Defilelerde, kampanya çekimlerinde karşımıza çıkan bazı tasarımlara bakıp “Bunları kim alıyor” diye soruyoruz. Çünkü moda dünyası alışılmışın dışında parçalar sunmayı seviyor. Son dönemde ayakkabılarda bu yaşanıyor. Ama model ne kadar çılgın olursa olsun bir süre sonra onu biz de satın alıp giyebiliyoruz. Peki, ne ara bu sıradışı stillere alışıyoruz?

Maison Margiela’nın ayak başparmağını diğerlerinden ayıran Tabi modelleri yeni değil ancak eskisine göre daha geniş bir kitlenin radarında. Kimi toynağa benzetiyor, kimi cool buluyor. Ben seven taraftayım ama sürekli gördüğüm için mi gözüm alıştı, yoksa gerçekten zevkime mi hitap ediyor? Nike Air Rift’lerde de durum benzer. Ben de bir çift aldım. Giydiğimde kendimi stil sahibi hissediyorum. Olay da bu sanki. Herkesin beğeneceği bir tercih olmadığını bilmek hoşuma gidiyor.

Geçen günlerde The Guardian gazetesinde bu konuyla ilgili bir yazıya denk gelince yalnız olmadığımı gördüm. Ama benim asıl takıldığım hangi modelin ne kadar popüler olduğundan çok, ilk tepkimizle sonraki isteğimiz arasındaki mesafe. Başta “Asla giymem” dediğimiz bir ayakkabıyı birkaç ay sonra alışveriş sepetine nasıl ekliyoruz?

Sosyal medyada beğendiğimiz birinin ayağında görüyoruz. Sonra başka biri onu hiç aklımıza gelmeyen bir etekle eşleştiriyor. Başta yalnızca garip topuğuna baktığımız ayakkabıyı bu kez bütün görünümün içinde değerlendiriyoruz. Bir bakmışız, o tuhaflık tam da hoşumuza giden detay olmuş.

Hepsini aynı sebeple sevmiyoruz. Mesela Simone Rocha’nın inci ve taşlarla süslediği Crocs’larda beni çeken şey romantik detaylarla o kocaman formun bir araya gelmesi. Loewe’nin absürt topuklularında ya da kaba formlarında tasarımın esprisini; bakınca gülümseten bir ayakkabının cazibesini anlayabiliyorum. Ya da Saint Laurent’un tamamen şeffaf ayakkabıları... Modanın her zaman zarif olma iddiası da yok.

Peki, markalar niye farklılık arıyor? Alışılmadık topuk ya da ikiye ayrılmış burun dikkatimizi kolay çekiyor. Markalar böylece çok konuşuluyor. Üzerinde logo olmasa bile, bilenin hemen tanıdığı bir ayakkabıyı giymenin çekiciliği var. Yani talep yalnızca tuhaflığa değil; yeniliğe, fark edilmeye, belli bir moda anlayışına ortak olmaya da dayanıyor.

Kusursuz uyumdan sıkıldık bence. Bazen her şeyin birbirine fazla yakışması çok sıradan duruyor. O tuhaf ayakkabı da tam burada devreye giriyor. Stilist Allison Bornstein’ın ‘yanlış ayakkabı teorisi’ dediği yaklaşım da buna dayanıyor. Ortaya atıldığında ben de köşemde yazmıştım. Görünümü beklenmedik bir ayakkabıyla daha ilginç hale getirmekten bahsediliyor. Örneğin kumaş pantolonun altına parmak arası terlik ya da eşofmanla kısa topuklu bir ayakkabı giymek... Alışılmışın dışında bir ayakkabı basit bir stile absürt bir güncelleme veriyor.

Beş parmaklı ayakkabı estetik açıdan tartışmalı olanlardan. Vibra, 12.400 lira

Jean, beyaz tişört ve blazer görünümüne stil sahibi bir hava katar. Nike, 7.800 lira

Markanın ikonik Tabi modelinin seveni de nefret edeni de var. Maison Margiela, 60.000 lira

İşin absürtlüğü şu: Zarif taşlar kaba modelle eşleşiyor. CrocsxSimona Rocha, 11.500 lira

Kimine göre modeli demode olsa da yine de popüler. AsicsxCecilie Bahnsen, 14.000 lira

Ünlüler camiasında yeni bir güzellik markası kuranların ya da bir ucundan tutanların sayısı hiç de az değil. Yeni bir haber önce Lady Gaga’dan geldi: Haus Labs’in kurucusu olan sanatçı, şimdi markasının CEO koltuğuna geçti. Jennifer Lawrence’sa biyoteknoloji şirketi Arcaea’yla geliştirdiği saç bakım markası mes° ile bu furyaya katıldı. Markanın çıkış noktası saç bakımına daha az zaman ayırarak iyi sonuç alabilmek. Rihanna’nın Fenty Beauty’si, Selena Gomez’in Rare Beauty’si ve Hailey Bieber’ın rhode’u var. Ancak her girişim aynı başarıyı yakalayamıyor. Gwen Stefani’nin GXVE Beauty markasının kapanması ve Kate Moss’un Cosmoss’unun tasfiyeye girmesi bunun örnekleri. Yönetim danışmanlığı şirketi McKinsey’nin araştırması şöhretin başta avantaj sağladığını fakat tekrar satın almak için tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Yani ilk şişeyi ünlü isme duyduğumuz merakla alabiliriz; sonrasında ürünü gerçekten sevmemiz gerekiyor.