceği tartışılırken, uzmanların bir kısmı bunun olasılık dahilinde olduğunu savunmuş, diğer kısmı ise gerekli tedbirler alındığı sürece sorun yaşanmayacağını belirtmişti. Şimdi ise yapay zekâyla ilgili çok daha mini düzeyde ama dikkat çekici yeni bir tartışmanın eşiğine gelindi; "Yapay zekâ, film setlerini bitirip, sinemacıları işsiz bırakır mı?"
Sinema, Lumière kardeşlerin 1895'te gösterime giren "Bir Trenin La Ciotat Garı'na Gelişi" adlı filmiyle başlayan 131 yıllık tarihi boyunca teknolojinin her yeni adımıyla sınırlarını yeniden çizdi. Günümüzde ise Türk yapımı 'Uyuyan Kadın'ın Almanya'nın köklü Cottbus Film Festivali'nin ana yarışmasına seçilmesiyle çok daha radikal bir eşikte duruyor.
Yurtdışında Vikki Bardot ismiyle tanınan multidisipliner sanatçı Gizem Avcıoğlu'nun imzasını taşıyan yarı otobiyografik 'Uyuyan Kadın', uluslararası prestije sahip bir festivalin ana yarışmasında yer alan ilk uzun metrajlı yapay zekâ filmi olarak sinema dünyasında yeni bir anlayışa kapı aralamaya hazırlanıyor. 'Uyuyan Kadın'ın Cottbus Film Festivali yolculuğu ve ardından Türkiye'de gösterime girecek olması, yapay zekâ sinemasının laboratuvar ortamından çıkıp uluslararası ana akım festivallerde ve salonlarda kabul gördüğünün en net göstergesi oldu.
Georges Perec'in eserinden ilham alınarak iki yılda ve 50 binden fazla görüntü havuzundan kurgulanan bu yapım, yapay zekânın sinemaya olan etkisini ve etik boyutunu yeniden tartışmaya açıyor.
Peki, yapay zekâyla üretilen filmlerin sinemaya etkisi ne olabilir?
Hollywood bu alandaki denemelerine çoktan başladı bile. Gizem Avcıoğlu'na göre yapay zekâyla üretilen filmler, bağımsız sinemacılara başka türlü finansman bulamayacakları, kişisel ve biçimsel açıdan iddialı filmleri hayata geçirme özgürlüğü tanıyor.





