Mekke Savunma İttifakı için artık tam da bu noktadayız. 5 Ekim’de Riyad’da Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Dışişleri ve Savunma Bakanları ile askeri yetkililerinin katıldığı olağanüstü toplantının ardından yayımlanan bildiride son derece önemli bir ifade vardı;

- Üç ülke, kolektif savunma taahhütlerinin “pratik uygulamasına derhal geçilmesi”, üzerinde mutabık kalınan askeri güç ve kabiliyetlerin Suudi Arabistan’a “hızla konuşlandırılması” konusunda anlaştı.

- Aynı açıklamada “askeri entegrasyon”, “kolektif kapasite” ve “caydırıcılık” ifadeleri özellikle kullanıldı.

- Pakistanlı emekli Korgeneral Nauman Mahmood’un üç yıllığına ilk Genel Sekreter olarak atanması da bir başka önemli adım.

Ama bütün bunların ötesinde Ankara’da diplomatik ve güvenlik kaynaklarıyla yaptığım görüşmelerden çıkardığım sonuç daha önemli;

-Üç ülkenin kurmaya çalıştığı yapı NATO değil. Ancak NATO’nun çalışma biçiminden yararlanan, daha küçük ölçekli bir kolektif savunma ve caydırıcılık mekanizması olacak.

- Burada iki kelimenin altını özellikle çiziyorum; savunma ve caydırıcılık. Çünkü Türkiye’nin bu yeni yapıdaki rolünü anlamak için önce bunu anlamamız gerekiyor.

- Edindiğim bilgiye göre, üç ülkenin hedeflediği modele göre tıpkı NATO’daki gibi bir ülkeye yönelik tehdit ortak güvenlik meselesi olarak görülecek. Amaç kolektif caydırıcılık oluşturmak. Bunun için de kabiliyetleri bir araya getirmek. Fakat bütün bunları saldırı değil, savunma ekseninde yapmak.

Önce kamuoyunun soracağı en önemli sorunun cevabını vereyim. Edindiğim bilgilere göre, Türkiye açısından üzerinde çalışılan model, Türk askerinin Yemen’e gönderilerek Husilerle savaşması değil. Türkiye’nin Yemen’de bir savaşa girmesi ya da Yemen topraklarında bir Türk savaş gücü konuşlandırılması söz konusu değil. Buradaki temel ayrım şu;

- Yemen’de savaşmak başka, Suudi Arabistan’ı savunmak başka. Türkiye’nin muhtemel katkısı Suudi Arabistan sınırları içinde ve savunma amaçlı olacak.

- Bu işbirliğinin istihbarat, erken ihbar, hava savunması, teknik destek, İHA, eğitim ve danışmanlık alanlarında olması bekleniyor.

- Kısacası Türkiye savaşın tarafı olmayacak; fakat caydırıcılığın tarafı olacak.

Edindiğim bilgiye göre Riyad’da bir ortak karargâh — headquarters — kurulacak. Burada üç ülkenin hem askeri hem sivil personeli görev yapacak. Daha önemlisi, zaman içinde ortak bir komuta ve koordinasyon mekanizması oluşturulması hedefleniyor. İşte “NATO benzeri” tanımlamasının asıl karşılığı burada. Karargahtan istihbarat paylaşımına, komuta- kontrol sisteminden ortak tehdit değerlendirmesine uzanan bir yapı.

Gelelim işin mutfağına. Edindiğim bilgiye göre, Suudi Arabistan ihtiyaçlarına ilişkin bir talepler listesi hazırlayarak, Türkiye ve Pakistan’a son toplantıda iletti. Şimdi iki ülke bu listeler üzerinde çalışıyor. Zaten bakanların altında çalışan teknik komiteler sürekli temas halinde. Bakanların da yaklaşık bir ay içerisinde yeniden bir araya gelmesi bekleniyor. Artık siyasi karar verilmiş durumda. Teknik paylaşım ise çalışılıyor.

Üç ülkenin masaya koyduğu kabiliyetler birbirinin aynısı değil. Suudi Arabistan’ın çok önemli bir finansman, tedarik ve yatırım kapasitesi var. Pakistan askeri kapasitesi ve nükleer caydırıcılığı ile dikkati çekiyor. Hem askeri hem savunma alanındaki başarılarıyla ön plana çıkan Türkiye’nin NATO tecrübesi öne çıkıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri onlarca yıldır NATO standartlarında planlama, eğitim, müşterek harekât ve komuta-kontrol tecrübesine sahip. Dolayısıyla Türkiye’nin ittifaka sağlayacağı en önemli katkılardan biri yalnızca silah sistemi olmayabilir.

Askeri sistem kurma tecrübesi olabilir. Suudi Arabistan açısından mesele de yalnızca yeni silah satın almak değil.

Elindeki kapasiteyi entegre etmek, insan kaynağını geliştirmek, erken ihbar ve hava savunma ağlarını güçlendirmek ve üç ülkenin askeri unsurlarını birlikte çalışabilir hale getirmek.

Ancak Türkiye açısından çok önemli bir hukuki eşik var. Mekke Anlaşması’nın Türkiye bakımından iç hukuk sürecinin tamamlanması gerekiyor. Ardından, Suudi Arabistan’a gönderilecek Türk askeri personeli için tezkere boyutu gündeme gelecek. Peki kaynaklardan edindiğim ayrıntılar neler?

-Türkiye ile Suudi Arabistan arasında zaten savunma ve askeri işbirliği vardı. Yani bugüne kadar yapılan faaliyetleri Mekke Savunma İttifakı kapsamında yapılmış faaliyetler olarak okumamak gerekiyor. Bunlar ikili anlaşmalar çerçevesindeydi.

- Yeni olan şimdi başlıyor. Çünkü ilk kez üçlü ittifakın kendi kurumsal mekanizması içinde görev paylaşımı yapılacak.

- Türkiye açısından iki halka var. Birincisi istihbarat, eğitim, erken ihbar, savunma sanayii ve teknik destek. İkinci halka lojistik, deniz güvenliği ve müşterek askeri planlama.

- Yani tezkere Suudi Arabistan’a asker göndermek üzerine hazırlanacak. Türk askeri Husilerle savaşmak için gitmeyecek. Türk askeri, Suudi Arabistan’a eğitim ve caydırıcılık amacıyla personel gönderecek.

Peki İran? Husiler, İran’la yakın ilişkili. Pakistan ve Türkiye, İran’ın komşusu. Suudi Arabistan ile İran arasındaki rekabetin geçmişi ise zaten ortada. Bu nedenle Tahran’ın Mekke İttifakı’nı kendisine karşı kurulmuş bir askeri blok olarak algılaması, bütün mekanizmayı başka bir yöne sürükleyebilir. Üç ülke İran tarafına ittifakın İran’a karşı olmadığı, Tahran’ın bu konuda şüphe duymaması gerektiği yönünde mesaj iletilmiş durumda. Bu ayrıntı son derece önemli çünkü ittifakın stratejik iddiasını ortaya koyarak; “Amaç bir düşman yaratmak değil, saldırının maliyetini yükseltmek” mesajını veriyor.

Önümüzdeki aşamalarda yani hukuki süreçler tamamlandıktan sonra Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın ortak tatbikatlar yapmasının da gündeme geleceği belirtiliyor. Bir diğer soru ise ittifakın genişleyip genişlemeyeceği...

Edindiğim bilgiye göre, ittifaka katılmaya ilgi gösteren ülkeler bulunuyor. Ancak üç kurucu ülke genişleme konusunda acele etmek istemiyor. Bölgede zaten büyük uluslararası örgütler var, ancak bu yapıların kriz dönemlerinde askeri anlamda müşterek hareket kabiliyeti son derece sınırlı. Mekke İttifakı’nın kurucuları ise yeni yapının yalnızca siyasi açıklama yayımlayan başka bir örgüte dönüşmesini istemiyor. O yüzden de üye olacak ülkenin gerçekten katkı yapacak ülke olması isteniyor.

Şimdi biraz daha yukarıdan bakalım. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan neden böyle bir yapıya ihtiyaç duyuyor?

Çünkü Ortadoğu’nun güvenlik mimarisi değişiyor. ABD bölgeden çekilmiş değil. Ama bölge ülkeleri artık güvenliklerini yalnızca Amerikan güvenlik şemsiyesine bağlamak istemiyor. Riyad, Washington’la ilişkisini koparmıyor. Ankara NATO’dan uzaklaşmıyor. Pakistan, Batı’yla bütün bağlarını kesmiyor. Ama üçü de aynı şeyi yapıyor, yani alternatif güvenlik ağları kuruyor. Ankara açısından genel stratejiyi “Masada güçlü olmak. Sahada caydırıcı olmak. Ama başkasının savaşının içine çekilmemek” cümlesiyle açıklayabiliriz. Yani caydırıcılığın içinde ama savaşın dışında kalınacak. Eğer bu başarılabilirse Mekke Savunma İttifakı Türkiye açısından yalnızca Suudi Arabistan’la yeni bir savunma anlaşması olmayacak. Türkiye’nin bölgesel güç kapasitesinin kurumsallaştığı yeni bir alan olacak.