Bu Aybüke Yılmaz’la ilk röportajımız. Çok güzel yüz hatları var, kalemle çizilmiş gibi... Bu durumdan hayat içinde aslında biraz çekmiş. Kendini tane tane konuşarak anlatıyor. Tıpkı canlandırdığı karakter gibi kendi de çok nahif duruyor. Gelecekte onun adını daha çok duyacakmışız gibi görünüyor.
Başlıyoruz muhabbete...

◊ Peki, bugün nasıl oyuncu olarak buradasın?

En başa dönersem, Kıbrıs’ta diyetisyenlik okudum. Sonra Türkiye’de eğitimime devam ettim. Stajlarım oldu. Ardından Cerrahpaşa’da Çocuk Metabolizma’da çalışmaya başladım. Hastanede bir gün çekim yapılıyordu. Orada kamera fobimin olduğunu keşfettim. Kamera gördüğüm zaman gerçekten elim ayağım titriyor, bayılacak gibi oluyordum.

◊ Eyvah! E, nasıl oldu da korkunu yendin?

Bir korkum varsa üstüne giderim. “Kamera karşısına geçeceğim, oyuncu olacağım” dedim.

◊ Böyle mi başladı yani? Aslında oyuncu olmak istiyordun e bu da biraz sebebin mi oldu?

‘Çocukluk hayalim oyuncu olmak’ derler ya, bende öyle bir şey yoktu. Tamamen kariyerime odaklıydım...

Bir ajansa kaydoldum. Deneme çekimlerine girdim. İlk işim bir reklam çekimiydi. O gece asla uyuyamamıştım. Ama çekim iptal oldu. O heyecanla beklediğimle kaldım. Sonra başka bir işe bölüm oyuncusu olarak girdim. Ardından ilk işim ‘Fedakâr’ geldi.

◊ Kamera önüne geçtin; “Kayıt” dediler... Ne hissettin?

Çok heyecanlıydım, anksiyetem devam ediyordu. Hâlâ bile tamamen gitmedi, bir yerlerde ufak da olsa bir parça duruyor. Ama onunla baş etmeyi öğrendim.

◊ Hangi noktada “Bu artık benim mesleğim olur” dedin?

Okullu değilim, bilgi birikimine sahip değildim. İlk işim günlük diziydi, orası bana okul oldu. Öğrendikçe, içimdeki kapalı kapılar, pencereler açılmaya başladıkça, canlandırdığım karakter bana bir şeyler kattıkça içimde yeni bir dünya oluştu ve onu çok sevdim.

Ardından yine günlük olarak yayımlanan ‘Kuma’ dizisinde 100 bölüm başrol oynadım. Sonra bir dikey iş ve ‘Sahipsizler’ oldu. ‘Binbir Gece Masalları’nı çektik, henüz yayımlanmadı, şimdi de ‘Haysiyet’teyim.

◊ Yüz hatların çok güzel. Ne kadar estetik müdahalen var?

Botoksum bile yok. Bu biraz genetik aslında. Annemin de yüz hatları böyle, hatta burnu benden daha hokkadır.

◊ “Fotoğraflarım estetikli sanıldığı için kaybettiğim bir sürü iş oldu” demişsin. Neler yaşadın?

İnsanlar dışarıdan aynı senin sorduğun gibi estetik var zannediyor. Ve evet, o yüzden çok iş kaybettim. Onların da haklı tarafları olabilir. Çünkü estetik o kadar arttı, doğal dediğimiz insanlar çok az kaldı, o sebeple de estetikli diye düşünüyor olabilirler. Ama beni tanımaya başladıklarında ve daha makyajsız hallerimi gördüklerinde ikna oluyorlar.

◊ Sosyal medyada da öyle sananlar var...

Evet, hatta o kadar emin yorumlar var ki; ‘Çenesini törpületmiş’, ‘Elmacıkkemikleri ve dudakları dolgu’, ‘Gözleri ve kaşlarını çektirmiş’ gibi...

Başlarda idrak edemiyordum. Bir plastik cerraha gidip ‘Estetiği yoktur’ diye bir rapor mu alsam diyordum... Ama şu anda etkilenmiyorum.

◊ Hayat içinde güzellik söylendiği gibi başa bela oluyor mu?

Bence oluyor. Özellikle kendine güvensiz insanlar, karşısındaki kişiye karşı güvensizliğinden kaynaklı kıskanç olabiliyor, arkasından iş çevirebiliyor. Ben bunun darbesini yemiş biriyim.

Çok yakın arkadaşım değildi ama geçmişte çalıştığım ortamda olan bir şeydi. Yüzüne bakıp, seni övüp arkadan inanılmaz şeylerin döndüğü olabiliyor. Çok kötü. Ben çok takdir eden biriyim. Herkes iyi, başarılı olsun, benden daha iyileri senin olsun diye düşünürüm. Ama karşı taraftan bunu hissedince direkt görüşmeyi kesiyorum.

Her şeye takıntılıyım, obsesif kompülsif derecesinde. Çok fazla düşünüyorum, hiperaktifim. Zihnim hiç durmuyor. Beynimin arka planında bütün sekmeler açık. Mesela evde sadece tek başıma hiçbir ses yokken kitap okuyabiliyorum. Senaryoya çalışacaksam da öyle. En ufak bir seste dikkatim oraya yöneliyor. Bunun oyunculukta artılarını da gördüm. Mesela tam duygudayken yönetmenden bir istek geliyor ve o duyguyu koruyup yönünü değiştirmen gerekebiliyor. Bütün algılarım açık olduğu için bunu yapabiliyorum.

◊ Arkadaşlarının sende en çok değiştirmek istediği özellik nedir?

Telefonumu açmamam. Telefonla konuşmayı hiç sevmiyorum. Genelde sessizde oluyor, geç dönüyorum arkadaşlarıma. Onlar da artık bu huyumu biliyorlar.

◊ Senin kendinde değiştirmek istediğin özellik ne?

Çok düşünüyorum; bu durumu birazcık bastırmak isterdim.

◊ Aşka gelirsek... Hayatında biri var mı?

Hayır, bu sektörle alakası yok. Sekiz senedir birlikteyiz.

◊ O zaman bütün bu şöhret dönemini birlikte yaşadınız...

Onun desteği çok kıymetli benim için, o olmasaydı belki bu kadar ilerleyemezdim.

Bunu en başında konuştuk. Hep destekleyici ve yanımda. Bugün de mesela beni o getirdi. Yaptığım işe müthiş saygı duyuyor ve kararları bana bırakıyor. Seni gerçekten seven birinin ne olursa olsun sırf sen seviyorsun diye senin sevdiğin şeyleri sevmeye başlaması müthiş bir şeymiş.

◊ Şu an aşkın hangi evresini yaşıyorsunuz?

‘YILDIZ’IN YAŞADIKLARINA BAKTIĞIM ZAMAN O KADAR TATLI DAVRANMAM’

◊ ‘Haysiyet’teki Yıldız karakterini nasıl anlatırsın?

Yıldız çok nahif, gelenek göreneklerine bağlı, kimse üzülmesin diye uğraşan, gerekli bütün fedakârlığını gösteren, merhametli biri. Çok nahif bir karakter ama aynı zamanda damarına basıldığında içinden bir aslan çıkıyor. Güçlü de bir kadın.

Merhameti ve güçlü yanı bana benziyor ama ben onun kadar sakin, alttan alan biri değilim. Yıldız’ın yaşadıklarına baktığım zaman o kadar tatlı davranmam.

◊ Eşi Yıldız’ı aldatıyor. Sen hiç aldatıldın mı?

Belki aldatılmışımdır ama hiç denk gelmedim.

◊ Peki, böyle bir şeyi yakalasan tepkin ne olurdu?

Yıldız aldatılmanın yanında çok fazla darbe yiyor. Yıldız’ın çocuğu olmuyor, öyle bir yarası var. Kocası evine girip çıkan bir akrabasından çocuk yapıyor. Böyle bir şeyin içinde kaldığımı düşünemiyorum bile. Çok korkunç. Benim başıma gelmiş olsa affetmem. Çünkü affedilecek bir durum değil.

◊ Bu dizinin mottosu haysiyet mi, aşk mı; sence hangisi?

◊ ‘Haysiyet’in bu kadar sevilmesini neye bağlıyorsun?

İzleyici aileyi ve o ailenin gerçekliğini çok sevdi. Her bir karakter gerçekten yaşıyor ve ekibimiz çok güzel. Sanat yönetmenimiz, sanat ekibimiz evin içini, kostümlerimizi öyle iyi seçmişler ki, o atmosferde o karakterleri hissedip öyle yansıtıyoruz.

Doğma büyüme Samsunluyum. Babam özel sektörde kendi işini yapıyordu. Annem ev hanımı. Benden bir yaş büyük bir abim var, fizik tedavi uzmanı. Bir de erkek kardeşim var, o da mimarlık okuyor.

◊ Samsun’da büyümek hayatını nasıl etkiledi?

Orada yetişmek beni daha samimi yaptı. Küçük bir yerdeydik ve herkes birbirini tanıyordu. Sıcak, doğal bir ortamda büyümek bence bugün beni en çok ben yapan kısımları oluşturdu.

◊ O dönem diyetisyenlik okumak nereden çıktı?

Biyomedikal mühendisliği okumak istiyordum, babam da “O iş genelde yurtdışında oluyor, senden çok ayrı kalmak istemiyorum” dedi. O dönem abim de fizik tedaviyi seçince ben de sağlık alanında diyetisyenliğe yöneldim.

◊ Şu anda geldiğin noktada oyunculuk sana ne ifade ediyor?

En çok tutkuyu ifade ediyor. Ben de çok tutkuluyum. Ve bu ikisi çok iyi eşleşti.

◊ Alttan birçok yeni nesil oyuncu geliyor. Neden seni izleyelim?

Ben enerjime çok güveniyorum ve içimdeki o tutkuyu ekrana güzel yansıttığımı düşünüyorum.

◊ 4 senedir oyunculuk dünyasındasın. Senin gibi bu işe başlamak isteyen gençlere ne söylemek istersin?

Güzellik kesinlikle yeterli bir ölçü değil. Ben buraya gelene kadar bin defa deneme çekimlerinden ret yemişimdir. En önemli şey yılmamak... Her bir deneme melçekiminde motivasyonunu koruman, sürekli kendini geliştirmen, bir adım öteye taşıman gerekiyor.

◊ ‘Bu işten sonra ne yapacağım’ gibi korkuların var mı?

Bu konuda akışta yaşamayı tercih ediyorum. Çünkü ileriye dönük düşündüğünde biraz beklentiye girmiş oluyorsun, ben beklentiyi seven biri değilim.

Kendi yazdığım senaryoda oynamak istiyorum. Bu yoğunlukta konsantre olup yazamıyorum ama bir hikâyem ve karakterlerim var. Kadın ağırlıklı bir iş.