Tatil denince uzun zamandır deniz, kum, güneş revaçta ama benim bu seneki tatilim bunların yerine biraz daha pastoral bir tatil oldu. Hiç şikâyetçi değilim. Köklerimin olduğu, çocukken de yaz tatillerinde sık sık gidip oynadığım topraklarda olmak çok iyi geldi.
Hava çok sıcak ama bildiğiniz sıcağın dışında bir sıcak var. En güzeli, rahatsız etmiyor. Gölgeyle güneş arasında en az 15 derece fark var. Geceyle gündüz arasında da öyle. Yani bir ağaç gölgesindeyseniz, birçok kuş ve diğer hayvan sesleri eşliğinde keyfinize diyecek yok.�
Hafifçe anlatayım gördüğüm günlerden kalanları... Evin arkası teras. Terasa çıkınca 50 kilometre düzlük, önünüz açık. Tam karşıya bakınca Ilgaz önünüzde kartpostal gibi duruyor. Sarının, yeşilin, kahverenginin her tonunu bu düzlükte görmeniz mümkün. Saat gibi düşünün; saat 10 yönünde masmavi bir göl. Tam sağınız çam ormanları, tam solunuzsa köyün içine doğru bakıyor. Renkler göz alıcıydı ben görüyorken. Benim için hâlâ aynı, aynı manzaranın içindeyim. Farklı şeyler söylense de umurumda değil.
Kitap, film, dizi hayatıma devam ediyorum. Görenlerin manzarası bozuluyor, benim manzaram aynı. Şuraya buraya ev yapılmış deseler de beni ilgilendirmiyor. Manzara kapanmış, şu olmuş bu olmuş... O görenlerin sorunu. Ben masmavi gölümle ve Ilgaz’ın eşsiz manzarasıyla çayımı, kahvemi yudumlamaya devam ediyorum.
Ama fark ediyorum ki; bu yaşlarımda aidiyet hissiyatım değişmiş. İstanbul’u çok severim, orası olmazsa yaşayamam. Burası o güzel şehre uzaktan bakmamı sağlıyor. Burada kaldırım ya da sarı çizgi falan yok.
Tek başıma dışarı çıkamıyorum ama zaten çıkmak da gerekmiyor. Bakkal, marketten ihtiyacım olursa kapıya geliyor. Akraba ziyareti gerekirse de onlar bana geliyor ya da gelip beni götürüyorlar. Bir yandan da eski yolları kızlarıma tarif ediyorum, böylece onları doğa gezisine de çıkarabiliyorum.
Elimdekileri kullanıyorum. Hep duyarsınız; insan elindekilerle yetinmeyi bilecek diye. İşte benim elimdekiler zihnimde birikmiş. Hem onları yaşıyorum hem de onlarla yetiniyorum. Üstelik o kadar yeri bilmem, buradaki insanların da
bana ve engelliye bakışını değiştiriyor.
Eski hatıraları yoklayınca doğada yolumuzu buluyoruz. Hatıralar üzer, mutlu eder, duygulandırır ve yolu da buldurur. Yeni farkındalığım bu oldu bu tatilde.
Küçükken tatilin son günlerinde ‘İstanbul’a ne götüreceğiz’ sorusu gelirdi hep büyüklerimin aklına. Benim götürmek istediğim sadece sessizlik, İstanbul’da olmayan şey. Alıp getirebilsem, bütün İstanbul’a hediye edebilsem...
Neyse dostlar, mısır közleyeceğiz. Odunlu semaver de var. İstanbul sorunlarına haftaya devam ederiz.





