Bengü’yle yıllardır tanışıyoruz. Ama yeniden söyleşi yapmak için uzun bir aradan sonra buluşuyoruz. Karşımda kendisinin de söylediği gibi mesleğine sarılmış çok güçlü bir kadın var. Karşılıklı koltuklara geçip bağdaş kuruyoruz. Yaşadıklarını, hissettiklerini, duygularını frenlemeden ilk kez anlatıyor. Adeta bir dertleşme gibi...

Görüşmeyeli hayatında çok şey değişti. Evlendin, anne oldun ve bir ayrılık yaşadın. Bu yaşadıklarından sonra ortaya nasıl bir Bengü çıktı?

Çok şey değişti. Hangimiz geçmiş yıllara, hatta bir önceki yıla göre aynıyız ki! Zaman, yaşadıkları insana çok şey katıyor. Şimdi karşında çok daha güçlü bir kadın var.

Peki, hayatında temel değişimlerin olduğu dönemde sen neler yaşadın?

Yalnız kaldığım da düştüğüm de oldu... Ama hepsini kendi başıma atlattım. Araya pandemi de girdi. Bazen kim olduğumu, hatta hangi mesleği yaptığımı unuttum. Alkışı duymadığım günler oldu. ‘O zamanlara kadar getirdiğim Bengü, avcumun içinden kayıp gidiyor mu acaba’ dediğim günler yaşadım. ‘Bir daha üretemeyecek miyim? Star ışığını kaybediyor muyum acaba’ diye düşündüm.

Cesur cümleler kuruyorum ama hakikaten yıllardır olduğum gibiyim, içimdekileri saklayamıyorum. Bütün hepsi bir araya geldi ama yere düştüğün, tökezlediğin dönemde gerçekten o acıyı yaşadıysan çok daha güçlü kalkıyorsun. Ben onu yaşadım. Yıllar önce ‘Altın Çağ’ diye bir albüm yapmıştım. “Altın çağım” diyormuşum. Meğer altın çağım o zaman değil, bu zamanmış. Hatta beni bekleyen pırlanta çağımmış. Kozayı yırtıp güçlü çıkma ve kendine dönme durumu vardır ya... İnsan aslında her yarayı kendi iyileştirebilirmiş, belli bir yerden sonra öğreniyorsun, ben de öğrendim ve daha da güçlendim.

Seni zorlayan, bu hislere iten ve mesleğinden uzak durmana sebep olan neydi? Evlilik mi, annelik psikolojisi mi, yoksa eski eşin çalışmanı istemedi mi?

Bizim hiçbir zaman böyle birbirimize iş hayatlarımızla ilgili engellerimiz olmadı. Hatta eskiden bir kanı vardı; derlerdi ya “Evlendi, eşi sahneye çıkmasına engel oldu”. Ben zaten buna izin vermezdim, kendisi de bunu bilerek benimle evlendi. Ama tabii 39 yaşımda anne oldum. O zamana kadar verdiğin emeği 3-4 sene noktalı virgülle bekletip acaba tekrar çıkabilecek miyim durumu... Bir yandan da çok büyük bir sevda, çocuk, yuva kurmak... O ikisinin arasında debelendiğim dönemler çok oldu. Şarkıcı olmana gerek yok, benim gibi çalışan kadınların bir kısmının aynı şeyleri yaşadığını tahmin ediyorum.

Şarkıların hep hit’ti. Devler ligindeydin. Unutulur muyum diye korktun mu?

Kendim unutulmaktan korkmadım, şarkılarım unutulur mu diye çok korktum. Çünkü öldükten sonra da yaşayacak tek şey ses rengim ve şarkılarım. O kadar çok emek verdim ki! Ya o şarkılar, albümler, hepsi boşa giderse... Bunları çok yaşadım. Hatta bir pazar günü sanırım ikinci çocuğuma hamileydim, evde oturuyordum. Naim Abi (Dilmener), çok da severim, çok iyi bir müzik eleştirmenidir, bunu da burada ilk defa duyacak, hiç kırgın değilim, hiç kızmadım, ama bir köşe yazısı yazmıştı; “Bengü ligden çekildi” diyordu. Ben tam bunları hissederken üstüne geldi. İki aylık hamileydim ve duygularımın en yoğun olduğu dönemdi. Sonra dedim ki: Bengü bu seni kamçılayacak, bekle... Ama tabii o sırada bir taraftan da kafan bebeklerinde, başka bir yerdesin. Ama bütün bunlar iyi ki olmuş. Şimdi bunun keyfini çıkarıyorum.

İyi ki diyorum yaşadığım her şeye... İyi ki yaşamışım diyorum. İyi ki üretmişim, iyi ki evlatlarım var. İyi ki daha da güçlü kalkmışım. İyi ki zorlanmışım. İyi ki fedakârlık yapmışım. Kendimi çok daha fazla sevmeye başladım. Çünkü dediğim gibi artık çok daha güçlü, ne istediğini bilen, hatta eskisinden bile çok işine sarılan bir kadın var.

Şu andaki seni en iyi hangi Bengü şarkısı anlatır?

“Söylemem ben acılarımı, tek başıma atlatırım”, yani ‘Saygımdan’.

Çok oldu. Olmaz mı? “Korkma kalbim, geçer acısı”... Evet geçecek, geçiyor. Yarın sabah nasıl uyanacağım dediğin gün, yüce Allah sana öyle bir güç ve öyle bir güzellik veriyor ki.

Çocukların Zeynep 7, Selim 5 yaşında. İkisi de seninle mi yaşıyor?

Tabii, her zaman. Bizim öyle bir görüşme saatimiz, vaktimiz, günümüz de yoktur. Babaları zaten çocuklarla daha çok vakit geçirmek için bizimle aynı sitede oturuyor. Aramızda hiçbir zaman bir kısıtlamamız olmadı.

Siz o zaman aslında dost olarak ayrılmayı başaranlardan mısınız?

Kendi adıma konuşayım, severek ve çok âşık olarak evlenen bir çiftin “Hadi bakalım, sarıldık, öpüştük, dost olarak ayrılalım” demesi mümkün değil gibi geliyor. Dost olarak ayrılmak anlaşmalı boşanmaya denk geliyorsa, evet, anlaşmalı boşandık. Ama biz çok öyle “Ah canım, hadi görüşürüz” diye ayrılmadık. Evliliği yürütemedik yani.

Ben de onu soracaktım, peri masalı gibi bir evlilikti. Ardından çocuklar geldi. Hiç kimse boşanma haberini beklemezken aniden duyunca şaşırdı. Yani işin aslı anlaşamamak mıydı?

İşin aslı, kibarca anlaşamamak, bir de beklentilerin artık farklı olması. Mesela çoğu insan boşanmadan bu mutsuzlukta aynı evde yaşayabiliyor. Ve çocuklarla... Biz bir gün bile evde sesimizi yükseltmedik, çocuklar böyle bir şey görmediler. Ve şu anda istedikleri zaman hem babalarıyla hem de benimle vakit geçiriyorlar. Ayrıldıktan sonra da çocuklarımıza iyi birer ebeveyn olmaya çalışıyoruz. Tek amacımız bu… Onların gelecekte mutlu ve huzurlu olmaları.

Asla tahammül edemem dediğin her şeyi alttan almaya başlıyorsun. 9 ay sabretmeyi öğreniyorsun çünkü… Önce kendini değil, hayatın sana verdiği iki hediyeyi düşünüyorsun. Her şeyden önce onlar geliyor. Bir de ışıkların altında bambaşka bir dünyan varken evde seni bekleyen başka önceliklerin var artık. Mesela bir yandan akşam ne yapayım da yiyelim ya da haftaya okullar açılıyor, defter kaplama, etiket seçme gibi eğlenceli heyecanlarımız da var. O dengeyi kurmak benim için çok önemliydi, başardım. Ama tek kelimeyle annelik benim için şu an öncelikle huzur.

Yaşadığın evlilik ve ayrılık süreci aşka olan inancını etkiledi mi?

Hayır, aşka olan inancım bitemez… Hem ben aşk şarkıları söylüyorum, her zaman da aşka inanırım. Şarkılarımda da yaşadığım ayrılıkları tıpkı
bir oyuncu gibi seslendirdim. Mesela sahnede bir gün ağladığımda aslında ben şarkının içindeki kişiye ağlıyordum.

Karşına âşık olacağın biri çıksa ne olur? Yoksa o kapı artık kapalı mı?

Bu konuyu kendi içimde çok düşündüm. Neden biliyor musun? Ben kaderciyim sanırım. O kapıyı kendin kapatamazsın, o bir yazgı, kader.
Allah ne yazdıysa onu yaşarsın. Tabii artık bir de çocuklarım var. Çok büyük bir sorumluluk. Eskiden zaten çok dikkatli yaşardım
ama şimdi daha da dikkatliyim.

Yok. Şu ana kadar da hiç olmadı. Çocuklarım ve ben. Hayatımıza devam ediyoruz.

Yeni şarkın ‘Dur Nereye’ piyasaya çıktı. Ne anlatıyor?

Gururlu bir aşkın hikâyesi. Çünkü normalde “Gitme” deriz. Burada “Hayırdır, nereye gidiyorsun” diyoruz. Ritmiyle, sözleriyle, her şeyiyle beni etkileyen, yeni jenerasyonun da çok seveceği tatta bir şarkı. Mert Carim’in bestesi. Aslında çok dijital, ticari, acayip sükse beklediğimiz bir şarkı değil. Ama kendi adımlarımda 2026’da “Ne şık oldu” diyebileceğim, herkesin beğenerek dinlediği bir şarkı oldu. Bu arada ben zaten sadece popüler olsun diye şarkı yapmamaya da çalışıyorum.

Eğer sadece popüler olsun diye bir şarkı yaparsam yıllardır tutturduğum o çizgiye ayıp ederim diye düşünüyorum. Herkesin tercihine saygı duyuyorum ama ben hiçbir zaman sadece TikTok’ta meşhur olsun diye bir şarkı yapmak istemiyorum. Sanırım insanlar da bu yüzden daha çok sarılıyor. Eskiden de prodüktörlere, müzik insanlarına “Bir gün bu şarkıların kıymeti bilinecek” derdim. Öyle de oldu. Çünkü gerçekten doğru duvar yıkılmaz. Doğru müzik her zaman kitlesine ulaşır.

11 Eylül’de Paribu Vadi Açıkhava’da büyük bir konsere hazırlanıyorsun. Bizi neler bekliyor?

Biraz önce konuştuğumuz bütün duyguları aslında o gece hep birlikte yaşayacağız. Dinleyicimle yıllarca müthiş bir duygu alışverişinde bulundum. Bilet satışları da bunu gösteriyor. Tükenmek üzere, şükürler olsun.

40 şarkılık bir listemiz var, hepsi benim şarkılarım olacak. Cebimde ne kadar şarkı varsa hepsini söyleyeceğim. Hatta yeni şarkı sürprizi de olabilir.

Evet, perde açıldığında şarkılarla birlikte harikalar diyarına gideceğiz. 1,5 aydır hazırlanıyoruz. Maddi, manevi kalbimizi koyduğumuz bir şey. Çünkü İstanbul’da ne zamandır konserim olmadı. Tavanından yerine kadar her şeyin değiştiği özel bir sahne yapacağız. Konserden iki gün önce sahneye teknik ekip girecek. Acayip bir şey olacak. Sahnede şarkıların ruh haliyle değişen çok renkli bir kadın göreceksiniz. Üç kostümüm var. Bu arada şu çok önemli; bana inanan muhteşem bir ekiple çalışıyorum. En büyük gücüm, arkamdaki inanç dolu kadro. Booking (sahne takvimi) süreçlerimi emanet ettiğim Paradise Production’ın kurucusu, menajer Esat Kaba bu işi severek, canla başla yapıyor. Aynı zamanda Beliz (Şen) yeğenim ve menajerim. Sahnedeki müzisyen arkadaşlarımla zaten 20 senedir birlikteyiz. Evet, maliyeti yüksek bir sahne ama her şeye değer. Unutulmaz bir gece olsun istiyoruz.

‘BANA YAKIŞMAYAN BİR ELBİSEYİ SADECE VOGUE’A KAPAK OLSUN DİYE GİYMEM’

26 senedir müziğini yenilerken tarzını da bozmayan isimlerden oldun. Bunu sevenler de ama arada eleştirenler de var. Ne dersin?

Bana yakışmayan bir elbiseyi sadece Vogue’a kapak olsun diye giymem. Varsın olmasın ama ben kendime yakışanı giyeyim. Mesela çok iyi bir şarkı gelmiştir ama benimle hiç alakası yoktur, ki geldi. “Bu bana olmaz” dediğim çok oldu. Ama şunu da söyleyeyim; şarkılarımda hep yeni sound’ları da kullanıyorum.

Şimdi müzik dünyasını nasıl buluyorsun?

Eskiden müzik dünyası vardı, şimdi dünyadaki herkes müzik yapıyor. Herkes yapay zekâ peşinde koşuyor. Geçenlerde “Artık yeter” diye isyan ettim. Çünkü meslekle alakası olmayan, notanın yanından geçmemiş, şarkı söylememiş insanlar beste yolluyor. Sonra bakıyorum, Suno’yla (yapay zekâ platformu) yapmış. Söyleyen yapay zekâ, yazan yapay zekâ. Bir müzikler, nakaratlar geliyor, aklını kaçırırsın, çok iyi. Ama yapay zekâ. Ben bunları dinleyicime nasıl geçiririm? O yüzden artık “Bana bir şarkı dinletecekseniz gelin yanımda gitarla çalın” diyorum. Ve artık gitarla dinleyerek şarkı satın alacağım.

Peki, müzik dünyasında en eleştirdiğin şey nedir?

Büyük laf edenler… İki senede iki şarkın tutmuş, bi’ yavaş. Zaten sonra bakıyorsun yok oluyorlar.

10 sene önceki şarkıların hâlâ dinlenirken günümüzde yeni şarkılar kısa sürede unutuluyor. Neden yeni isimlerin şarkıları o kadar kalıcı olmuyor?

Çünkü dijital bir dünyayla büyüyen, dijital dünyanın da çok etkisinde bir gençlik var artık. Bu bazen iyi ama bazen de acı gerçek. Biz şiir kitabı okuyarak, Sezen (Aksu) dinleyerek büyüdük. Bizim gibi duyguyu yoğun yaşamıyorlar. Aslında en önemli şey duygu. O yüzden “Sepet sepet yumurta, sakın beni unutma” gibi şarkılar çıkıyor. Mesela biz Kenanlarla (Doğulu) stüdyoya kapanıp, üç gün bir cümleyi değiştirmeye çalışıp bunun yerine ne koysak diye düşündüğümüz bir dönemden geliyoruz. Artık bu yüzden eskisi gibi şarkılar çıkmıyor. Hayatın hızı, hayatın dijital temposu hatta bazen sanallığı şarkılara da yansıyor.