Türkiye’de hemen her kent artık lezzet festivali düzenliyor. Yemek, turizmin ana temalarından biri oldu çünkü. Başarılı festival örnekleri de bunun bir sebebi. Örneğin Adana Lezzet Festivali... Bu akımın öncülerinden ve her sene artan bir başarı grafiğiyle büyüdükçe büyüyor. ‘Acısıyla Tatlısıyla 10. Yıl, On’ca Lezzet’ temasıyla geçen hafta düzenlenen Uluslararası Adana Lezzet Festivali, gastronomi dolu üç gün yaşattı konuklarına. Düşünün, üç gün boyunca havayolları onlarca ek sefer koydu; biletler erkenden tükenmişti. Adanalılar konuklar kadar heyecanla sahip çıkıyor festivale. Sabahtan akşama tıklım tıklımdı. Kahvaltıda ciğer yendi, sıcaktan bunalanlar meşhur limonlu sorbeyle ya da bici biciyle serinledi; mangallar kebap, kaburga şişleriyle doldu. Konuk şeflerin konuşmaları çok ilgi çekti, yemek yarışmaları düzenlendi, yerel mutfak enine boyuna konuşuldu...

Adana Lezzet Festivali’nin benim için sürprizi, kentin köklü ailelerinden Esra Bilici Pekcan ve oğlu Nevzat Pekcan’ın yemek davetiydi. Festivalin konuklarından Kahire’deki Khufu’s Restaurant’ın şefi Mostafa Seif ve Alaf’ın ödüllü şefi Murat Deniz Temel, Adana’nın ev yemeklerini tatmak isteyince yazarımız, arkadaşım Ebru Erke’nin hızlıca organize ettiği bu yemekte Çukurova bereketinin Adana’ya kebaptan çok daha fazlasını bahşettiğini gördük. Yemekte bize eşlik eden, ev sahibemizin arkadaşı Nurşen Aksoy (Nurlu) tanınan bir yemek blogger’ı ve Adana’ya âşık bir yemek araştırmacısı. Yüksük çorbamızı içerken bir karışıklığı da düzeltti. Şöyle ki Türkiye’nin her yerinde yüksük çorbası olarak bilinen, içinde minik mantılar olan çorbanın adı börek çorbasıymış. Asıl yüksük çorbasının içindeki minik hamurlar dikiş yüksüğü biçiminde özel aparatla kesilirmiş. Çorbanın orijinalinin korunması için coğrafi işaret belgesine de başvurmuşlar. Tabii ki ‘Evinin Şefi’ olarak tarifi aldım.

Domates-biber salçasıyla çorbanın meyanesi hazırlanır (1 diş sarımsak da ekliyormuş Nurlu), et suyuyla bir taşım kaynatılıp önce haşlanmış nohutlar, ardından yüksükle kesilen minik hamurlar, o hamurlar kadar minik hazırlanmış ve zeytinyağında bir ön kızartma yapılan köfteler eklenip pişirilirmiş. En son da limon suyu (dilerseniz nar ekşisi ) ve nane... Bu arada köfteler yağsız ve çift çekim kıymadan, sadece tuz-karabiberle yoğrulacak. Mini köfteler hafif unlu tepside biriktirilip kızartmadan önce her yanları una bulanacak. Ben bugüne kadar böyle lezzetli bir çorba içmemiştim. Mutlaka yapın siz de...

Tabii bu lezzetin temel sebebi ürün kalitesi yani Çukurova’nın bereketli topraklarından gelen nohut, buğday, limon, nar... Hele bir Adana patlıcan dolması var ki, iki şef de birer tabak daha istedi, düşünün...

Adana’nın dolmalık patlıcanları bizim bildiğimiz patlıcanın yarısı kadar. İçini bol soğanlı, kıymalı ve salçalı hazırlıyorlar; fark üzerine döktükleri sosta. Dolmayı doldurup bildiğiniz gibi pişirin, indirmeye 10 dakika kala 3 yemek kaşığı zeytinyağında 3-4 diş dövülmüş sarımsağı soteleyip 1 limonun suyu, 2 tatlı kaşığı kuru nane ve 1 yemek kaşığı pul biberi 2 dakika kaynatıp pişmekte olan dolmaların üzerine dökün. Lezzetini nasıl katlıyor inanamayacaksınız.

Çukurova’nın zenginliğini tarlada görmek için zeytin, yerfıstığı, narenciye hasatlarına da katıldım. Ülkenin narenciye üretiminin neredeyse yarısı buradaymış. Anlatacak çok şey var ama özetle; Egeli zeytinyağcılara Adana’dan müthiş rakipler geliyor. Birçok üretici zeytin dikmiş. Baklalı Çiftliği’nde genç çiftçi Nihan Işık’ın öncülüğünde üretilen Ganis Natural’i sıkım sırasında tattım; çok taze bir çimen kokusuyla polifenolü damakta hissettiren hafif bir zeytinyağı. Yakında Adana’dan çok sayıda ödüllü zeytinyağı çıkar, şimdiden bu az bilinen üreticileri deneyip ‘ben keşfettim’ diyebilirsiniz. Çukurova’da çiftçi olmaktan gurur duyan genç kuşak iş başında. Ürün gamını zamana uydurarak genişletiyorlar.

Son haber; Adana’da kahve tarımı için denemeler yapılıyor. Şimdilik iyi sonuçlar alınmış, denemelerin sonuçları resmi olarak açıklandığında Adana tarımında bir devrim yaşanabilir...