Hayatımıza bir anda girdi ve aynı hızla çıktı Serel Yereli. Oysaki daha ilk oynadığı diziyle, ‘Bodrum Masalı’yla tüm gözlerin kendine çevrilmesini sağlamıştı. Işıltılı bir hayat belli ki onu bekliyordu... Ama o her şeyi geride bırakıp turist vizesiyle Londra’ya gitti. Çünkü kalbinde yatan şarkı söylemekti. O dönem konuştuğumuzda “Umarım hayat beni bu kadar sevdiğim bir şeyden asla vazgeçmeye zorlamaz” demişti. Yıllar sonra bu kez çevrimiçi olarak yaptığımız söyleşide onu tekrar karşımda gördüğümde bu sözleri aklıma geldi. Ve en güzeli de albümünü tamamladığı, gelecek yıl çıkaracağı haberini vermesiydi. Serel Yereli yeni şarkısını, Londra’da geçen yıllarda neler yaptığını ve henüz bir senesi dolmayan çiçeği burnunda evliliğini anlattı.
◊ 2017’de Londra’ya gittiniz. Müzik kariyeriniz nasıl başladı?
2021’den itibaren üç İngilizce şarkı yayımladım. ‘Daddy’s Gone’, ‘My Inner Psycho’ ve ‘None of the Above’. Açıkçası çok severek, gurur duyarak yayımlamadım o şarkıları. Sevemedim, hiç iyi hissettirmediler bana.
◊ Siz de şarkı yayımlamaya ara mı verdiniz?
Çok uzun bir süre aynı utanç duygusunu yaşamamak için müzik yayımlamadım. Ama canlı performanslarım devam etti. Bu süreçte kendi müziğini yapamayan, doğru prodüktörü bulamayan bir müzisyen olmanın zorluklarını da gördüm. Çünkü içimdeki vizyonu göstermeden ortaya çıkan işle ilgili samimi hissedemiyordum. Oyunculuğu bırakma sebebim de buydu. Başkasının yazdığı senaryoda oynamayı istemiyordum.
◊ Peki, hayatınıza nasıl devam ettiniz o dönem?
Hayatımı bir sanat eserine bakar gibi dışarıdan izliyordum. Bir filmin içinde gibiydim. Nasıl anlatayım, çok parasız kaldığım dönemlerde durumu romantize ederek yaşadım.
Bir süre sonra psikiyatristim bana bipolar teşhisi koydu. Lityum kullanmamı önerdi. Sekiz ay kullandım. Öncesinde kafamın içindekileri hayata geçiremiyordum. İlaç düzen, disiplin ve rutin oluşturma konusunda zihnime iyi geldi. Ama sonra bıraktım.
Benim genelde global politik görüşlerim çevremle, ailemle, yakın arkadaşlarımla örtüşmez. Onların söylediklerine ikna olmaya başladığımı fark ettim. Zihnimin farklılığını kaybediyordum sanki gittikçe. Topluma bu kadar benzemek yeter diye düşündüm (gülüyor).
◊ Bir anda ilacı bırakmak sizi nasıl etkiledi?
Çok ağır bir depresyon yaşadım. Tam da o sırada eski ev arkadaşım Dominic’in teklifiyle İskoçya’ya road trip’e (arabayla yolculuk) gittik. Bu arada bu anlattığım dönemin 1,5-2 yıl öncesinden itibaren bayağı gündüz gözüyle halüsinasyonlar görüyordum. Londra sokaklarında, gittiğim yerlerde... İskoçya’da kaldığımız hostelde de bir gece gözümü bir açtım, karşımda Gollum (‘Yüzüklerin Efendisi’ndeki karakterlerden biri). Çığlık attım, besmele çektim. Beni çok korkuttu. Ne bu dünyaya ait ne de öbür dünyaya. Gözleri güzel, gerisi çirkin. Ve ertesi gün psikiyatristime olayı anlatırken şunu fark ettim; anlattıklarım aslında kendi hakkımdaki
düşüncelerimdi.
◊ Bir dönüm noktası diyebilir miyiz o geceye? Tekrar şarkı yapmaya da sonrasında mı karar verdiniz?
Yine o yolculukta İskoçya’daki Skye Adası’na (Isle of Skye) gittik. Orada çadır kurup kamp yaparken inanılmaz güzel hisler içindeydim. İçtiğim su bile güzel geliyordu. Bir akşam bir pub’a girdim. Çok iyi bir folk şarkıcısı sahnedeydi. Beni en çok etkileyen kadının tavrı oldu, aklında sanki ‘Beni beğeniyorlarmı, alkışlıyorlar mı’ gibi hisler yoktu. O saflık hoşuma gitti. ‘Bu saflığı, havalılığı istiyorum’ dedim içimden. Sonra Londra’ya döndüm. Evsizdim. Tam o sırada bir arkadaşım aradı, köpeğini giderken Türkiye’ye götürememiş, köpek evde kalmış. Üç aylık kirasını da ödemiş. Oraya taşındım. Yani köpek üç aylığına ev sahibim oldu. ‘Ghost Town’ı bu sırada yazdım. Ve ilk defa yazdığım bir şeyin dinlerken beni alıp götürdüğünü hissettim.
◊ Bu kez şarkı içinize sindi. Peki, prodüksiyon aşamasını nasıl hallettiniz?
Bir yıl sonra şimdiki eşimle (Oğul Avcı) tanıştım. O dönem Mavi adlı bir rock grubu vardı. Aynı zamanda grup üyeleri Aleyna’nın (Tilki) arkadaşlarıydı. “Londra’dalar, git bak” dedi. Çalıştıkları stüdyoya girdim ve Oğul’u görür görmez beğendim. Hemen uyum sağladık.
◊ O Türkiye’de, siz İngiltere’de... Nasıl yürüdü ilişkiniz?
Onun da hayali İngiltere’de müzik yapmaktı. Tanıştığımız gün “İngiltere’ye taşınacağım” dedi. İçimden ‘Türkiye’de müzikte bir yere varmak üzereyken bunu bırakabilecek bir tek ben varımdır. Bu manyaklıkta başkası yoktur. Bana özeniyor’ diye düşündüm. Ama hiç öyle olmadı. Bir süre sonra burada bir müzik okulunda okumaya geldi.
◊ Bir plak şirketine bağlı çalışmıyorsunuz, değil mi?
Türkiye’de dersimi almıştım; büyük yapımcıların, senaryosunu başkasının yazdığı yapımlarda oynamaya karakterimin uygun olmadığını anlamıştım. Diğer yandan bir sanatçı eğer gerçekten özgür olmak istiyorsa finansal olarak kendini destekleyebilmeli. Bu yüzden bana inanan bir işinsanıyla müzik şirketi kurduk.
14 şarkılık İngilizce bir albüm yaptım. Nisan gibi çıkacak. Amacım bir marka inşa etmek ve Birleşik Krallık’ta dinleyici kitlesine sahip olmak. Spotify ve YouTube dinlemelerini sürekli kontrol ediyorum. 10 bin izlenme varsa 8 bini Birleşik Krallık’tan. Burada ufak bile olsa bir kitle edinmek inanın çok değerli. Ben de çabalıyorum.
◊ Albümde nasıl bir Serel karşımıza çıkacak?
20 yaşında ünlü olmanın nasıl bir duygu olduğunu bildiğim için sanatçı personamla Serel arasında net bir fark var. Bu yüzden her albümü bir müzikal tiyatro kafasında yapmaya karar verdim. Bir karakter yaratıyorum. Albümün adı da ‘OHA’s Island’ olacak. OHA buradaki karakter. Bir adada yaşıyor. Aslında 8 yıldır yaşadığım Birleşik Krallık adasını temsil ediyor. Onun karikatürize hali. Ruhsal sağlığı bozuk olan insanların gönderildiği bir ada bu. Adanın bir haritası, internet sitesi vs. de olacak. Yaptığı delilikleri oyun sanan OHA’nın o adada yaşadığı aydınlanmayı kronolojik olarak anlatıyor albüm.
◊ Evlendiniz. Nasıl gidiyor? Sizinki gibi özgür bir ruh söz konusu olunca daha da merak ediyor insan...
Evlilik harika bir şey bence. Tabii kiminle evli olduğunuza göre değişebilir. Ama ben aşırı sevdim evliliği. Nasıl lityum beni topluma kazandırdıysa evlilik de marjinalliğimi azalttı bence. Yakınlarım, arkadaşlarım “Serel sakinleştin” diyorlar. Kimse benden evleneceğimi de beklemiyordu. “Aa, bu da hani normalmiş günün sonunda” gibi bir şeyler söylüyorlar.
2017’den beri buradayım. Sadece1,5 yıl bir ofiste çalıştım. Spor alanında bir PR ajansıydı. Geri kalanında sadece sahneye çıkarak geçindim. Sanırım, konforsuzluğa tahammül seviyem çok yüksek. Belirsizliğe çok okey bir insanım. Finansal dengesizliğe mükemmel bir tahammülüm var. Ama Allah’a inancım çok. Bir hikâye anlatayım size. Yine cebimde 70 pound’um (4.700 lira) falan kalmıştı. Annemi aradım. Annem de sonuçta İngilizce öğretmeni, normalde arayıp para istememeye çalışırım çok. Tam da o gün Türkiye’de bankalarda sorun varmış, para gönderemedi. O sırada bir arkadaşım aradı. Prens Charles’ın taç giyme töreni vardı. Filipinler Başbakanı da gelmiş ve ona özel düzenlenecek gecede sahneye çıkması için birine ihtiyaçları varmış. “Kaç para istiyorsan verecekler” dedi. Bende “İyi o zaman, 10 bin pound versinler” dedim. “Tamam” dedi. 3-4 aylık hayatımı kurtardı o para.
◊ Eşiniz de sadece müzikle mi ilgileniyor sizin gibi?
Albümün prodüksiyonunu eşimle yaptık. 14 şarkının 12’sini ben yazdım. Miks ve vokal kayıtlarını da bizim için çok değerli olan Dom Marley’yle onun stüdyosunda gerçekleştirdik. Kendisi Amy Winehouse’la ‘Back to Black’ albümünü kaydedip iki Grammy ödülü kazanmış. Oğul bir kafede baristalık yapıyor aynı zamanda. Müzikten ciddi paralar kazanana kadar bir şekilde geçinmek zorundayız. Benim de günlerim çok keyifli geçiyor. Yürüyüşe çıkıyorum, spor yapıyorum...






