Cesur geometrik formları, süslemeleri ve özenle seçilmiş malzemeleriyle art deco, 1920’lerde öne çıkan ve 1930’larda da etkisini sürdüren bir sanat ve tasarım anlayışı. Paris’te 1925 yılında düzenlenen Uluslararası Modern Dekoratif ve Endüstriyel Sanatlar Sergisi art deco akımının yaygınlaşmasında önemli bir dönüm noktası oldu. Etkisini mimaride, mobilyada, mücevherde ve modada gördük. Bir yandan gösterişli ama diğer yandan göz yormayan bir estetiğe sahip olan art deco’da desenler ilk bakışta yoğun görünse de yakından baktığınızda ritmi ve işçiliği fark ediyorsunuz.
Modadaki karşılığına geldiğimizdeyse bir küpenin biçiminde veya bir kumaşın üzerindeki işlemede aynı tasarım dilini görmek mümkün. O dönemin gece hayatı devreye giriyor ve kendimizi adeta 1920’lerde geçen bir filmin balo sahnesinde buluyoruz. Kadınların korselerden kurtulduğu bu süreçte dans etmek için hareket alanı bırakan, bedenden düz dökülen elbiseler; neredeyse kalçaya inen bel çizgileri ve kısalan etek boyları karşımıza çıkıyor. Bu sadeleşen silüetlerin üzerinde işlemeler de kendine geniş bir alan buluyor. Kumaş hareket ettikçe süslemenin de ona uyum sağladığını ve ışığı yakaladığını görüyoruz.
Sonbahar/Kış 2026-2027 koleksiyonlarında da bu stillere rastlıyoruz: Rahat kesimler, aşağıya inen bel çizgileri, işlemeler, simetrik detaylar... Özellikle üstlerde desenin yerleşimi, çizgilerin birbirini takip etmesi, parıltılar, altın ve gümüşler 1920’leri anımsatıyor. Kallmeyer ve Lanvin markalarının boncuk işlemeli bluz ve elbiseleri bu tarza güzel bir örnek olabilir. Ancak bazı tasarımcılar bu stili direkt değil, dönemin tarzından referans alarak yalnızca süsleme ve dantel üzerinden yorumluyor.
Bel çizgisi de bu hikâyenin önemli bir parçası. Chanel’in sonbahar/kış koleksiyonunda kreatif direktör Matthieu Blazy’nin aşağıya taşıdığı bel çizgisi hem elbiselerde hem de üst ve etek eşleştirmelerinde görülüyor.
Uzayan gövde oranı görünümün bütün dengesini değiştiriyor. Üst bedeni çok uzattığı ve bacağı daha kısa gösterdiği için bu silüet herkese uymayabilir. Ama farklılığı sevenler ve özellikle üst bedeni kısa olanlar tercih edebilir.
Elbette her düşük bel elbise ya da her payetli parçaya art deco diyemeyiz. Bu etkiyi daha belirgin kılan, detayların bir araya gelişi: Geometrik desen, düzenli yerleştirilmiş boncuklar, uzun bir gövde hattı, hareketli bir etek mesela. Ama zaten yüzde yüz art deco dememiz de gerekmiyor; daha ziyade bir ilhamdan bahsediyoruz.
Benim ilk tercihim işlemeli bir üstü bol bir jean’le birleştirmek olurdu. Üst zaten yeterince şey söylüyor; geri kalanını sade tutmak hoşuma gider. Ya da işlemeli bir eteğin üzerine ince bir triko, düşük belli bir elbiseye minik topuklu bir ayakkabı ya da her gün giydiğimiz siyah bir takımın yanına geometrik bir küpe de düşünülebilir.
Geometrik tasarımıyla art deco tarzına gönderme yapıyor. By Belin, 4.500 lira
Ceket ve büstiyer takımına markanın internet sitesinden ulaşabilirsiniz. Eşa, 16.500 lira
Bol kumaş pantolon ve geometrik takılarla eşleştirin. H&M, 4.300 lira
Beyaz, dökümlü bir bluz, tarzı güzel tamamlar. PSC, 4.600 lira
İşlemeleri, düşük beli ve bol tasarımıyla tam bir 1920’ler elbisesi. Zara, 12.000 lira
Rachel Ojuromi’nin videoları bir süredir karşıma çıkıyordu. Nijerya’nın Lagos şehrinde pazara giderken bile defiledeymiş gibi yürüyen bu kadının stiline, enerjisine, aurasına bayılmıştım. Şimdi onu Chanel’in İlkbahar/Yaz 2027 defilesinde görünce ayrıca etkilendim. 22 yaşındaki Rachel, stilist ve tasarımcı arkadaşı Debby Fasingha’yla çektiği yaratıcı sokak videolarıyla kendi moda dünyasını kurmuştu. Chanel’in Métiers d’Art defilesini yeniden yorumladıkları video da onu markanın gerçek podyumuna taşıyan adımlardan biri olmuş. Yıllar önce Paris’te yaşamayı hayal ettiği videolar paylaşan Rachel bu kez Grand Palais’deki Chanel defilesinde yürüdü. Bana sorarsanız tam bir ‘manifestleme’ (hayatına çekme) hikâyesi. Ama Ojuromi’nin Vogue dergisine (İngiltere edisyonu) anlattığına göre bu bir gecede gerçekleşmedi; arkasında fikirlerini hayata geçirmek, üretmek ve kendine inanmak var. İnsana “Gerçekten ne imkânsız ki” sorusunu yeniden sorduran bir öykü. Ayrıca şunu söylemeden geçemeyeceğim: Rachel Ojuromi kendi sokaklarında yürürken de aynı auraya sahipti, Chanel podyumunda da.






