Ev nedir? Evde olmak nedir? Biri, bir diğerine ‘ev’ olabilir mi?’... Mono Creative tiyatro topluluğunun ‘Uyku, Ölüm, Dondurma, Ülke’ oyununu izlerken bir yandan da aklınızdan bu sorular geçiyor. İki kız çocuğunun yetişkin iki kadına dönüşme yolculuğu sahnede anlatılan. Birbirlerine nasıl yuva olduklarına, sevinçlerine, üzüntülerine, dikenli ve taşlı yollardan geçerken kendilerine çiçek bahçeleri yaratmalarına tanıklık ediyorsunuz. Sahnede izlediğimiz Bilge Çınar (28) ve Merve Asya Özgür (29) aynı zamanda oyunun metin yazarları arasında.

◊Sizi ilk kez Bergama Tiyatro Festivali’nde izledim... Oyunu festivalde sergilemek nasıldı?

Bilge Çınar: Seyirci profili ilk kez bu kadar geniş bir yelpazedeydi. Çok sevdik Bergama’da oynamayı.

Merve Asya Özgür: Normalde bizim oyun başlarken cırcır böceklerinin sesi oluyordu seyircilere dinlettiğimiz. O sesi kullanmadık, çünkü Bergama’da zaten
o sırada cırcır böcekleri ötüyordu.

◊Biri Sivas’tan gelen, biri İstanbul’da yaşayan iki genç kızın hikâyesini izliyoruz oyunda. Buna yalnızca bir ‘büyüme hikâyesi’ demek ne kadar doğru olur?

Bilge Çınar: Büyümeyi nasıl bir pencereden ele aldığınla, o yıkımı, acıyı nasıl göğüslediğinle alakalı sanırım. O acıyı yaşarken yine de dostluk gibi arada yeşeren, tutunmak istediğin ne varsa onunla yola devam etme isteğini anlatıyor. Neşesini, cıvıltısını kaybetmeden... Bir türlü büyüyememe hikâyesi de denebilir.

Merve Asya Özgür: Bir tarafıyla aslında geçmişe dönüp kendi geçmişine başka bir pencereden bakmayı denemek, hatırlamayı denemek üzerine bir şey. Biraz tersine bir büyüme hikâyesi belki...

Bilge Çınar: Büyümek, pırıltıyı kaybetmek demek. Küçükken bulutların üstüne çıkıp çiçekleri koklayacağımı hayal ediyordum ama büyüdükçe insanlarla ve hayatla dövüşmem gerekti. Elbette hafızayla özdeş, olumlu bir tarafı da var.

◊Kendi isimlerinizle oynuyorsunuz. Karakterlerinize benziyor musunuz?

Bilge Çınar: Çok kurmaca dokunuşlar var ama onun dışında bütün hikâye aslında kendi yaşadığımız şeyler.

Merve Asya Özgür: Mesela benim küçükken yurtta kalmam bir gerçek. Bilge orada değildi ama oyunda kendi çocukluğunun gerçekliğiyle var. Ona baktığımda sanki çocukken de aynı yurtta birlikteydik gibi hissediyorum.

◊Karakterlerin geçişlerinde dönüm noktası sayılabilecek anlara şahit oluyoruz; ilk kalp kırıklıkları, sevinçleri... Sizin kırılma anlarınız hangileri?

Bilge Çınar: Oyundaki Bilge gibi ben de Hindistan’a gitmek çok istiyorum. Hayatımdaki beni ben yapan ne varsa sanki Hindistan’da. Aslında o kırılma anı orada gerçekleşecek gibi geliyor bana.

Merve Asya Özgür: Benim için en büyük kırılma anı köyden kopup yurda gitmekti. Daha sonra üniversiteye gitmekle bir kent yaşamıyla tanışmak... Başka türlü bir dünya varmış gibi gelmişti.

◊“Hatırlamanın ilk durağı evdir” diyorsunuz... Ev deyince sizin aklınıza ne geliyor?

Bilge Çınar: Hâlâ ‘Ev neresi’ bir soru işareti benim için. Değişiyor, dönüşüyor; bir kişi oluyor, bir mekân oluyor, bir his oluyor, bir koku oluyor. Ama bir türlü tam olarak kavuşamıyorsun. Ev ne bilmiyoruz ama ‘evde hissetmek’ nedir, onu biliyoruz...

Merve Asya Özgür: Benim için hem kaçmak hem de dönmek istediğim o belirsiz yer. Yine de ne olursa olsun günün sonunda bütün o kalabalığa karıştığımda yalnızlığıma, evime dönmek istiyorum. Ama oradayken de dışarıyı arzu ederim. İnsan olma belası aslında sanırım.

◊İkiniz de Kadir Has Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Tiyatro Bölümü’nden mezunsunuz ama daha sonra tanışmışsınız... Yaş aldıkça arkadaşlığa, dostluğa bakış açınız değişti mi?

Bilge Çınar: İnsan ilişkileri çok zorlayıcı. Biraz içe dönük, hassas bir insansanız bence daha da zorlayıcı. O yüzden hakikati bulabildiğin bir dostun varsa öp, başına koy ve yola devam et. Çok da bir şey arama orada.

Merve Asya Özgür: Hayatta bir dostluğunun, bir yâreninin olması çok çok çok kıymetli. Çocukken birilerini organik bir şekilde bir anda kalbine yakın hissediyorsun. Ama yetişkinlikte herkesin hayatı başka bir tarafa giderken sen o yakın hissettiğin
kişiye bir şekilde daha fazla emek vermen gerek-
tiğini anlıyorsun galiba.

◊Oyunda sürekli evden gitme ya da evde kalma, evi özleme gibi bir ikilem izliyoruz. Bugün de gençlerin en çok kafasını meşgul eden konulardan biri ‘gitmek mi, kalmak mı?’ Oyundaki Merve ve Bilge’nin bu ikileminin sizde de bir karşılığı var mı?

Bilge Çınar: Bu topraklarda bir şeyleri dönüştürme niyetiyle birlikte bir şeyler üretip hayatı daha katlanılabilir kılma arzusuyla tiyatro yaptığımız için burada kalmak çok güçlü bir sebep. Ama aklımda hep bir gitme ihtimalinin olması da yine burada kalmak için güçlü bir sebep.

Merve Asya Özgür: Bir şekilde bir hikâye anlatmaya soyundun, cesaret ettin. Bir mesleği seçmiş bulundun ve anlattığın hikâyenin merkezi burası. Bu insanlardan besleniyorsun. Bu topraklardan aldığın o hikâyeyi buraya getirmek ya da burada üretmek, aldığını o merkeze ve köke geri vermek biraz da insanın boynunun borcu gibi. Buradayız!

◊Bahsettiğimiz ev ya da ‘evde olma’ hissini size hatırlatan bir koku, ses veya eşya var mı hayatınızda?

Bilge Çınar: Halıfleks. Dizlerimi hep yara ederdi evin halıfleksi.