Pasifik Okyanusu’nun derinliklerinde başlayan ve ilk bakışta sıradan bir deniz hareketi gibi görünen gelişme, kısa süre içinde bilim insanlarının dikkatini üzerine çekti. Okyanusun altında ilerleyen devasa hareket, yalnızca denizin sıcaklığını değiştirmekle kalmadı, atmosferi de harekete geçirdi. Ardından dünyanın farklı noktalarında hava koşullarını etkileyebilecek zincirleme değişimler ortaya çıkmaya başladı.
Bilim insanlarının önündeki tablo giderek daha dikkat çekici hale gelirken, iklim modellerinden gelen ortak mesaj da endişeleri artırmış durumda. New York Times’ta yer alan habere göre yaşananların etkisi Pasifik’le sınırlı kalmayacak gibi duruyor. Üstelik uzmanların dikkat çektiği asıl nokta, yaşanan olayın büyüklüğü kadar ne kadar süre devam edebileceği. Tahminler, dünyanın alışık olduğu hava düzeninin önümüzdeki dönemde önemli ölçüde değişebileceğine işaret ediyor.
Peki Pasifik’te tam olarak ne oluyor ve bu olağanüstü hareket dünyanın geri kalanını nasıl etkileyecek?
PASİFİK’İN ALTINDA İLERLEYEN 'DEV DALGA'
Uydu sensörleri mart ayında Pasifik Okyanusu’nda Ekvator boyunca doğuya doğru ilerleyen olağanüstü büyüklükte bir dalgayı tespit etmeye başladı. Bu hareket, okyanusun derinliklerinden yüzeye doğru ilerleyen ve Güney Amerika kıyılarına ulaşmaya çalışan devasa bir su kütlesiyle bağlantılıydı.
Dalga doğuya doğru ilerledikçe deniz seviyesinde ve okyanus sıcaklığında belirgin değişimler meydana geldi. Okyanusun derinliklerinde taşınan sıcak suyun yüzeye yaklaşması, Pasifik’in doğu ve orta kesimlerindeki sıcaklık dengesini değiştirmeye başladı. Asıl dikkat çekici gelişme ise bunun yalnızca okyanusla sınırlı kalmamasıydı. Isınan deniz yüzeyi, üzerindeki havayı da ısıtmaya ve atmosfere daha fazla nem aktarmaya başladı. Pasifik üzerinde büyük gök gürültülü fırtınalar oluşurken, bu fırtınaların oluşturduğu enerji atmosferde geniş ölçekli dalgalanmaları tetikledi.
Atmosferdeki bu dalgalanmalar kısa sürede Pasifik’in çok daha ötesine yayıldı. Böylece okyanusun belirli bir bölgesinde başlayan değişim, dünyanın farklı bölgelerindeki sıcaklık, yağış ve fırtına sistemlerini etkileyebilecek küresel bir sürece dönüştü. Bilim dünyasının uzun süredir takip ettiği El Nino işte bu mekanizmayla çok daha güç kazandı.
EL NİNO HAKKINDA YENİ DETAYLAR KAFALARI BİRAZ KARIŞTIRDI
El Nino araştırmalarında son yıllarda dikkat çeken en önemli gelişmelerden biri, bilim insanlarının yalnızca deniz yüzeyindeki sıcaklıklara değil, okyanusun yüzlerce metre derinliğinde taşınan sıcak su kütlelerine de daha yakından bakması.
Çünkü yüzeyde görülen sıcaklık değişiminin arkasında, uzun süre boyunca okyanusun derinliklerinde biriken devasa miktarda ısı bulunabiliyor. Bu sıcak su kütleleri uygun koşullar oluştuğunda yüzeye doğru ilerleyerek atmosferle olan enerji alışverişini önemli ölçüde değiştirebiliyor.
Bu nedenle uzmanlar için yalnızca “Deniz yüzeyi ne kadar sıcak?” sorusu yeterli değil. Okyanusun derinliklerinde ne kadar sıcak su bulunduğu, bunun hangi yöne hareket ettiği ve ne kadarının yüzeye çıkacağı da El Nino’nun geleceğini anlamak açısından büyük önem taşıyor. Yeni gözlemler, okyanusun derin katmanlarının atmosferde meydana gelen büyük değişimlerin anlaşılmasında sanılandan çok daha önemli olabileceğine işaret ediyor.
Şubat-Mart döneminden bugüne gelinen süreçte nasıl bir değişiklik olduğunu Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı’ya danıştığımda, güçlü El Nino beklentisinin değişmediğini belirterek, “Tropikal Pasifik’teki son gözlemler ve mevsimsel tahmin modelleri, 2026’nın ikinci yarısında güçlü bir El Nino olayının gelişebileceğine işaret ediyor. Tahminler değişmedi, güçlü bir şekilde devam ediyor. Modellerin önemli bir bölümü, süper El Nino senaryosuna yaklaşıyor” dedi.
İklim uzmanlarının en büyük endişelerinden biri, 1877-1878 yıllarında yaşanan ve kayıtlara geçen en güçlü El Nino olayının sonuçlarının yeniden gündeme gelmesi.
Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, “1877-78 olayı, modern ölçüm öncesi dönemin proxy verilerinden hesaplandığı kadarıyla, kayıtlara geçmiş en güçlü El Nino. 2026 için bazı modeller, Nino 3.4 indeksinde +3 derece civarında bir pik öngörüyor. Bu rakam, 1997-98 ve 2015-16 olaylarını geride bırakacak güçte bir sinyale işaret ediyor. Yani olayın fiziksel büyüklüğü açısından 1877’ye benzer bir tabloyla karşı karşıya olabiliriz” ifadelerini kullandı.
El Nino’nun en önemli özelliklerinden biri, etkilerinin dünyanın her yerinde aynı olmaması. Bazı bölgelerde yağışlar azalırken, başka bölgelerde normalden çok daha fazla yağış görülebiliyor. Bu durum aynı anda hem kuraklık hem de sel riskinin küresel ölçekte artmasına neden olabiliyor.
Özellikle ABD’nin güneydoğusu için dikkat çekici bir tahmin bulunuyor. Ekim-aralık döneminde yağışların normalin üzerinde gerçekleşme ihtimalinin yüzde 70’in üzerinde olduğu belirtiliyor.
Avrupa’da olması beklenen ise biraz daha karmaşık. Özellikle kış aylarında atmosferik dolaşımın değişmesi, Avrupa’nın bazı bölgelerinde sıcaklık ve yağış düzenlerinin normalden farklı seyretmesine yol açabilir. Güney Avrupa ve Akdeniz çevresinde kuraklık, sıcak hava ve orman yangını riskinin artması öne çıkarken, kıtanın kuzey ve batı kesimlerinde daha yağışlı ve fırtınalı dönemler görülebilir. Bu değişimler tarımsal üretim, su kaynakları, enerji talebi ve ulaşım üzerinde baskı oluşturabilir.
Türkiye açısından asıl soru ise güçlü El Nino’nun sonbahar ve kış aylarında sıcaklık ve yağış düzenini nasıl değiştireceği.
İstanbul Aydın Üniversitesi’nde görevli Meteoroloji Mühendisi Dr. Öğr. Üyesi Güven Özdemir’e göre Türkiye’de önümüzdeki dönemi tek başına ‘kurak’ ya da ‘yağışlı’ olarak tanımlamak doğru olmayacak. Özdemir, Türkiye’nin sıcak ancak zaman zaman çok yağışlı bir sonbahar geçirme ihtimalinin öne çıktığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“2026 sonbaharının Türkiye açısından klasik anlamda sürekli yağışlı veya sürekli kurak bir mevsim olmayacağı, bunun yerine sıcaklıkların çoğu dönemde normallerin üzerinde seyrettiği, ancak yağışların aralıklı, düzensiz ve zaman zaman aşırı karakter gösterebildiği bir dönem olacağı ihtimali ağır basıyor. Özellikle Marmara, Ege, Karadeniz ve Akdeniz kıyılarında kısa süreli kuvvetli yağış ve ani sel, Güney ve Güneybatı Anadolu’nun bazı kesimlerinde ise dönemsel yağış açığı ve kuraklık riski birlikte izlenmesi gerekiyor.”
EL NİNO TEK BAŞINA BELİRLEYİCİ OLMAYACAK AMA…
Güven Özdemir, burada El Nino’nun tek başına belirleyici bir sistem olarak değerlendirilmemesi gerektiğine de dikkat çekerek, “El Nino’yu tek başına ‘kuraklık getiren’ veya ‘yağış getiren’ bir sistem olarak görmek yerine, atmosferin büyük ölçekli dolaşımını değiştiren bir tetikleyici olarak değerlendirmek gerekiyor. 2026’daki El Nino’nun olağanüstü güçlü olması, etkilerin görülme ihtimalini artırıyor; ancak Türkiye’deki yağışın miktarını ve dağılımını son aşamada Kuzey Atlantik Salınımı'nın (NAO) fazı, Akdeniz’deki deniz suyu sıcaklıkları, Balkanlar üzerindeki yüksek/alçak basınç merkezleri ve jet akımının konumu belirleyici olacaktır” açıklamasında bulundu.
Türkiye açısından önümüzdeki dönemin değerlendirilmesinde bu nedenle yalnızca toplam yağış miktarına bakılması yeterli olmayacak. Özdemir’in vurguladığı kritik nokta ise yağışın zamanlaması ve şiddeti:
“Bu nedenle önümüzdeki aylarda asıl izlenmesi gereken soru şu olmalıdır: ‘Türkiye kurak mı, yağışlı mı olacak?’ değil; ‘yağış nerede, ne zaman ve hangi şiddette düşecek?’ sorusudur. Nitekim güncel MGM mevsimlik tahminleri de Türkiye genelinde yağışların sonbahar ve kışın farklı dönemlerinde bölgesel olarak önemli farklılıklar göstereceğine işaret ediyor; Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) ayrıca mevsimlik tahminlerin büyük ölçekli El Nino, NAO ve deniz yüzeyi sıcaklığı gibi etkenleri dikkate aldığını, ancak yerel ve kısa süreli meteorolojik olayların bu modeller tarafından tam olarak temsil edilemeyebileceğini özellikle belirtiyor.”
MARMARA VE EGE’DE SEL, AKDENİZ’DE KURAKLIK RİSKİ
Güven Özdemir, sonbahardan kışa geçişte Türkiye açısından birbirinden farklı hava koşullarının aynı anda görülebileceğine dikkat çekiyor.
Özdemir’in değerlendirmesine göre, “2026'nın sonbahardan kışa geçişinde Türkiye açısından üç farklı risk alanının aynı anda izlenmesi gerekiyor. Marmara ve Ege'de yüksek deniz suyu sıcaklıkları, yüksek nem ve üst seviyede soğuk hava geçişleri nedeniyle ani ve kuvvetli sağanak, gök gürültülü fırtına ve şehir selleri riski bulunuyor. Akdeniz ve Güneybatı Anadolu'da yüksek basınçlı dönemlerin uzaması halinde normallerin üzerinde sıcaklık, yağış açığı ve kuraklık riski öne çıkabilir. İç Anadolu'da ise yağışların sistemler arasında düzensiz dağılması halinde uzun süreli yağış açığı, ardından kısa süreli kuvvetli yağışlar görülebilir.”
Karadeniz ise bu tablonun dışında, yağış açısından daha avantajlı bölgelerden biri olabilir. Özdemir, “Bunun karşısında özellikle Karadeniz'in yağış açısından daha avantajlı olması beklenebilir. Nitekim MGM'nin aralık projeksiyonunda Karadeniz kıyılarında yağışların normallerin üzerinde olması öngörülüyor” değerlendirmesinde bulundu.
Bu nedenle güçlü El Nino’nun Türkiye’deki etkisini yalnızca sıcaklık artışı veya kuraklık üzerinden okumak yerine, atmosferik dolaşımın daha dalgalı hale gelmesi ve yağışın zamansal ve mekânsal dağılımının bozulması üzerinden değerlendirmek gerekiyor.
DÜNYANIN ÖNÜNDE KRİTİK BİR 10 AY VAR
El Nino’nun etkileri yalnızca meteorolojiyle sınırlı kalmayacak. Gıda fiyatlarından elektrik tüketimine, su kaynaklarından sağlık hizmetlerine, tarımsal üretimden uluslararası ticarete kadar geniş bir alanda zincirleme sonuçlar ortaya çıkabilir.
Kuraklık tarımsal üretimi azaltabilir, aşırı yağışlar ise ekili alanlara zarar verebilir. Sıcak hava dalgaları elektrik talebini artırırken, su kaynakları üzerindeki baskı da büyüyebilir.
Ulaşım altyapısı, sigorta sektörü ve küresel tedarik zincirleri de aşırı hava olaylarından doğrudan veya dolaylı şekilde etkilenebilir.
Bu nedenle hükümetler afet planlarını gözden geçirmek, işletmeler tedarik zincirlerini güçlendirmek, enerji ve su şirketleri kapasite senaryolarını değerlendirmek, sağlık sistemleri sıcak hava dalgalarına hazırlanmak ve yerel yönetimler vatandaşları olası risklere karşı zamanında bilgilendirmek zorunda.
Güven Özdemir, hafta boyunca Türkiye’yi etkilemesi beklenen hava sistemlerine ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. İtalya ve Orta Akdeniz çevresinde etkili olan alçak basınç merkezleri ile Balkanlar üzerinden gelecek serin havanın hava koşullarında belirleyici olacağını söyleyen Özdemir, özellikle Marmara ve Ege bölgelerinde yağış ve kuvvetli rüzgârların etkili olabileceğini ifade etti.
Haftanın meteorolojik açıdan öne çıkan gelişmesinin Akdeniz kaynaklı alçak basınç alanları ve bunlara bağlı cephe sistemlerinin doğuya ilerlemesi olduğunu belirten Güven Özdemir, İzlanda Alçak basıncı'nın Balkanlar üzerinden Türkiye’ye ulaşacak serin havayla etkileşiminin de önemli sonuçlar doğuracağını dile getirdi.
Alçak basınç merkezlerinin yükselici hava hareketlerini desteklediğini kaydeden Özdemir, yükselen havanın soğuyup yoğunlaşmasıyla bulutlanma ve yağış oluştuğunu, atmosferin alt ve orta seviyelerinde yeterli nem ile sıcaklık farkı bulunması durumunda ise gök gürültülü sağanakların gelişebildiğini aktardı.
MARMARA’DA YAĞIŞ VE SERİN HAVA ETKİLİ OLACAK
Marmara Bölgesi’nde haftanın ana gündeminin yağışlı ve serin hava olacağını ifade eden Güven Özdemir, Trakya ve Çanakkale çevresinde başlayabilecek kuvvetli yağışların İstanbul, Kocaeli, Sakarya ve Bursa çevresinde de etkili olabileceğini söyledi. Kuzey ve kuzeydoğu yönlerden esecek rüzgârların zaman zaman kuvvetlenebileceğini de sözlerine ekledi.
Güven Özdemir, bu hafta İstanbul'da havanın nasıl olacağını gün gün anlattı:
Bugün: Yağışlı sistemin etkisi belirginleşecek. Aralıklı sağanaklar beklenirken gündüz sıcaklığının yaklaşık 20-21 dereceye gerilemesi öngörülüyor. Kuzeyli rüzgârların kuvvetlenmesiyle birlikte hava daha serin hissedilecektir.
14 Ekim Çarşamba: Haftanın dikkatle izlenmesi gereken en önemli günlerinden biri. İstanbul’da yağış ihtimali yüksek. Özellikle öğleden sonra ve akşam saatlerinde yağmurun etkisini artırması beklenirken sağanak yağışla birlikte sel olma riski oluşabilir. Sıcaklık yaklaşık 17-18 derece düzeyinde. Ancak yağışın en kuvvetli olacağı ilçe ve saatleri önceden kesin olarak belirlemek mümkün değil.
15 Ekim Perşembe: Gece ve sabah saatlerinde yağış geçişleri sürebilir. Gün içinde bulutlu, serin ve rüzgârlı bir hava öne çıkacak. Gündüz sıcaklığının 16-17 derece civarına gerilemesi bekleniyor.
16 Ekim Cuma: Yağışların aralıklarla devam etmesi olası. Sıcaklıkların 16-17 derece civarında seyretmesiyle son günlerdeki yazdan kalma havanın tamamen kaybolduğu görülecektir.
17 Ekim Cumartesi: İstanbul'da yeniden sağanak geçişleri ihtimali yüksek. Gündüz sıcaklığının 15–16 derece dolayında kalması, gece sıcaklığının ise 11-13 dereceye kadar inmesi mümkün olacaktır.
18 Ekim Pazar: Haftanın son gününde yağış ihtimali azalabilir ve güneş zaman zaman yüzünü gösterebilir. Bununla birlikte özellikle sabah saatlerinde serin hava etkisini sürdürebilir. Gündüz sıcaklığının yaklaşık 17 derece civarında olması bekleniyor.






