Gizem: Gülay, bu seneyi kararsızlık yılı ilan ediyorum Lorin için. Tüm çocuklar eylül ayında ilgilendikleri spor ya da sanat dalına yöneldiler, kurslara yazıldılar, iki aydır da gidiyorlar. Bizimki hâlâ bir türlü karar veremiyor neye yazılmak istediğine.

Gülay: Onun gözü sahnedeydi en son konuştuğumuzda, yine mi vazgeçti?

Gizem: Gözü sahnede ama sahneye neyle çıkmak istediğini bilmiyor. Amacı alkışlanmak, madalya almak, kupa almak... Geçen sene okulda bir resim yarışmasına katılmışlar, bu yıl katılımcı sertifikası geldi diye nasıl sevindi anlatamam. Odasında başköşeye koydu. “Birinci mi oldun” diye soranlara “Yoo ama sertifika aldım” diyor, çok güldürüyor beni. Kendini bir şekilde ifade etmek, bir alanda çok başarılı olmak istiyor ama seçim yapamıyor. Yeni bir sorusu da var. Misal “Tenise mi gitsem acaba” dedikten sonra “Anne, sence tenis oynamanın hayatta bana katkısı ne olur ki” diye soruyor. İki aydır hep aynı konu (gülüyor).

Gülay: Zor bir durum. Bir hobisi olsun istiyorsun, ki olmalı. Ama nereden başlamalı? Belki en iyisi öğretmenleriyle konuşup öyle yönlendirmek. Bilge’nin spor seçimi sırasında bir hata yapmıştık. Basketbol istedi diye küçük yaşta baskete başladı. O zaman ısrar etsek, bir yolunu bulup voleybola yönlendirsek çok daha iyi olurdu. Voleybola geç başladı. Bu yıl iyi bir orta oyuncu oldu ama yaşıtlarından geç başladığı için hem daha çok çalışmak zorunda hem geçen yıl daha çok yedekte oturdu.

Gizem: Sanırım Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nden aldığım başarı ödüllerime özeniyor ama emek vermeden hiçbir şeyde başarılı olamayacağını anlatıp duruyorum. Kolayca bir şeyler yapmak istiyor. Ne önersem “Zor mudur acaba” deyip duruyor. “Zor, evet! Hayatta emek harcamadan ne kolay ki” diyorum. “İyi de hayatta ne işime yarar ki” diyor bu sefer. Bir kısırdöngü ki anlatamam.

Gülay: Alfa Kuşağı’nın genel sorunu; az efor, çok alkış isteği...

Gizem: Haklısın. Geçen sene tırmandı biliyorsun Lorin. Bu sene biraz daha sanata ilgisi var, bana sorarsan çok da başarılı. El işlerinde şahane projeler üretiyor, kendini ifade etme biçimi de oldukça gelişmiş durumda. Yani görsel sanatlar ya da tiyatro onun için en iyi alanlar. Ancak tiyatro en erken 9 yaşta alıyor. Uzmanlar da öncesinde çocuğun benliği oluşmadığı için ezber, rol çalışması önermiyor. Lorin’in psikoloğuysa bu kuralın her çocuk için geçerli olmadığını, Lorin’in yaşıtlarına göre önden giden bir duygusal zekâsı olduğu için kotarabileceğini, böyle çocukları geri tutmanın doğru olmadığını söyledi bana. Gel gör ki 7,5 yaşında tiyatro grubu bulamadım tabii. Yaratıcı dramaya yöneldik ancak o da Lorin’i pek kesmedi. Önümüzdeki hafta da dans kursuna gideceğiz. Bunların hepsini nasıl yapıyorsun diye sorarsan her kurumdan mutlaka deneme dersi istiyorum. Bir de
sanatla ilgili birçok ücretsiz atölyeyi takip ediyoruz.

Gülay: Atölyeler heves mi, yoksa gerçekten istikrarla yapabileceği bir şey mi anlaması için süper fırsatlar. Bu tarz atölyelerden hangilerini öneriyorsun?

Gizem: İKSV’nin YouTube’da ‘Sanata İlk Adım’ adlı bir serisi var. Çocuğu sanata ilgi duyan herkese tavsiye ederim. Bu seride müzisyenler, oyuncular, şarkıcılar, ressamlar, alanında başarılı olmuş isimler çocukların konuğu oluyor. Çocuklar onlara mesleklerinde neyi, nasıl yaptıklarına, duygularına dair sorular soruyorlar. Çocukların ilk ağızdan perde arkasında yaşananları dinlemesi çok ilham verici bence. Orkestra şefinin bölümünü izledikten sonra Lorin evde tekrar piyanonun başına oturdu. Onun dışında tüm ara tatil ve sömestirlerde sanat kurumlarının ücretsiz atölyelerini sıkı takip ediyorum. Herhangi bir sanat atölyesine gitmektense sanat kurumunun bir işine katılmak, aynı anda bir sergi de gezmek çok ufuk açıcı oluyor. Kasım ara tatili için çok güzel etkinlikler var. Önümüzdeki haftalarda detaylı yazarız. Bilge’nin yaşıtı ve daha üzeri gençleri de kapsayan İKSV Alt Kat’ın sitesine bir göz atmayı herkese tavsiye ederim.

Gülay: Her çocuk mutlaka hobi edinmeli, spor ya da sanatla ilgilenmeli. Her çocuk için doğru zaman farklı olabilir. Alan seçmek de öyle. Ama ben yine de tecrübe etmiş bir ebeveyn olarak bu seçimi tamamen çocuğun kendisine bırakmamak, seçenekleri sunup ilgi ve becerisi olanları seçtikten sonra öğretmen-uzman eşliğinde karar vermek en iyisi olabilir diyorum.

Gizem: Çok haklısın, kararı bu yaşta tam olarak çocuklara bırakmak doğru olmayabilir. Ama birçok şeyi denemesinin, gerekirse her sene başka bir branşla uğraşmasının ileride kendi seçimlerini yapmasında, birçok farklı şeyi korkmadan denemesinde fayda sağlayacağına inanıyorum. Ücretsiz atölyeler, ücretsiz deneme dersleri, YouTube’da ‘sömürülebilecek’ yüzlerce kaliteli içerik, ücretsiz belediye kursları... Seçenek çok. Çocukları desteklemek ve onları desteklerken bu yolda hırpalanmak bizim sorumluluğumuz ve kaderimiz (gülüyor). Konu hakkında araştırma yaparken goodhouse-
keeping.com sitesinde erken çocuklukta öğrenme üzerine yazdığı kitapla çığır açan, Temple Üniversitesi’nden psikoloji profesörü ve gelişim psikoloğu Kathryn Hirsh-Pasek’in çok güzel bir yazısına denk geldim. Pasek “Hobiler, çocukların hem kendilerini iyi hissetmelerini sağlar hem de günlük hayatın baskısından sağlıklı bir kaçış sunar” diyor. İşte Lorin’in sorusunun cevabı burada saklı, hayatın baskısından sağlıklı bir kaçış alanı... Pasek’in yazısından kısımları aşağıda okurlarımızla paylaşmak isterim.

Yeni bir hobi seçmek zorlayıcı olabilir; seçenekler sonsuz görünür. Çocuğun ilgisini takip etmek en doğrusu.

Spor ve hareketin gücü: Spor çocuklara sadece fiziksel güç değil; öz düzenleme ve işbirliği becerileri de kazandırır.

Sanat ve müzikle ifade: Bir gün pastel boyalarla içini döken bir çocuk, ertesi gün müzikle duygularını ifade edebilir. Sanat özellikle duygusal boşalma için eşsiz bir alan sunar. Bir grubun parçası olmak çocukların sosyal ve duygusal becerilerini belirgin şekilde geliştirir.

Strateji oyunları: Rekabetten hoşlanmayan çocuklar için işbirliğine dayalı hikâye oyunları daha uygun olabilir. Bu tür oyunlar, yaratıcılık ve problem çözme becerilerini doğal şekilde geliştirir.

Mutfakta öğrenmek: Bir tarifi takip etmek bile sayma, okuma ve iletişim becerilerinin gelişmesine katkı sağlar. Üstelik mutfakta her zaman işler yolunda gitmeyebilir; bu da çocuklara problem çözme ve yeniden deneme motivasyonu kazandırır. Hatalarla öğrenmek, gelişim odaklı bir zihniyetin temelini oluşturur.