AMERİKA’DA SEÇİM KAZANMANIN YOLU TRUMP’A MESAFEDEN GEÇİYOR

Seçim sonrası, Cumhuriyetçiler’in en yetkili ikinci ismi; Başkan yardımcısı JD Vance’in “İran savaşı, İsrail ve hayat pahalılığı” sebebiyle seçimi kaybettiklerini açıklaması, en az “mavi tsunami”nin kendisi kadar tarihi öneme sahip. Bu açıklama ile 2028 seçimlerinin fitili daha ilk günden ateşlenmiş oldu.

Erdölen’e göre bu, bildiğimiz ABD-İsrail ilişkilerinin de sonu: “İsrail’i en çok sırtından atan parti; Demokratlar ya da Cumhuriyetçiler, 2028’i kazanabilir” yorumunu yapıyor.

 Fakat Trump’ın önündeki en büyük sorunlardan biri de kendi partisindeki desteğinin aşınması. Çünkü Cumhuriyetçi senatörler kendi siyasi geleceklerini de hesaplamak zorunda. Erdölen de aynı fikirde:

“İran savaşı, Epstein belgeleri, hatta bazı bakanların azli ya da sorguya çekilmesi gibi konularda Cumhuriyetçi senatörler kendi koltuklarını korumak için Trump’la iş birliği yapmaktan çekinebilir. Ocak ayında -yeni kongre göreve başladığında- hangi senatörün Demokratlar’a destek verdiği, hangisinin Trump’ı eleştirdiği yakından izlenmeli. Fakat bu saatten sonra Amerika’da seçim kazanmanın yolu -Cumhuriyetçiler’in kalesi olarak bilinen Kansas ve Güney Carolina’da bile- Trump’a mesafe koymaktan geçer. Bunu yaparken de ‘Genel Başkan tarafından seçilmemek’ gibi bir kaygıları yok, çünkü Cumhuriyetçi senatörler sadece kendi partilerinin seçmenlerine hesap vermek zorunda. Dolayısıyla Trump’a bir noktada mesafe koyacaklar, Trumpizm de yavaş yavaş etkisini yitirecek gibi görünüyor.”

* Trump’ın etkisinin azalması Cumhuriyetçiler’i eski “ılımlı” çizgisine döndürebilir mi?

“Hayır, sanmıyorum. Müesses nizam karşısında İsrail karşıtı, ulusalcı kanat daha da güçlenebilir” diyor.

Erdölen, bu çizginin güçlenmesinin JD Vance’e alan açabileceğini de düşünüyor.

DEMOKRATLAR 2028’İ GARANTİLEDİ Mİ

Erdölen’e göre bu yorumu yapmak için “henüz erken.”

Çünkü bu sonuçlar Demokrat Parti içindeki çok sayıda siyasetçiye aynı şeyi düşündürecek: “1932’den beri Demokratlar’ın Senato seçimi kazanamadığı Kansas’ta bile harita maviye boyandıysa ben de kazanabilirim.”

Şöyle özetliyor durumu: “İşte bu sebeple çok fazla aday çıkması olası. 30’dan fazla başkan adayı görürüz. Bu kadar çok aday çıktığı zaman da kimin ön plana çıkacağını, kimin ön seçimi kazanacağını kestirmek zor.”

Zaferin Demokrat Parti içindeki hangi siyasi çizgiye yazılacağı da önemli bir başlık.

Erdölen’e göre bu, Demokratların önündeki en büyük tartışmalardan biri:

“Solcular, ‘Biz Gazze soykırımını dile getirdiğimiz için kazandık’ diyecek. Kansas, ‘Biz dindar seçmene ulaştığımız, bir rahibi aday gösterdiğimiz için kazandık’ diyecek. Birileri de ‘Teksas’ta Hispanikler sayesinde kazandık, o zaman Hispanik bir aday çıksın’ diyecek. Ya da ‘Michigan’da Müslüman, solcu aday kazandı. O zaman belki Müslüman bir aday çıkabilir’ diyecekler. Bu da bizi çok renkli bir yarışın içine sokacak.”

Erdölen, bu tablodan cesaret alacak isimlerden birinin de Kamala Harris olduğunu söylüyor. Fakat işi zor:

“Bence kaybetmesi çok olası. Ama Harris şunu diyebilir: ‘Madem bugün Demokrat Parti’nin adayları Cumhuriyetçilerin kalelerinde zaferler kazandı, ben de kazanabilirim.’ Bu mantıkla ön seçimde aday olabilir. En tanınan başkan adaylarından biri olarak, siyah seçmenin desteğiyle de ön seçimi kazanabilir ama bence Demokratlar’a genel seçimi kaybettirecektir.

Sol kanadın yapması gereken ortak bir aday etrafında buluşmak. Michigan örneğindeki gibi; Gazze soykırımı, İran savaşı, gündelik sorunlar ve ekonomik meselelere ilişkin tepkiyi birleştiren bir söylem kurmaları ve bir aday çıkarmaları gerekiyor. Bu da şimdilik zor gözüküyor.”

ANKARA İÇİN BELİRLEYİCİ BAŞLIK: SURİYE

Demokratlar’ın 54 sandalye ile güçlendiği yeni Kongre, “Türkiye-ABD ilişkilerinde bir değişikliğe yol açar mı?” soruma ise “Büyük bir kopuş beklemiyorum” yanıtını veriyor. Gerekçesini de şöyle açıklıyor:

“Türkiye- ABD arasındaki ilişkilerde en büyük parametre Suriye. Suriye başlığında ise Demokratlar aynı sayfada. Zaten Demokrat vekil ve senatörler Suriye ve Türkiye’yi birlikte ziyaret ediyor. Bu konuda ikili ilişkilerde bir şey değişmez.”

Amerika’da İsrail karşıtı Demokratlar’ın güç kazanmasının, Türkiye’ye özel bir yakınlıktan kaynaklanmadığının da altını çiziyor:

“Günün sonunda, Türkiye’ye özel bir sevgileri yok. Ama İsrail ile Türkiye arasındaki olası bir gerilimde, İsrail’i ekstra mutlu edecek yaptırımları da istemezler.”

Kongre’nin Türkiye aleyhine bir yaptırım girişiminde bulunması ihtimalini de varsayımsal olarak değerlendiren Erdölen, böyle bir durumda Trump’ın veto yetkisi olduğunu hatırlatıyor.

YENİ KONGRE İLE TEMAS AVANTAJ GETİRİR 

“Kongrenin böyle bir önceliği olacağını sanmıyorum ama olsa bile Trump’ın bunu reddetmesi yeterli. Vetoyu aşabilecek üçte iki çoğunluk olmayabilir.”

Bununla birlikte, Türkiye’nin yeni seçilen Kongre üyeleriyle, özellikle güçlenen sol kanatla iletişim kurmasının da önemli bir avantaj sağlayacağı kanaatinde.