Göreve geldiğinde devraldığı İZBETON'un borç batağı, fecaat toplu iş sözleşmeleri ve atıl personel tablosuna dikkat çeken Cemil Tugay; İzmir'in en büyük tehdidi olan deprem riski ve kentsel dönüşüm için Ankara desteğinin şart olduğunu vurguladı. Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum ile görüşmesinde yaşanan kırılma anından, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Külliye'deki bir saatlik kritik zirveye kadar tüm süreci anlatan Tugay, çok tartışılan "refik" ve "kimsesizlerin kimsesi" çıkışlarının da perde arkasını paylaştı. Rozet töreninde Erdoğan'ın yanında beklemesinden duyduğu gururu dile getiren ve "İzmir için çok iyi olacak, ateşten gömlek giydim ama doğru yaptığıma inanıyorum" diyen Cemil Tugay, AK Parti'ye geçiş kararını ve kamera arkasında yaşanan tüm gelişmeleri tüm açıklığıyla gözler önüne serdi.
- Hem siyasi dengeler hem de İzmir'in geleceği için çok önemli bir karar verdiniz. Bu kararı almanızı sağlayan kırılma anı neydi?
Süreci ben de tam olarak bilmeden yaşadım. Benim için kırılma Çevre Şehircilik Bakanımız Murat Kurum'la görüşmemizden sonra oldu. Karabağlar'da 440 hektarlık alandaki kentsel dönüşüm sorunumuzu konuşmak üzere Çevre Şehircilik Bakanlığımıza gittik, görüştük. Bu konunun ardından bana Bakan Kurum, "İzmir nasıl gidiyor? Ne yapıyorsunuz?" dedi. "Vallahi elimizden geleni yapıyoruz ama epey bir sıkıntımız var" dedim. "Bağımsız olarak mı devam edeceksin?" dedi. "Şu anda öyle düşünüyorum. Herhangi bir verilmiş kararım yok" diye cevap verdim. Geçmiş dönemde İzmir'e ulaşmaya çalıştıklarını ama belediye başkanları tarafından dışlandıklarını söyledi. "Biz ne zaman bir şey yapmak istesek hep bunu engelleyecek adımlar attılar. Biz de bundan mutsuzuz" dedi. Ve tecrübeli bir siyasetçi olduğu için bu noktada "Keşke sen AK Parti'ye gelsen de daha uyumlu çalışsak" dedi. "Bağımsız olarak da bunu yapamaz mıyız?" dedim. O da "Öyle de olur ama siyasetin doğası gereği AK Parti'yle olursan daha da başarılı işler yaparsın" dedi ve kafamda böyle bir parantez açtı. Açıkçası o andan sonra düşünmeye başladım. O gün Bakan Murat Kurum'un bana olan sıcak ve dostane tavrından çok etkilendim. Sonraki süreçte de hem sayın Kurum ile birkaç görüşmemiz oldu hem de dolaylı olarak konunun Cumhurbaşkanı'na iletildiğini, onun da böyle bir şeyi istediğini söylediler. Epeyce bir düşündüm.
- İzmir'in sorunları ve eksiklerini düşündüğünüzde, en çok hangi konuda hükümet desteğine ihtiyaç olduğunu düşünüyorsunuz?
Kentsel dönüşüm bence İzmir'in en önemli sorunu. En büyük korkumu bu görüşmelerimizde Bakan Kurum'a ve Cumhurbaşkanımıza da söyledim. En büyük korkum Allah korusun diri fayların üzerinde yaşıyor olmamız. Bir İzmir depremi olması ve bundan dolayı insanlarımızın hayatını kaybetmesi riski var. Ben gecekondu bölgelerini bir tarafa koyuyorum ama deprem açısından riskli olan yapıların acilen dönüşmesi lazım. Şimdi, benden önceki belediye başkanları "Biz İzmir'e TOKİ'yi sokmayız" mantığıyla hareket etmişler. Ben göreve geldikten sonra "TOKİ'yle de çalışabiliriz" dedim. Ama İzmir'le ilgili o kadar kötü bir gelenek oluşturmuşlar ki ben bakanlarla ne zaman görüşmeye gitsem hepsi, "Geçen dönem kimse bizimle konuşmadı; herkes bizi İzmir'in dışına itti, bizi dahil etmediler" diyorlar. Anlıyorum ki onlarda da bir kırılma yaratmışlar, İzmir'e karşı bir soğukluk geliştirmişler. Ben bunun bir parçası olmak zaten istemiyordum. İzmir'in çok önemli bir tarihi mirası var; pek çok antik kent var. Bunların hepsi turizm açısından çok önemli potansiyele sahip. Kemeraltı'nın, Basmane bölgesinin derlenip toparlanması lazım. Ama bunlarla ilgili etkili çalışmalar yapmak için de Kültür Bakanlığı'yla, vakıflarla ve diğer kurumlarla beraber çalışmaya ihtiyacımız var. Ancak geçmişten gelen iletişim noksanlığı engel oluyordu.
CUMHURİYETİN MİRASINA AK PARTİ DE SAHİP ÇIKIYOR
- Yaptığınız konuşmada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sözlerini söylediniz. Bu da çok eleştirildi...
O konuşma kelimesi kelimesine, bütün kelimeleriyle son harfine kadar benim yazdığım bir konuşma. Ben yanlış anlaşılmaya çok üzüldüm. Cumhurbaşkanımızın geçmiş konuşmalarından hatırladığım ve gerçekten doğru bulduğum sözleri vardı. Onlardan bir tanesini ararken karşıma bu konuşmada kullandığım cümleleri çıktı ki birkaç defa söylemiş o cümleleri. Yani yoksul, gariban, mazlum insanlara sahip çıkacağına dair sözleri ve en sonunda da "AK Parti kimsesizlerin kimsesidir" sözü. Atatürk'ün "Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir" lafını da elbette biliyorum. Ve aslında şunu söylemeye çalıştım ben orada: Cumhuriyetin bir mirası varsa, Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesi olan bir devletse; biz de -yani Recep Tayyip Erdoğan'ın söylediğini kastederek söylüyorum- AK Parti olarak bu mirası bu şekilde görüyoruz ve biz de kimsesizlerin kimsesi olan bir siyasi parti olarak mücadele ediyoruz diye söylediğini anladım. Onun için o sözleri söyledim. Ben de siyasete açıkçası kimsesizlerin kimsesi olmak için girmiş bir insanım. Atatürk'ün sözünü kimse inkâr etmez, edemez. Ama bu, AK Parti'nin de o mirasa sahip çıkıp parti olarak kimsesizlerin kimsesi olmayı istemesine engel midir? Niye bu kadar eleştiriliyor anlamadım.
VERDİĞİ TARİHİ KARARIN NEDENLERİNİ ANLATTI
-Bakan Murat Kurum ile görüşmeniz sonrasında ne düşündünüz? Aldığınız kararda o konuşma etkili oldu mu?
Sonuçta ben 4 ay bağımsız çalıştım, biliyorsunuz. Biz bu dönemde aday olurken İzmir halkına bir sürü söz verdik, birçok şey vaat ettik. İki buçuk senedir belediye başkanıyım ve bu sürede gerçekten çok çabaladım. Göreve geldiğimde iyi durumda bir belediye devralmadım. Kimseyi şikayet etmek için söylemiyorum ama herkesin gözü önünde yaşanan gerçekler var. Maddi sıkıntıları bir tarafa; gerçekten plansız, programsız, adeta kadrosuz, sorunların biriktiği bir şehir ve belediye teslim aldım. Nereye baksam bir sorun var ve insanlar sürekli şikayet ediyor. Herkes belediye hizmetlerinden memnuniyetsizliğini dile getiriyor. En basitinden yol meselesi var mesela. Göreve geldiğimde İZBETON gerçekten anormal bir borç batağına saplanmıştı. Kentsel dönüşüm projelerini ellerine yüzlerine bulaştırmışlar ve sonrasında iş işten çıkılmaz bir hale gelmiş. İşte biz böyle bir başlangıç yaptık. Ancak geçen iki buçuk yıl içerisinde bütçeyi denkleştirdim, kadroyu toparladım ve belediyeyi gerçekten iyi bir hale getirdim. Ama diğer taraftan iki buçuk sene geçti, en fazla iki buçuk sene zamanımız var. Bu süre içerisinde verdiğimiz sözleri yerine getirmemiz lazım. Yani trafikle, ulaşımla ilgili konular, alt yapıyla ilgili konular var...
Bugün İzmir'in çok önemli noktalarında hâlen arıtma ihtiyacı var, kanalizasyon ihtiyacı var. İçme suyu şebekesinin yenilenmeye ihtiyacı var, yeni temiz su arıtma tesislerine ihtiyacımız var ve susuzluk riskine karşı bir an önce deniz suyu arıtması gibi bazı tesisleri kurmaya ihtiyacımız var. Yani bunları yapmak için hem zamanımız çok az hem deneyim açısından desteğe ihtiyacımız var hem de kaynak açısından desteğe ihtiyacımız var. Açıkçası şöyle bir yol ayrımına geldim: Dedim ki; "Ya iki buçuk sene daha mevcut şartlar içerisinde elimden geleni yapacağım ama muhtemelen verdiğimiz sözleri yerine getiremeyeceğiz, İzmir'in çok önemli sorunlarını çözemeyeceğiz ve yine sorunlu bir İzmir'i benden sonraki döneme bırakacağım... Ya da gerçekten iyi niyetli olduğuna bir şekilde kanaat getirdiğim insanlar, AK Parti hükümeti, İzmir'e yardımcı olacaksa onlarla birlikte çalışayım." İzmirliler için en iyi olanın bu olduğuna kanaat getirdikten sonra böyle bir karar verdim.
- Normalde bu tür törenlerde rozet takanlar konuşma yapmıyor. Bu AK Parti açısından da bir ilk. Erdoğan yanınızda bekledi; kürsüde size eşlik etti. Bu size nasıl hissettirdi?
Ben, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki görüşmemizden önce Sayın Cumhurbaşkanımızı sadece bir defa gördüm. Havaalanında karşılayanlar arasındaydım. Elini sıkmıştım ve sadece kendimi tanıtmıştım. O da "Memnun oldum" demişti. Başka hiçbir konuşma olmamıştı; kendisiyle hiçbir diyaloğum olmadı yani. Fakat Külliye'deki görüşmemizde benim o tahmin ettiğim, tanıdığım Tayyip Erdoğan'dan çok daha başka bir insan gördüm. Mesela İzmir'de geçmişte yapılan işlere hâkimdi, çok enteresan. Uzun zaman önce yapılmış işleri hatırlıyor, biliyor, takip ediyor. Ondan sonra deprem konusunda mesela haklı olduğumu söyledi. Ben karşımda çok dolu, saygın; üstelik babacan, doğal bir yaklaşım içerisinde olan bir insan gördüm. O gün açıkçası ben kendisinden olumlu anlamda çok etkilendim.
Yakın diyalog kurduğunuz zaman her şeyden önce bir insan olduğunu, iyi yürekli bir insan olduğunu; ülkesine hizmet etmek için uzun yıllardır emek harcayan, çaba harcayan bir insan olduğunu görüyorsunuz. Etkiliyor insanı ister istemez. Ben o konuşmada Cumhurbaşkanımızın İzmir'e önem verdiğini; İzmir'e yatırımların yapılması, İzmir'in sorunlarının çözülmesi için her konuda destek olacağını duydum. Ondan dolayı bir güven geldi ve yakınlık hissi oldu. O hisle ben o konuşmayı yaptım. Ben hayatım boyunca, yıllardır siyasetteyim, herhangi bir lideri bir başkası aşağıda konuşma yaparken Genel Başkanın ya da Cumhurbaşkanımızın onun yanında durduğunu görmedim. Konuşmam sırasında Cumhurbaşkanımız orada beni dinledi, konuşmanın bitmesini bekledi, yalnız bırakmadı beni. Cumhurbaşkanımızın bu tavrı bana hayatım boyunca unutamayacağım bir gururu yaşattı. Yani bugün beni orada yalnız bırakmayan Recep Tayyip Erdoğan'ın, önümüzdeki süreçte İzmir'i de yalnız bırakmayacağına eminim.
-Son tahlilde doğru bir karar verdiğinizi düşünüyor musunuz?
Çok düşündüm, risk aldım, ateşten gömlek giydim. Bunları insanların ifadesiyle söylüyorum; gerçekten kolay bir şey değil ama doğru yaptığıma inanıyorum. Benim için en büyük kazanç güçlü bir Cumhurbaşkanı'nın desteğini hissetmek oldu. Kendisi de belediye başkanlığından gelmiş bir insan. Şehirlerin durumunu, hizmet süreçlerinin hepsini çok iyi biliyor. Hep "Yatırımla, hizmetle, eserle yapmak lazım bu işleri" diyen bir insan. Ben güveniyorum ona; inanmaktan da öte, çok güveniyorum yani. O çok değerli bir şey, inanın. Sadece laf olsun diye söylemiyorum; bizzat yakından ilgileneceğini, takip edeceğini biliyorum yani. Ben de İzmir ile Ankara arasında o sağlıklı iletişimin kurulması için ne gerekiyorsa yapacağım. Güvenle başladığım için çok mutluyum. İçimde hiçbir tereddüt yok. İzmir için çok iyi olacak, hiç kimsenin şüphesi olmasın.




