Bayram değil seyran değil bu dev zirve nereden çıktı? Hedef ne? Dünya üzerinde alan paylaşımı mı yapılacak? 1945 yılındaki Yalta Konferansı yeniden mi hayat bulacak?
Fitil, 12 gün önce Trump ve Putin’in telefonda görüşmesiyle ateşleniyor.
- ABD ve Rusya bir anda mazot anlaşması duyuruyor.
- Rusya’nın benzin ve dizel satışı üzerindeki
ABD yaptırımlarına muafiyet getiriliyor.
- Ukrayna’nın ABD’den aldığı Starlink/Starshield uydu istihbaratı kısıtlanıyor.
- Trump, Zelenski’nin artık gitmesi gerektiğini söylüyor.
- Putin’in Dışişleri Bakanı Lavrov, Tahran’a gidip “Hürmüz, savaş öncesi haline dönmeli” diyor.
Şöyle bir baktığınızda Washington ve Moskova’nın siyasi ve jeopolitik cilveleşmeye girdiğini görüyoruz.
Tüm bu gelişmelerin hemen sonrasında ise öğreniyoruz ki... O telefon görüşmesinde Putin, Trump’a uzun zamandır dile getirdiği dileğini gerçekleştirme teklifi yapmış: “Sen-ben-Şi görüşelim.”
Bu daha önce denendi. Ukrayna’yı çağırmadan Alaska’da görüştüler. Bir şey çıkmadı. Suudi Arabistan’da görüştüler. Yine bir şey çıkmadı.
Bu sefer farklı olan ne? Ya da bu sefer Çin’i de dahil ederek Ukrayna-Rusya ve ABD-İran meseleleri birlikte mi sonuca bağlanacak?
Hürmüz’ün eski haline döndürülmesi ve İran’ın zenginleştirilmiş uranyumunun ülke dışına çıkarılması karşılığında Ukrayna’ya tüm desteğin kesilerek masaya zorla oturtulması mı buradaki çerçeve?
Peki Çin... Çin’e Tayvan ile ilgili bir söz mü verilecek?
Sadece bu üçlü zirve planlaması değil. Aynı zamanda yukarıda bahsettiğim gelişmeler de bana bu soruları sordurmaya başladı.
Efsaneleşmiş Yalta Konferansı fotoğrafına bir bakalım. Batı’yı Franklin D. Roosevelt, Avrupa’yı Winston Churchill, Doğu’yu ise Josef
Stalin temsil ediyordu.
Bu sefer ise Avrupa’nın koltuğu boş kalırken Doğu blokunu iki ülke temsil edecek.
Sahiden... Avrupa’nın bu zirve karşısında tutumu ne olacak? Ya da olacak mı?
İngilizler, yüzlerce yıldır ilk kez köşeye çekilip izleyecek mi? Yoksa Ukrayna’yı son kurşuna kadar destekleyip “ben bu masayı bozarım” taktiğini mi güdecek?
Hiçbir zaman “al gülüm ver gülüm” teorilerine inanmadım. Fakat Putin’in böyle bir masa kurmaya çalışması bana düşünecek başka bir ihtimal de bırakmıyor.
Benim yine de bu “alan paylaşımlı dev zirve” hakkında ciddi şüphelerim var.
Avrupa hâlâ Ukrayna sahasında oyun bozucu bir rol oynayabilecekken ve ABD’nin dünya hegemonyası için Avrupa’da bulundurduğu 100 binden fazla asker ve düzinelerce üssü de söz konusuyken bu üçlünün bir araya gelip kâinata hükmedeceği bir dünyaya en azından şimdilik mesafeli bakıyorum.
MALUM... Son 10 gündür Elon Musk’ın uyduları üzerinden acayip bir savaş dönüyor.
Kısaca özetleyeyim: Musk’ın uyduları Starlink. Starlink’in ABD devletine sunduğu hizmetin adı Starshield.
Starshield, Ukrayna’ya Rus kamikaze İHA’larına karşı koruma sağlıyor. Yani Starshield olmazsa Ukrayna, Rus İHA’larına karşı neredeyse savunmasız kalıyor.
Ukrayna dedi ki... Starshield yavaşlatıldığı için bir sürü insanımız öldü, yüzlerce
insanımız yaralandı.
Trump, “Benim haberim yok” diyor. Musk, “Kontrol bende değil devlette” diyor. Sızan haberler “emri Beyaz Saray verdi” yönünde.
Bu haberler sonrasında öfkeden deliye dönen Avrupalılar, bir de ders çıkardı. “Biz böyle kritik sistemler için ABD’ye güvenemeyiz.”
Çok normal değil mi... Geçen sene de Avrupa’da F-35 tartışma meselesi olmuş, Almanlar “ABD isterse F-35’i kapatır” diye paniklemişti.
Avrupa daha tavrını koymadan tehdit ABD’den geldi. ABD’nin AB Büyükelçisi dedi ki...
“SpaceX veya diğer ABD firmalarına Avrupa pazarında kısıtlama getirirseniz sizi mahvederiz.” Aynen böyle dedi...
Sanki şu son bir buçuk senede yaşananlar Avrupa’nın tüm güvenini kırmamış gibi bir de bu tehdit... Bundan sonra ABD teknolojisine güvenip iş yapan olur mu?
Peki haksızlar mı?
TRUMP geçen hafta seçim mitinginde seçmenlere “Buraya çıkıp en aptalca şeyi söylesem bile zaten alkışlıyorsunuz, beni sevdiğinizi söylüyorsunuz” dediğinde bazıları şüphe duymuştu...
“Acaba Trump ironi mi yaptı ya da gerçekten böyle demek istemedi mi” diye...
Halbuki Trump, ne düşündüğünü direkt söyleyen, içi dışı bir biri.
Ona inanamadıysanız geçen gün mitingde patlattığı şu “bombaya” bir bakın...
Biliyorsunuz eğer Cumhuriyetçiler hem Meclis’i hem Senato’yu kazanırsa Trump herkese 5 bin dolar çek sözü vermişti.
Dedi ki... “Mar-a-Lago’ya gelseniz 5 bin dolara anca bir hamburger bir de küçük tatlı yiyebilirsiniz.”
Halk hayat pahalılığından kırılıyorken yapılan şaka bu. Şimdi siz karar verin gerçek mi gaf mı?
FRANSA’da son günlerde yaşanan olaylar sırasında Trump hareketi de ekmeğine bakıyor tabii...
Mesela Başkan Yardımcısı JD Vance. MAGA’nın Trump’tan sonraki yüzü olarak görülen Vance ne demiştir sizce?
- Batılı solcu liberaller, çeşitlilik ve merhamet adına Üçüncü Dünya’yı Fransa’ya ve diğer ülkelere taşıdı.
- Bunun bu noktaya varacağı kendilerine söylenmişti ama dinlemediler.
Şimdi yapmaktan hiç hoşlanmayacağım bir şey yapacağım... Ve Vance’in çok kıymetli, değerli eşi ve ailesiyle fotoğrafını göstereceğim.
Eşi, çocukları ve akrabaları Hintli olan ve gayet de Hint kültürüne bağlı olan Vance’in hâlâ şu “beyazlar yok ediliyor” propagandasına sımsıkı sarılıyor olması komik değil mi?
Peki Vance... Fransa ve diğer ülkeleri suçladığı “Üçüncü Dünya ülkelerini ithal etmeyi” kendi de yapmış oluyor mu?





