Netanyahu açısından yaklaşan seçimler, yalnızca yeni bir hükümetin belirlenmesi anlamına gelmiyor. Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırısı ve ardından yaşanan bölgesel çatışmalardan bu yana liderliği ilk kez sandıkta değerlendirilecek olan İsrail Başbakanı, güvenlik politikaları ve hükümetinin performansına ilişkin tartışmalarla karşı karşıya.
İsrail’deki kamuoyu araştırmalarının önemli bir bölümünde muhalefet blokunun Netanyahu’nun koalisyonunun önünde olduğu görülüyor. Ancak Netanyahu’nun önündeki asıl soru, seçimlere günler kala nasıl bir adım atacağı. İsrail Başbakanı’nın İran üzerinden şekillenen yeni planı hem seçim yarışının seyrini hem de bölgedeki dengeleri değiştirebilecek bir gelişmenin habercisi olabilir.
Financial Times’ın haberine göre bu ayın başında İsrail ordusunun hazırladığı plan, yılın başlarında gerçekleştirilen ABD-İsrail saldırılarından daha geniş kapsamlı bir harekât öngörüyordu. Nükleer tesislerin ve rejimle bağlantılı hedeflerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil altyapı unsurlarının da hedef listesinde bulunduğu bildirildi.
New York Times’ın haberinde ise yeni bir operasyonun İran’ın enerji altyapısını, nükleer tesislerini, füze sistemlerini ve insansız hava aracı kapasitesini hedef alabileceği belirtildi. Bazı askerî planlamacılar, yoğunlaştırılmış birkaç günlük harekâtın İran ekonomisine ağır zarar vererek Tahran yönetimini müzakerelerde taviz vermeye zorlayabileceğini savunuyor.
Ancak Drop Site News'e konuyla ilgili yazılı açıklama yapan Beyaz Saray Sözcü Yardımcısı Anna Kelly, Başkan Donald Trump'ın önceki açıklamasını yineledi. Kelly, “ABD, ara seçimlerden önce hiçbir zaman İran’a saldırmayacaktır” ifadesini kullandı, ancak İsrail'in İran'a yönelik saldırı ihtimali konusunda bir yorum yapmadı. Netanyahu’nun planı da tam olarak bu noktada önem kazanıyor.
Temel soru şu: Netanyahu’nun seçimlere günler kala İran’a yönelik daha geniş kapsamlı bir saldırı seçeneğini yeniden gündeme getirmesi, güvenlik politikası üzerinden iç siyasette pozisyonunu güçlendirme arayışı olarak mı okunmalı? Yoksa İsrail’in İran’ın nükleer programı ve füze kapasitesine ilişkin askerî hedefleri, seçim takviminden bağımsız olarak yeni bir harekâtı zaten gündeme getiriyor mu?
İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacılarından Oral Toğa’ya göre, ikisi birden doğru ama farklı katmanlarda. “Önce planın kendisine bakalım. Haberlere göre İsrail orduları yeni bir saldırı için somut planlar hazırlamış durumda. Ama bu planların takvimi İsrail’in değil, Washington’ın takvimi” diyen Toğa, şu yorumda bulundu:
-- Saldırının 3 Kasım’daki ABD ara seçimlerinden sonraya planlandığı belirtiliyor. Gerekçeler de askerî. Üç uçak gemisini kapsayan ABD gücü ancak kasım başında tam olarak bölgede olacak. Ayrıca unutulmamalı ki İran’da geceler aralık sonuna kadar giderek uzayacak. Uzun geceler, saldırı uçaklarının tespit edilmesini zorlaştıran başka bir faktör. Keza ABD ordusu da bu yüzden saldırılarda genellikle karanlık saatleri tercih ediyor.
-- Yani plan, İsrail’in seçiminden bağımsız olarak var. Hedefler açısından da durum benzer. İran konusunda Netanyahu ile rakipleri arasında ciddi bir fark yok. Gadi Eisenkot, İran’ın elindeki 440 kilogram zenginleştirilmiş uranyum meselesi çözülmeden kampanyanın bitmemesi gerektiğini söylüyor. Naftali Bennett ise İran yönetiminin devrilmesi için her yolun kullanılmasından yana. Yani kim kazanırsa kazansın, İsrail’in İran hedeflerinin değişmeyeceğini söyleyebilirim.
Seçimin etkisinin dilde de görüldüğünün altını çizen Oral Toğa, “Netanyahu, seçim öncesi brifinginde İran rejimini devireceğini söyledi ve güvenlikle ilgili soruları rakiplerine yönelik eleştirilere çevirdi. Trump’ın Netanyahu’ya açık destek verirken İran kampanyasını tamamlama vurgusu yapması da bu tabloya eklendi. İşin ilginç yanı, seçim hesabının iki yöne de işlemesi” dedi ve ekledi:
“Bazı haberler Netanyahu’nun seçim öncesinde bir saldırı istediğini yazdı. Maariv ise tam tersine, İran misillemesinin cephe gerisine yükleyeceği maliyet nedeniyle Netanyahu’nun saldırının seçim sonrasına kalmasını tercih ettiğini aktardı. Bunun bir emsali de var: Ekim 2024’te de İsrail’in İran’a yönelik misillemesinin kapsamı ve zamanlaması, dönemin haberlerine göre ABD seçimleri gözetilerek belirlenmişti. Kısacası İsrail seçimi bu planın zamanlamasını değil, dilini belirliyor. Asıl takvimi Washington tutuyor.”
KRİTİK SORU: WASHINGTON’IN ONAYI OLMADAN HAREKÂT MÜMKÜN MÜ?
İsrail’in askerî hazırlıkları sürerken, yeni bir saldırının gerçekleşip gerçekleşmeyeceği büyük ölçüde Washington’ın tutumuna bağlı görünüyor. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in bu hafta İsrail’e giderek Netanyahu ve üst düzey yetkililerle görüşmesi, saldırı ihtimaline ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Peki, İsrail’in İran’a karşı daha geniş çaplı bir operasyon planladığı iddiaları gündemdeyken, Washington’ın desteği veya onayı bu harekâtın kapsamını ve başarısını ne ölçüde belirler? ABD’nin doğrudan savaşa katılmak istememesi durumunda İsrail tek başına nasıl bir askerî sonuç elde edebilir?
Bu soruma “Belirleyici olan Washington’ın desteği değil, doğrudan katılımı. Bunun üç sebebi var” yanıtını veren Oral Toğa, şöyle devam etti:
-- Birincisi kabiliyet. Planda Natanz yakınlarındaki Kazma Dağı gibi çok derine gömülü tesisler var. Bu tür hedefleri vurabilecek ağır sığınak delici bombalar ve bunları taşıyacak uçaklar yalnızca ABD’de var. Haziran 2025’te Fordo’yu da İsrail değil, ABD’nin B-2’leri vurmuştu. İkincisi süreklilik. Kısa ve yoğun bir kampanya bile yakıt ikmali, hava savunması ve mühimmat derinliği gerektiriyor. Bölgeye konuşlanan üç uçak gemisi de tam olarak bunun için orada.
-- Üçüncüsü de siyasi karar. Trump henüz bir saldırıyı onaylamadı ve geçmişte büyük çaplı bir operasyona dönüşecek planları birkaç kez iptal etti. Netanyahu, İsrail’in güvenlik ihtiyaçlarının Amerikan onayına bağlı olmadığını söylüyor. Bu, siyasi olarak anlaşılır bir söylem. Ama askerî gerçeklik farklı. İsrail tek başına enerji tesislerini, füze rampalarını ve üst düzey isimleri hedef alabilir. Mart ayında Güney Pars’ı vurması bunun bir örneği. Ama derindeki nükleer altyapıyı ortadan kaldıramaz.
“ABD katılsa bile kısa bir kampanyanın neyi değiştireceği belirsiz. Planlamacıların bir kısmı, üç günlük bir kampanyanın İran’ın tutumunu değiştirecek ekonomik hasarı yaratabileceğini düşünüyor. Bu tez aslında zaten denendi” diyen Oral Toğa, şu bilgilerin altını çizdi:
“Nisan ayında füze programının işlevsel olarak imha edildiği söylendi; eylülde ise üretimin yer altında sürdüğü ortaya çıktı. Hava gücü kapasiteyi aşındırabiliyor ama siyasi teslimiyet üretemiyor. New York Times’ın haberinde de yeni bir saldırının ilk safhadan daha başarılı olmayabileceği notu düşülmüş. Bence çok daha kapsamlı bir harekâtın ardından 1991 Irak’ına benzer görüntüler göreceğiz. Büyük bir saldırıyı takip eden amfibi çıkarma harekâtları görmemiz de olası.”
İRAN’DAN DAHA GENİŞ ÇAPLI MİSİLLEME UYARISI
Tahran cephesi ise yeni bir saldırı gerçekleşmesi durumunda vereceği karşılığın önceki çatışmalarla sınırlı kalmayabileceği mesajını veriyor. İranlı yetkililer, ticari gemilerin ve enerji tesislerinin yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kabloları gibi kritik altyapıların da hedef hâline gelebileceğini belirtiyor.
İranlı siyasi analist Peiman Salehi, olası bir saldırı durumunda Suudi Arabistan’daki büyük petrol tesislerinin de hedef alınabileceğini değerlendirdi. Böyle bir senaryo, petrol arzını aksatarak enerji fiyatlarında yükselişe ve küresel piyasalarda yeni dalgalanmalara neden olabilir.
Çatışmanın İsrail-İran hattının dışına çıkarak Körfez ülkelerini, küresel enerji piyasalarını ve ABD’nin bölgedeki askerî varlığını etkileyen uzun süreli bir krize dönüşme riski ne düzeyde?
“Bu risk artık bir varsayım değil, çünkü bu senaryonun provası zaten yaşandı” diyen Oral Toğa, “Mart ayında İsrail, Güney Pars doğalgaz sahasını vurdu. İran da Körfez’deki enerji tesislerine yönelik misillemeyle karşılık verdi. Katar’ın Ras Laffan tesisine yapılan saldırılar, ülkenin LNG kapasitesinin yaklaşık yüzde 17’sini beş yıla kadar devre dışı bıraktı. Bu ay yayımlanan bir araştırmaya göre savaşın başından bu yana İran ve müttefik grupları, Körfez ülkelerinde 84 kritik altyapı noktasına en az 135 saldırı düzenledi. Yani enerji savaşı, bu savaşın zaten bir parçası” ifadelerini kullandı.
Bugünkü tabloda da riskin yüksek olduğunu söyleyen Oral Toğa, “Devrim Muhafızları Ordusu Deniz Kuvvetleri, izinsiz geçiş yapan gemileri hedef alma kapsamını genişlettiğini açıkladı. Çok yeni Körfez’in kuzeyinde dört geminin vurulduğunu, üç geminin de mayınlara çarptığını duyurdu. Üst düzey bir İranlı güvenlik yetkilisi, yeni bir savaşa katılan ülkelerin altyapısının meşru hedef sayılacağını söyledi. Devrim Muhafızları Ordusu’nun siyasi işlerden sorumlu komutan yardımcısı Yedullah Cevani ise Hürmüz’deki denizaltı internet kablolarını da olası hedefler arasında saydı” dedi. Toğa şöyle devam etti:
-- Bana kalırsa asıl risk, planın kendi mantığında. Enerji altyapısını hedef alan kısa bir kampanya, İran’ın simetrik bir enerji misillemesine başvurmasına yol açacaktır. İran’ın elindeki en etkili koz da bu zaten. Planlamacıların, benzin fiyatlarını artırmamak için rafinerileri hedef dışı bırakmayı düşünmesi de bu riskin Washington’da bilindiğini gösteriyor. Üç günlük bir kampanyayı uzun bir krize dönüştürecek olan şey de tam olarak bu.
-- Buna karşılık, frenleyici unsurlar da var. Suudi Arabistan, mayıs ayında üslerini ve hava sahasını ABD’nin kullanımına kapatmıştı. Pakistan ve Katar, dolaylı görüşmelere aracılık etmeyi sürdürüyor. Tahran da ateşkes teklifinin hâlâ masada olduğunu söylüyor. Kasım ayındaki ABD seçimleri ve enerji fiyatlarına duyarlılık da Washington’ı sınırlayan unsurlar. Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler açısından da tablo net. Körfez’de yaşanacak yeni bir enerji krizi, savaşın tarafı olmayan ekonomilere de doğrudan yansıyacak.






