Mehmet Ali Erbil’le söyleşi yapacağımız güne kalp krizi geçirdiği haberiyle uyanıyoruz. Ama kısa sürede doğru olmadığını öğreniyoruz. Karşıma gayet sağlıklı ve enerjik bir şekilde çıkıyor. Sohbet sırasında kimi zaman hüzünleniyor, gözleri doluyor, kimi zaman gülüyor, kimi zaman da ilişkileri konusunda kendi eleştirisini yapıyor. Şu sıralar gösterisiyle Türkiye’yi gezen 69 yaşındaki Mehmet Ali Erbil’le başlıyoruz muhabbete...
◊ Bu sabah kalp krizi geçirdiğinize dair bir habere uyandık...
Çok şükür, iyiyim. 10 yıl önce bir kalp spazmı geçirmiştim. Ama balonla açtılar, stent falan takmadılar. Sonra kalp doktorumuz da herhangi bir şey olmadığını söyledi.
◊ Ünlülerle ilgili aniden çıkan; ‘Kalp krizi geçirdi’, ‘Hayatını kaybetti’ gibi haberler sizi nasıl etkiliyor?
Uyuyordum, sabah 8.00’de bir arkadaşım arayıp “Böyle bir şey duyduk” dedi. Ardından telefonlar gelmeye başladı. Telefonu yardımcıma verdim, uykuya devam edecektim ama ilk eşim ve kızım geldi. Ailem tedirgin oldu. Bu haberlerin üzücü tarafı onların etkilenmesi. Bir magazin haberi olur, neyse, ama bu sağlıkla ilgili, biraz hassas davranılması gereken bir durum.
◊ Peki, şu anda hayatın nasıl bir dönemindesiniz?
Daha dingin. Bir yıl önce bir yarışma sunuyordum. Tam tempom biraz yavaşlamıştı, yeni bir adım attım. 28 yıl aradan sonra tekrar tek kişilik bir oyunla karşınızdayım.
Projeyi yapımcılarım Ali Temiz, Batuhan Mümünoğlu ve menajerim Perim Özgeldi’yle oluşturduk. Metni Uğur Yağcıoğlu yazdı ve Dost Elver yönetti. Yeniden seyirciyle göz göze olmak çok heyecan verici. “Bazı hayatlar anlatılmaz, sahneye çıkar” diyorum. Sahnede her şeyi anlatacağım.
◊ Gösterinizin adı ‘Hayatım Yalan’... Nasıl bir hayattı sizinki?
Küçüklüğümde annemle babam ayrıldı. Üvey baba ve üvey anneyle yetiştiğim için çok ezildim. Bunun eksikliğini çok gördüm. Yine de iyi yırttım, bileğimde altın bileziğim yani yeteneğim vardı. O olmasaydı sapkın olabilirdim. Her şey olabilirdi. Ama bu hayatta beni yeteneğim kurtardı.
◊ Anne ve babanız boşandıktan sonra başka evlilikler yapıyor. Peki, bu sırada öz babanız ve annenizle ilişkiniz nasıldı?
Babam çok despottu. Eski İstanbul beyefendisi, çok karakterli, çok düzgün bir adamdı. Ama çocuklarını bir kere kucağına alıp sevdiğini hatırlamam. Ne kadar enteresan değil mi?
◊ Hiç bir kere bile başınız okşanmadı mı?
Hiç... Annem belki okşamıştır ama o da küçükken. Üvey babam zaten sokağa bile çıkarmazdı. 14 yaşımdaydım, abim benden üç yaş büyüktü ve iki taraf da bizi istemedi. Ne yapalım?
Baba tiyatrocu diye konservatuar sınavına soktular, tabii aslında yatılı okul diye... 14 yaşında ne anlarım tiyatrodan. Okula girdiğimde koridorlarda kovboyculuk falan oynuyordum. Bütün arkadaşlarım da 20-25 yaşlarındaydı, sınıfın da en küçüğüydüm. Aslında 16 yaşından küçükleri almıyorlardı, ama ben okula üstün kabiliyet olarak girdim.
◊ Basın toplantısında ailenizin sizin çamaşırlarınızı yıkamadığından bahsettiniz...
Evet, yatılı okuldayım, 14 yaşındayım ve çamaşırlarım kirleniyordu. Ankara’dayım, annemler de Ankara’da. Annemlere götürüyordum ama üvey peder “Ben yıkatmam ergen çocuğun çamaşırlarını” diyordu. Allah rahmet eylesin bir komşumuz vardı, ona deterjan alırdım, o yıkardı. O yüzden diyorum ki kirli çamaşırlarınızı yıkayın. Yoksa kirli çamaşırlar benimkiler gibi magazine düşer. Yani bütün bunlar çok önemli travmalar.
Hepsi rahmetli oldu. Ben sonra onlara yardım bile ettim. Ama sevgim kalmamıştı. O da çok kötü bir şey.
‘BENİ SEVMEYENLER YÜZÜNDEN BAŞIMA KÖTÜ ŞEYLER GELMİŞ OLABİLİR’
◊ Mehmet Ali Erbil olmanın en zor yanı neydi?
Şöhreti kaldırdım, kaldıramadım diyemeyeceğim. Ben küçüklüğümden beri zaten ünlüydüm. Rahmetli babam tiyatrocu ve sinema sanatçısıydı, Saadettin Erbil. Hep onun oğlu diye gösterirlerdi. 14 yaşımdan itibaren kendim ünlü olmaya başladım. Ama zorlukları olmuştur. Bana gıcık olanlar, sevmeyenler olmuştur. Herkesin de sevmesi gerekmiyor. Ama beni sevmeyenler yüzünden de başıma kötü şeyler gelmiş olabilir.
◊ Aslında ciddi bir tiyatro, müzikal, seslendirme ve karakter oyunculuğu tarafınız var... Ama komedyen yanınızla daha çok anıldınız ve hep bizi güldürmeniz beklendi. Bundan hiç rahatsız oldunuz mu?
Yok, asla olmadım. Ama zaten başka türlü bir proje de uzun zaman gelmedi. Bu da benim suçum değil. Yapımcılar, yönetmenler hep komedi rollerini bana uygun gördüler. Belki onların kolayına gitti.
◊ Güldüren neşeli Mehmet Ali Erbil ne kadar gerçekti?
Ben eğlenmeden seyirciyi eğlendiremezdim. Öncelikle bütün bu yolcukta ben de eğleniyordum. Zaten o yüzden beni sevdiler. Kameranın karşısında hep kendimdim, hiçbir şey yapay değildi.
◊ Sizce izleyici sizi gerçekten anladı mı yoksa ‘Eğlenmek için beni tükettiler’ dediğiniz oluyor mu?
Yok, asla öyle demiyorum. Öyle programlar yaptım ki seyirciyle canlı yayında karşılıklı ağlaştık. Araba veriyordum, inisiyatifimdeydi. İnsanları o kadar güzel çözüyordum ki neyin ne olduğunu, kimin gerçekten ihtiyacı olduğunu biliyordum. Bir çocuk vardı, hem okula gidip hem madende çalışıyor, ailesini geçindiriyordu. Mesela ona araba verdim. Annesiyle karşılıklı ağlaştık. Şimdi o çocuk kıdemli başçavuş olmuş, “Sizin sayenizde” diyor. O arabayı satıp eğitimine harcamışlar. Ne kadar değerli şeyler.
◊ Bir de bitmek bilmeyen TikTok paylaşımlarınız var...�
◊ Neden bu sevda? “Parası mı bitti, oradan para mı kazanıyor” diyenler oldu. Gerçekten paraya mı ihtiyacınız vardı?
Ne parası, oradan para mı verecekler bana? Canlı yayın yaparken insanlarla göz göze gelirdim. Şimdi de orada eski canlı yayınlarımdaki gibi insanlarla göz göze gelip bire bir sohbet ediyorum, sorularını yanıtlıyorum. O yüzden.
◊ Sizi oyuncu, komedyen, sunucu gibi sıfatlardan arındırsak Mehmet Ali’yi nasıl anlatırsınız?
Merhametli, insancıl, sevecen, kin
tutmayan.
◊ Kendinizi en değiştirmek istediğiniz özelliğiniz ne?
Merhamet. Ondan çok zarar görüyorum. Bir de sevdim mi dibine kadar severim. Bu yüzden de başıma çok şey geldi.
◊ İşiniz olmadığı bir gün ne yaparsınız?
Çocuklarım, torunum gelir. Sonra da TikTok yaparım.
Herkes ona takmış kafayı, nedir bu TikTok TikTok (Gülüyor).
◊ Üç çocuğunuz var. Nasıl bir babasınız?
Elimden geldiğince iyi bir baba olmaya çalıştım ama bütün çocuklarımın küçüklüklerinde çalıştım. Onlara ne kadar zaman ayırdım tam bilemiyorum. Ama yine de iletişimim onlarla çok iyidir.
◊ Oyunun yüzde 80’i ilişkileriniz üzerine olacakmış...
◊ Bu oyunda anlatacaklarınız gerçek mi yoksa biraz kendi açınızdan bakıp kendinizi savunmanız mı?
Hepsi gerçek. Hatta dış ses olarak bazı insanların benimle yaşadıklarını onlardan duyacaksınız. Oyunun sonunda da Hamlet’in tiradı gibi bir yüzleşme tiradım var ve insanlar sonunda ağlayacaklar.
◊ İzleyince, bahsettiğiniz kadınlar kızmayacaklar mı?
Hiç kızmayacaklar. Hepsini sonunda onore ettim. Onlar bana üç pırlanta armağan etmiş. Benim için çok değerliler. Öyle sıradan çocuklar da değiller. Hepsi anneleri tarafından çok terbiyeli, çok kibar, çok düzgün yetiştirilmiş. Bu benim için büyük bir şans.
◊ Bunca sene sonunda kadınlardan ne öğrendiniz?
Kadınlara hep ben haksızlık ettim, bunu öğrendim.
◊ Madem farkındasınız bunun neden yaptınız?
İşte en çok istediğim kalabalık bir aile olmaktı. Ama yedekleme, sevgi eksikliği... Zaten her insan özürlü doğarmış. Bir de buna ergenlikte ve çocukluğunda eklediğin travmalar...
◊ Kadınlara haksızlık ettiğinizi bile bile neden artık durmuyor, ilişki yaşamaya devam ediyorsunuz?
Alışkanlık haline geliyor bir yerden sonra.
◊ Kendinizden yaşça küçük sevgilileriniz de oldu, eleştirildi...
Ben insanların nüfus cüzdanına bakmıyorum ki.
‘En çok istediğim şey kalabalık bir ailemin olmasıydı’
◊ Hayatınızın ne kadarı yalan ne kadarı gerçekti?
Benim yalanlarım açıkçası hep pembe yalanlardı.
Çok. 19 yaşındayım, devlet memuru oldum. Konservatuarda ve tiyatroda hiyerarşi çok önemliydi. Büyüklerimize çok saygılıydık. İlk maaşımı almaya gitmeden önce büyüklerimden biri “Gel, alışveriş yapacağım, yanımda ol” dedi. Bir halıcıya gittik, halı aldı. Bana da bir kağıtlar imzalattılar. Nereden bileyim,
19 yaşında çocuğum, imzaladım. Bir ay sonra ilk maaşımı almaya gittim “Maaşınızda haciz var” dediler. Meğerse ben kefil olmuşum. O gün anladım ki kefil olunmaz. O yaşta ilk dersimi aldım ama sonra da çok aldatıldım. En yakın arkadaşlarım aldattı, borsada aldatıldım, başka şeylerde aldatıldım...
◊ Peki, hayatın içindeki yalanlar sizin kendinize söylediğiniz yalanlar mıydı izleyiciye söylediğiniz yalanlar mı?
İzleyiciye değil... Bunlar özellikle ikili ilişkilerdeki yalanlar. Bunu psikologla da konuştum.
Sevgi eksikliği küçüklüğümden kalma bir şey. Dediğim gibi annem vardı ama yoktu. Babam zaten gitmişti. Ben bu eksiklikle büyüdüm. Bunlar insanı ileriki yaşlarda, özellikle ilişkilerinde çok etkiliyor. Beni de özellikle evliliklerimde çok etkiledi.
◊ Hep sevgi aradığınız için mi bir dönemin çapkın Mehmet Ali’si oldunuz?
Her zaman o sevgi eksikliğini hissettiğim için birdenbire karımın, sevgilimin sevgisi, ilgisi bana karşı eksilecek diye düşünerek hep başka bir tarafta sevgiyi aradım. Yedekleme dediğim şey o işte.
◊ Siz anne-babası boşandığı için zorluk çekmiş bir çocuksunuz. Ama siz de boşandınız... Çocuklarınıza bunu yaşattığınıza hiç pişman oldunuz mu?
Yatılı okulda ilk yalnız kaldığım gece “Allahım, ben hiç eşimden ayrılmayacağım. Çocuğuma böyle bir şey yaşatmayacağım” dedim.
Beş kere boşandım. Ve bunu önce kendime sonra çocuklarıma yaşattım.
En çok istediğim şey kalabalık bir ailemin olmasıydı. Onu yaşayamadım, hiçbir zaman o amacıma, o isteğime ulaşamadım.
◊ Bir de son bir evlilik yaptınız, 6-7 ay kadar sürdü... Madem bu kadar kısa sürecekti, neden bu kadar eleştiriyi göze aldınız? Çok mu sevdiniz?
Vicdan. Her şey vicdandan kaynaklanıyor. Yani sevmeden evlenemem, üç yılımı verdim, az buz değil. Artık ona sevgi mi diyelim, alışkanlık mı diyelim bilemiyorum.
‘Seyirci üzerinde o kadar kredim vardı ki, beni affettiler’
◊ Hayatınız bir film olsa, türü ne olur?
Komedi olurdu. Çocukluğumdan beri komedinin içinde kavruldum. Ben hangi mesleği yaparsam yapayım mahallenin parmakla gösterileni, bilineni olurdum. Ama çocukluğumda
istediğim asıl meslek hariciyeciydi. Dışişlerinde konsolos olmak, büyükelçi olmak isterdim. O da sosyal bir şey. Demek oradan belliymiş.
◊ Çok uzun bir kariyere sahipsiniz. Dile kolay, 50 yıl... Bu geçen yıllardan nasıl bir ders çıkardınız?
Hayattan çıkardığım en önemli ders kimseye güvenmemek gerektiği. Ama hiçbir zaman bu yolda gitmedim. Hep vicdanımın sesini dinleyerek ilerledim ve ne olursa olsun her seferinde yeniden güvendim.
Sanatçıdan pek dostum oldu diyemem. Gerçekten hiç yok,
net söylüyorum. Ama bugüne kadar da hiç kimseye kin tutmadım, öyle bir yapım yok.
◊ Bunca yıl içinde en yanlış anlaşıldığınız şey ne oldu?
Canlı yayında yapılan hataların bazılarında çok yanlış anlaşıldım. Ama seyirci üzerinde o kadar kredim vardı ki; biliyorlardı, Mehmet Ali dürüsttür, yapay değildir. O yüzden beni affettiler. Beni çocuklarının yerine koydular. E, anne-baba çocuklarını ne yaparsa yapsın affeder.
Özel hayatımla ilgili pişmanlıklarım oldu. 1-2 evliliğimde keşke ayrılmasaydım dedim.






