Katılımcıların yüzde 36’sı büyük ölçekli bir savaşın önümüzdeki 12 ay içinde, yüzde 76’sı ise önümüzdeki yedi yıl içinde yaşanabileceğini değerlendirdi. İlk ankete göre büyük ölçekli savaş beklentisi 16 sıra yükselirken, raporda bu sonuç kaydedilen en büyük yukarı yönlü değişim olarak vurgulandı.
Jeopolitik gerilimler, dezenformasyon ve hukukun üstünlüğünün çökmesi, riskler arasındaki bağlantıların merkezinde yer aldı. Küresel finansal kriz ve tedarik zincirlerinin çökmesi ise yakın vadede etkili olabilecek ekonomik riskler arasında öne çıktı. İklim değişikliğiyle mücadelede başarısızlık da raporda en önemli küresel risk olarak yer aldı. Siyasi riskler de, 2024’teki araştırmaya kıyasla belirgin biçimde yükseldi. Yeni pandemiler, biyolojik riskler ve insanların kitlesel hareketliliği önceki ankete göre daha düşük önem dereceleriyle değerlendirildi.
Küresel risklerin birbirini tetikleyebilen ve etkilerini büyütebilen bir ağın parçaları olduğu belirtilen raporda, jeopolitik gerilimler ile büyük ölçekli savaş arasındaki bağlantı, riskler arasındaki en güçlü ilişki olarak ortaya konuldu. Doğal kaynak kıtlığı, ekonomik parçalanma, dezenformasyon ile çok taraflı kurumların zayıflaması, jeopolitik gerilimleri artırabilecek başlıca bağlantılı riskler olarak sıralandı.
Rapora göre, küresel risklerde devreye girmesi gereken uluslararası kurumları riski tespit ve uyarıda bulunma konusunda güçlü görülse de, riskleri fiilen azaltma kapasitelerine güven düşük. Ankete katılanların yüzde 86’sı riskleri azaltma ve önleme çalışmalarına ayrılan finansmanı da yetersiz buldu. Rapora göre, teknolojik riskler ise, uluslararası sistemin hazırlık düzeyinin en düşük görüldüğü alan.
Rapora göre, küresel riskler bölgelere göre farklılık gösteriyor. Avrupa ve Kuzey Amerika’da büyük ölçekli savaş ihtimali, jeopolitik gerilimler ve yapay zekâ kaynaklı riskler öne çıkarken, Orta ve Güney Asya’da savaş, jeopolitik gerilimler ve kitle imha silahları başlıca tehditler arasında yer alıyor. Doğu ve Güneydoğu Asya’da ise finansal kriz riski, yapay zekanın yol açabileceği tehditler ve teknolojik gücün belirli aktörlerin elinde yoğunlaşması ön plana çıkıyor. Sahra Altı Afrika’da savaş riski, hukukun üstünlüğünün zayıflaması ve doğal afetler dikkat çekerken, Latin Amerika ve Karayipler’de eşitsizlikler, dezenformasyon ve iklim değişikliği bölgenin karşı karşıya olduğu temel riskler arasında bulunuyor.





