Dünya iklim değişikliğinin yarattığı sorunlara çözüm ararken Türkiye, iklim diplomasisi ve uluslararası organizasyonlar tarihinin en büyük etkinliklerinden birine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 9-20 Kasım’da Antalya’da yapılacak olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) 1 milyonu aşkın ziyaretçinin geleceğinin öngörülürken organizasyon kapsamında 11-12 Kasım tarihlerinde düzenlenecek Liderler Zirvesi’ne 100’e yakın ülke liderinin ve 300’e yakın bakanın katılması bekleniyor.
Conference of the Parties (COP) (Taraflar Konferansı), 1992’de kabul edilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında her yıl düzenlenen en üst düzey küresel iklim zirvesi. Dünyanın dört bir yanından devlet ve hükümet başkanları, bakanlar, bilim insanları, iş dünyası liderleri ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getiren COP, iklim değişikliğiyle mücadelede ortak eylemi müzakere etmek ve ilerletmek için birincil platform niteliğini taşıyor. COP’lar, Tarafların (hükümetlerin) küresel ısınmayı sanayi öncesi seviyelerin 1,5°C üzerinde mümkün olduğunca sınırlama yönündeki temel Paris Anlaşması hedefine ulaşmak için küresel çabaları değerlendirdiği yerler.
Taraflar, sera gazı emisyonlarını azaltma ve iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlama yolları, Kayıp ve Hasar (sel, kuraklık ve diğer iklim felaketlerinden ağır şekilde etkilenen savunmasız ülkeler için fonlama anlamına gelir) ve ülkelerin ekonomilerini yeşillendirmelerine ve iklim değişikliğine karşı direnç oluşturmalarına yardımcı olacak araçlar (finansman, teknoloji ve kapasite geliştirme) konusunda kararlar alırlar. İlk COP, 1995’te Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlendi. Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31 bu küresel sürecin 31. oturumunu ifade ediyor.
İklim değişikliğiyle mücadelede COP’lar çok önemli. Hükümetlerin bir araya gelerek ilerlemeyi ölçtüğü ve birbirlerinin koşullarını dikkate alarak iklim değişikliğiyle mücadele etmenin en iyi yollarını müzakere ettiği bu toplantılar, iklim değişikliği tehdidine dikkat çekme fırsatı sunuyor. Özel sektör, sivil toplum, sanayi ve bireylerin katılımı olmadan dünyanın iklim kriziyle yeterince mücadele edemeyeceği hatırlatılırken, iklim değişikliği tehdidine olan ilgiyi artırma fırsatı da sunuyor.
1992: UNFCCC’nin kabulü ile Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Rio de Janerio’daki Dünya Zirvesi’nde kabul edilerek uluslararası iklim iş birlğinin temelleri atıldı.
1995: İlk Taraflar Konferansı topnarak sözleşme çerçevesinde hükümetlerarası müzakereler başladı.
1997: Kyoto Protokolü kabul edilerek gelişmiş ülkeler için yasal olarak bağlayıcı emisyon azaltım hedefleri getirildi.
2009: Kopenhag’da iklim değişikliği en yüksek siyasi düzeyde tartışıldı.
2015: Paris Anlaşması kabul edildi ve tüm tarfalar küresel sıcaklık artışını 2 derecenin altında tutmayı ve 1,5 derece yolunda çaba göstermeyi kabul etti
2023: Taraflar enerji sistemlerinde fosil yakıtlardan geçiş yapmayı ve kürelsel enerji dönüşümünü hızlandırmayı kabul etti
2024: Bakü’de Taraflar 100 milyar taahhüdünün ötesinde yeni bir toplu nicel iklim finansı hedefi belirlemeye odaklandı.
2026: COP31’de finansman, teknoloji vedayanıklılık alanlarında uygulamayı ilerletmek, iş birliğini güçlendirmek ve sonuç teslimatını hızlandırmak üzerine toplanıyor.
COP’un temel işlevlerinden biri, taraflarca sunulan ulusal bildirimleri ve sera gazı envanterlerini incelemek.COP; ülkelerin aldığı önlemlerin etkisi, sözleşmenin nihai amacına doğru ilerleme ve iklim iddiasının ve uygulamanın güçlendirilmesi gibi konuları değerlendirir.
BM İklim Değişikliği Sekreterliği’nin rolü nedir?
Sekreterya, BM iklim değişikliği sürecinin koruyucusu olarak görev yapıyor. Sekreteryanın COP’lar sırasındaki temel görevi, delegelerin doğru yerde, doğru zamanda, gerekli belgelerle ve ihtiyaç duydukları tüm olanaklarla donatılmış olarak bulunmalarını sağlamak için müzakereleri verimli bir şekilde yönetmek. Sekreteryanın bir diğer önemli rolü ise, COP’lar sırasında taraf olmayan aktörleri resmi çalışma programlarına dahil ederek ve çok paydaşlı diyalogları düzenleyerek sürece katmak. Bu aktörler arasında şehirlerin, bölgelerin, işletmelerin, yatırımcıların ve sivil toplum gruplarının temsilcileri yer alıyor.
COP’ların en önemli süreçlerden biri konferansa hangi ülkenin ev sahipliği yapacağı. Bu kapsamda, bölgesel grup üyeleri, bölgelerinden hangi ülkenin konferansa ev sahipliği yapma teklifinde bulunacağına karar vermek için istişarelerde bulunuyorlar. COP’un ev sahibi ülkesi normalde beş Birleşmiş Milletler bölgesel grubu (Afrika Grubu, Asya-Pasifik Grubu, Doğu Avrupa Grubu, Latin Amerika ve Karayip Grubu (GRULAC) ve Batı Avrupa ve Diğerleri Grubu (WEOG)) arasında dönüşümlü olarak belirleniyor. Anlaşmaya varıldıktan sonra, bölgesel grup tarafından konferansa ev sahipliği yapmak üzere seçilen ülke, bölgesel grubu aracılığıyla teklifini resmen UNFCCC sekreterliğine gönderiyor. COP, teklifleri değerlendirir ve genellikle “Gelecek Oturumların Tarihleri ve Mekanları” başlıklı bir karar alarak teklifi kabul eder. Ardından sekreterlik, “oturumların düzenlenmesi için gerekli tüm lojistik, teknik ve mali unsurların mevcut olup olmadığını” belirlemek üzere potansiyel ev sahibi ülkeye bir araştırma gezisi düzenliyor ve yılın başlarında Büro’ya rapor veriyor.
Ev sahibi ülke gündem belirleme ve küresel anlaşmalar için gerekli diplomatik süreci yönetme imkânının yanı sıra iklim dışındaki konularda da diplomatik ağırlık kazanıyor. Genellikle COP Başkanlığını yürüten ülke konferansa da ev sahipliği yapıyor. Ancak, ev sahipliği teklifi gelmezse, varsayılan yer Almanya’nın Bonn kentindeki sekreterya merkezi kabul ediliyor.
Türkiye’nin ev sahipliği, ülkenin hem Avrupa hem Asya hem de Orta Doğu iklim diplomasisi bağlantılarını bir araya getiren coğrafi konumu ve artan yenilenebilir enerji/döngüsel ekonomi taahhütleriyle ilişkilendiriliyor. Geçen yıl Brezilya’nın Belem kentinde düzenlenen COP30’da, COP31’e ev sahipliği yapmak için aday olan Türkiye ve Avustralya
arasındaki müzakerelerde sıcak günler yaşandı. Avustralya Başbakanı Anthony Albanese ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan mektuplaştı ancak iki ülke de adaylığından geri adım atmadı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Başkanı Murat Kurum, Tükiye’nin Avustralya ile ortak COP31’e ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu belirtti.
Türkiye ile Avustralya arasında devam eden müzakereler 20 Kasım’da Avustralya’nın adaylıktan çekilmesiyle sonuçlandı. COP31’in başkanı da ev sahibi de Türkiye oldu. İki ülke arasındaki anlaşmaya göre, Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen ise “Müzakereler Başkanı” olarak Türkiye’deki görüşmeleri yönetmek için görevlendirildi. Kurum, Resmi Gazete yayımlanan
Cumhurbaşkanlığı genelgesiyle COP31 Başkanı olarak görevlendirildi. Avustralya temsilcisi Bowen, ayrıca COP31 boyunca COP Başkan Yardımcısı oldu. Türkiye COP31’de ev sahibi ülke olarak tüm lojistik ve operasyonel sorumlulukları üstlendi. Türkiye ve Avustralya, birbirleriyle istişare ederek süreci devam ettiriyor. Görüş ayrılığı olursa, anlaşma sağlanana kadar istişareler sürdürülüyor.
COP31’in yaklaşık 197 ülkeyi bir araya getirmesi bekleniyor. Zirveye 1 milyondan fazla ziyaretçi beklenirken, dev organizasyonun oturumları, Antalya EXPO Fuar Alanı’nda oluşturulan ‘mavi’ ve ‘yeşil’ bölgelerde gerçekleştirilecek. Mavi bölge, Birleşmiş Milletler yetkisi altında yönetilen resmi müzakere alanı olacak. Yeşil bölge ise Türkiye’nin koordinasyonunda iklim çözümlerinin, yenilikçi projelerin, toplumsal girişimlerin ve farkındalık çalışmalarının sergilendiği daha geniş katılımlı bir yer olacak. Konferans kapsamında 11-12 Kasım tarihlerinde Dünya Liderler Zirvesi gerçekleştirilecek. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, “COP31, Antalya’da yaklaşık 2 milyar dolarlık doğrudan ekonomik hareketlilik oluşturacak. Dahası, çarpan etkisiyle toplam katma değerinin 3-4 milyar dolara ulaşmasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
Medeniyetin başladığı bir toprağın mirasından ilham alan Türkiye; iş birliğine dayalı, adil ve sürdürülebilir küresel iklim geleceği için çağrıda bulunuyor
Dünya iklim değişikliğinin yarattığı sorunlarla yüzleşirken Türkiye, iklim diplomasisi ve uluslararası organizasyonlar tarihinin en büyük etkinliklerinden biri olan COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 9-20 Kasım’da Antalya’da yapılacak zirvede Türkiye, ‘artık söz değil eylem zamanı’ vurgusu yapacak.
COP31, küresel iklim krizinin derinleşen etkileri ve jeopolitik belirsizliklerin gölgesinde, insanlığın ortak geleceğini güvence altına alacak en somut adımların merkezi olacak. Türkiye’nin ‘Geleceğin COP’u olarak şekillendirdiği bu vizyon; iklim eylemini soyut vaatlerden ve kağıt üzerindeki taahhütlerden kurtararak, sahada doğrulanabilir, ölçülebilir ve sürdürülebilir bir uygulama dönemine taşıması bakımından gezegen için tarihi dönüm noktası olarak görülüyor.
Medeniyetleri kucaklayan Anadolu’nun insan ile doğa arasındaki beraberliğe ev sahipliği, binlerce yıl öncesine dayanıyor. Doğanın şifasına ve şefkatine daima inanan Anadolu insanı bugün sürdürülebilir bir gelecek için öncü oluyor.
COP31 sürecini ‘diyalog, uzlaşı ve aksiyon’ olarak yürütecek olan Türkiye, bu kapsamda, Sıfır Atık, Okyanuslar ve Denizler, Gıda Güvenliği, İklim Dirençli Şehirler, İklim Aksiyonunu Güçlendirmek, Gençlik ve Eğitim, Yeşil Sanayileşme, Temiz Enerji Dönüşümü, Rio Sinerjisi ve Dinamik ve Dayanıklı Sağlık Sistemleri gibi öncelikli temalar belirledi.





