Cincinnati Üniversitesi Kamu ve Uluslararası İlişkiler Okulunda Siyaset Bilimi alanında doktora adayı Bekir İlhan, 3 Kasım'da yapılacak ABD ara seçimlerinin siyasi dinamiklerini, Kongrede oluşabilecek yeni tabloyu ve bu sonuçların 2028 başkanlık yarışına olası yansımalarını AA Analiz için kaleme aldı.

Amerika Birleşik Devletleri'nde ara seçimler, 3 Kasım 2026'da gerçekleştirilecek. Seçmenler, Kongre üyelerinden eyalet valilerine kadar birçok makam için oy kullanacak. Halihazırda birçok eyalette erken oy kullanma süreci de başlamış durumda. Gelinen noktada Amerikan seçmeninin kararında birçok iç politika gelişmesinin yanı sıra dış politikadaki gelişmelerin de etkili olması bekleniyor. Bu meselelerin başında da İran Savaşı geliyor. 28 Şubat 2026'da başlayan savaş, ABD Başkanı Donald Trump'ın sayısız "zafer ilanına" rağmen henüz bitmiş değil. Mevcut durumda seçmenlerin doğrudan İran Savaşı’na yönelik bir tepkiden ziyade, savaşın kendi hayatları üzerindeki ekonomik etkilerine odaklanması daha olası ancak bunun ulusal çapta yekpare bir seçmen davranışına dönüşeceğini söylemek de zor.

Ara seçimler, başkanlık seçimlerinden iki yıl sonrasına tekabül ettiği için bir anlamda Amerikan seçmeninin başkanın o zamana kadarki performansından memnun olup olmadığının işareti olarak değerlendirilir. Benzeri durum Trump için de geçerli. Amerikan seçmeninin oy verme davranışında dış politika meselelerinin öncelikli gündem olmadığı yaygın görüştür ancak Trump'ın dış politika kararlarının iç politikada ürettiği sonuçlar yadsınamaz. Bu anlamda hem İran Savaşı’nın hem de Trump'ın başlattığı tarife savaşlarının özellikle enflasyona etkisi oluyor.

Seçmenler, İran Savaşı ve tarife kararlarının Amerikan ulusal güvenliğine hizmet edip etmediğinden ziyade bunların dolaylı etkileriyle ilgileniyor. Bu noktada seçmenlerin gıda, barınma ve akaryakıt maliyetleri gibi daha çok günlük hayata dokunan konuları gündem etmesi olası. Yine son yıllarda gündem olan göçmenler ve çeşitli kimlik konularının yanı sıra yerel yatırımlar ve enerji tüketimi ekseninde tartışılan veri merkezleri de bu seçim gündeminde yer alıyor.

Trump ise maddi meseleleri gündeme getirmekten kaçınarak daha çok ideoloji ve kimlik eksenli bir söylem kullanıyor. Demokrat Partideki aşırı sol damarı kastederek vurguladığı "komünist tehlike" söylemi bunun göstergesi. Komünizm kelimesinin ortalama bir Amerikalının zihninde birçok negatif çağrışımı olsa da bunun mevcut seçim döneminde ne kadar etkili olacağı ayrı bir tartışma konusu. Demokratlar ise eyaletten eyalete bazı farklılıklar olsa da son yıllarda yaptıkları gibi kimlik siyasetini vurgulamaktan ziyade ekonomi, sağlık sigortası ve gıda fiyatlarını ön plana çıkaran bir dil benimsemiş durumdalar.

Kritik eyaletler

Bu seçimlerde Demokratların bir “mavi dalga” beklentisi var ancak 2022 ara seçimlerinde de Cumhuriyetçiler, “kırmızı dalga” beklentisine rağmen umulan zaferi elde edememişlerdi. Bu noktada anketler yanıltıcı olabiliyor. Bunun örnekleri Amerikan siyasetinde birçok seçimde görüldü. Özellikle son başkanlık seçimlerinde Kamala Harris ve Donald Trump'ı başa baş gösteren anketler, Trump'ın seçim başarısını öngörememişti.

Her seçim döneminde olduğu gibi bu seçimde de kritik bazı eyaletler söz konusu. Özellikle Senatodaki dengeler açısından Texas, Ohio, Maine, North Carolina, Georgia, Alaska ve Michigan gibi eyaletlerin kime geçeceği önemli. Yine Kansas eyaletinde son anketler, seçimin başa baş olduğunu göstermekte. Öte yandan sayısal hesapların ötesinde Michigan’da Demokrat aday Abdul El-Sayed'in, Senato yarışını kazanması halinde Amerikan siyasetindeki ilk Müslüman senatör olması bekleniyor.

Ortaya çıkacak yeni Kongre kompozisyonu

Amerikan Kongresinin Temsilciler Meclisi ve Senato olmak üzere her iki kanadında da mevcut durumda Cumhuriyetçiler hakim. Bu durum Trump’a kendi siyasetini daha özgür bir ortamda sürdürme imkanı tanıyor. Şu ana kadar da gerek iç politikada gerekse de dış politikada bu imkanı kullanmaktan çekinmedi.

Ara seçimlerin sonucunda Demokratların Kongrenin her iki kanadında da üstünlüğü ele geçirme ihtimali var. Demokratların sayısal üstünlüğe sahip olduğu bir Kongrede Trump, iç ve dış politikada mevcut durumdaki gibi bir hareket serbestisine sahip olamayacak. Yine Demokratların, Trump'a yönelik çeşitli soruşturma süreçleri başlatması da senaryolar dahilinde yani böyle bir durumda Amerikan siyaseti, Trump'ın rahat hareket ettiği bir zeminden daha pazarlıkçı ve siyasi dengeleri gözettiği bir düzleme oturacaktır.

Ara seçimlerin ötesinde 2028 hesapları

Diğer taraftan ara seçimlerde çıkacak sonuç, her iki parti için 2028 yılındaki başkanlık seçimi hesaplarını etkileyecek. ABD’de her ne kadar ulusal düzlemde ana siyasi kırılım Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında olsa da bu iki büyük parti içinde de son yıllarda ciddi kırılmalar ve siyasi tartışmalar var. Cumhuriyetçi Partide MAGA hareketi, Demokrat Partideki "demokratik sosyalistler" ve genel olarak "ilerici (progressive) sol" olarak nitelenen kesimler, kendi partilerinde son dönemde hararetli tartışmaların merkezinde.

Yine bu gruplar, seçimlerde sadece rakip partideki adaylarla yarışmakla kalmayacak, elde edecekleri başarı veya başarısızlıklar, kendi partilerinin gelecek rotasını da belirleyecek. Örneğin, Demokrat Partide demokratik sosyalistlerin olası bir seçim başarısı, 2028 başkanlık seçimleri için bu kesime yakın bir aday tipinin öne çıkmasına zemin hazırlayabilir. Bu noktada Demokrat Partide Bernie Sanders’a yakın bir çizgide duran Alexandria Ocasio-Cortez ve benzeri profildeki bir isim ön plana çıkabilir. Diğer taraftan Kamala Harris ve mevcut California Valisi Gavin Newsom da olası adaylar arasında.

Yine Cumhuriyetçi Partide MAGA'nın performansı bu hareketin son 10 yılda parti içinde elde ettiği gücü etkileyecektir. JD Vance, mevcut şartlarda Cumhuriyetçi Partinin en öne çıkan adayı. Hem siyasette temsil ettiği çizgi hem başkan yardımcısı olması gibi hususlar, onu Trump'ın mirasını devralıp sürdürebilecek aday konumunda tutuyor hatta Vance’in, Trump'tan daha fazla MAGA tabanına ait ve orayı temsil eden bir figür olduğunu söylemek mümkün. Öte yandan Marco Rubio da öne çıkan bir başka isim. Rubio, Vance'e nazaran daha klasik ve yerleşik Cumhuriyetçi Parti kanadından gelen bir profil. Her iki isim, aynı zamanda Cumhuriyetçi Parti ve Amerikan sağında son yıllarda tartışmaları yapılan işçi sınıfı yanlısı bir muhafazakarlığın siyasi taşıyıcısı olmaya aday.

Sonuç olarak ara seçimler, bir taraftan Trump’ın iki yıllık performansının, diğer taraftan da eyaletlerin kendi özel gündemlerinin oylanacağı bir süreç olacak. Trump, elinde bir İran Savaşı dosyasıyla seçimlere girmeyi tercih etmese de savaş henüz bitmiş değil ve akaryakıt ile market fiyatlarını dalgalandırıyor. Seçmenin bunlarla İran Savaşı arasında doğrudan bir bağlantı kurmasa bile sonuç itibarıyla bu şikayetlerle sandığa gitmesi, Trump ve Cumhuriyetçilerin isteyeceği bir durum değil. Tüm bu faktörlerin etkisi altında özellikle Kongrede ortaya çıkacak sayısal denklem oldukça önemli. Demokratların hakim olduğu bir Kongre, Trump'ı iç ve dış politikada sınırlandırma kapasitesine sahip olacak.

[Bekir İlhan, University of Cincinnati, School of Public and International Affairs'te Siyaset Bilimi alanında doktora adayıdır.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.