- H.E.R.: İlk olarak, Filipin kültürünü anlatması. Ama filmin içeriğinin de ötesinde, Joel ve Januel ile tanışmaktı. Çünkü bu işe yüreklerini koydukları çok belli.

- Liza Soberano: Hikâyenin Filipin kültürünü merkezine almasıydı. Raissa’nın yaşadığı yolculukta kendimi buldum. Çünkü senaryo elime geçtiğinde ben de özel hayatımda benzer bir süreçten geçiyordum. Bu yüzden hikâyeyle kişisel bir bağ kurduğumu hemen fark ettim.

- Dave Franco: Joel ve Januel, filmi anlatırken “The Hangover”ın hikâye yapısından, “Superbad”deki arkadaşlık temasından ve “Eternal Sunshine of the Spotless Mind”daki bazı temalardan söz ettiler. Ben de “Bunlar en sevdiğim üç film!” dedim. Bakış açılarımızın ve zevklerimizin birbirine çok yakın olduğunu fark ettim. Özgün bir işin içine dalacak olmak heyecanlandırdı.

FİLİPİNLİLERİN YÜREĞİ GERÇEKTEN ÇOK GÜZEL

◊ Filipinler’e gittim ve izlerken “orada ne kadar güzel yerler var” diye düşündüm. Neler söylemek istersiniz Filipinler’le ilgili?

- H.E.R.:  Yemekler muhteşem. Karaoke de var... Saymakla bitmez!

- Liza Soberano: Bir de adalar! Palawan, Siargao... Filipinler’de o kadar çok güzel tropik ada var ki... İster macera arayın ister sadece dinlenmek isteyin, her tür gezgin için uygun bir yer bulabilirsiniz. Ama benim için ebeveynlerin bu hikâyeden alıp çocuklarına aşılayabilecekleri en değerli şey, Filipinlilerin gönül zenginliği ve misafirperverliği. Biz Filipinliler dünyanın neresine gidersek gidelim, insanları kucaklayıp onlara kendilerini evlerinde ve ailemizin bir parçası gibi hissettirebiliyoruz. Filipinlilerin yüreği gerçekten çok güzel.

◊ Karakteriniz Raww hakkında neler söylemek istersiniz?

- Dave Franco: Raww karakterine çok benziyorum. Mesela basın karşısındayken, aslında olduğumdan daha özgüvenli görünebiliyorum. Sevdiğim insanlara karşı da çok güçlü bir bağlılığım var. Özünde içe dönük biriyim. Asıl istediğim, evde eşim ve iki kedimle yatağa kurulup bir belgesel izlemek.

Hayatımda gerçekten çok yakın olduğum insanlardan oluşan küçük bir çevre kurdum. Sosyal medyada olmamamın nedenlerinden biri de bu; beni korkutuyor. Her gün tanımadığım insanlardan gelecek olumsuzluklara hayatımda yer açmak istemiyorum. Bir de Kuzey Kaliforniya’da büyüdüm. Çocukluğumuzda “hella” kelimesini çok kullanırdık. Bunu da karaktere kattık.

◊ Ada, kendi hayatınızdan performansınıza ya da filme yansıyan bir anı oldu mu?

- Liza Soberano:  Lola, Jo ve Raissa’nın yer aldığı montaj sahnesi... Beni büyükanne ve büyükbabam büyüttü; beni evlat edinmişlerdi. Çocukluğum boyunca bana Manananggal ve diğer mitolojik yaratıklarla ilgili hikâyeler anlattıklarını hatırlıyorum. Büyürken kendi kültürümü bana aktarabilmelerinin tek yolu da buydu. Erkek kardeşimle büyükannemin evinde ona göz kulak olduğumuz zamanlara dair çok canlı anılarım var. O dönemde bir bakım evinde kalıyordu. Bize Duwende, Aswang ve Manananggal hikâyeleri anlatıp bizi korkuturdu. Biz de elimize fenerler alıp onu korkuturduk. O da terliğini kapıp bize fırlatırdı! İşte o sahneleri seslendirirken de, izlediğimde de aklıma bu anılar geldi.

◊ Filmi izleyen izleyicilerin Filipin kültürü hakkında ne öğrenmelerini umuyorsunuz?

- H.E.R.: Açıkçası Lola’nın Jo ve Raissa’yla ilişkisini çok seviyorum. Onları maceraya atılmaya ve meraklı olmaya teşvik ediyor. Kendileri olmalarını ve bir şeye inanmalarını istiyor. Filipinli olsun ya da olmasın, ebeveynlerin bu hikâyeden bu mesajı almasını umuyorum. Bir de herkesin ailenizin bir parçası olabileceğini. Bence bu, Filipin kültürünün çok önemli bir parçası.

◊ Filmin konusundan yola çıkarak soruyorum; en yakın arkadaşınızla nasıl tanıştınız? Arkadaşlarınızla ilgili şu anda aklınıza ilk hangi anı geliyor? Son zamanlarda birlikte nasıl vakit geçirdiniz?

- H.E.R.: Aslında çok ilginç bir benzerlik var. Filmi fazla ele vermeyeyim. Jo ve Raissa’nın arkadaşlığı, Raissa’nın Manananggal’a ve o büyülü adaya inanan Jo’yu savunmasıyla başlıyor.

En yakın arkadaşımla bizim arkadaşlığımızın başlangıcı da buna benziyor; bunu daha geçenlerde hatırladım. Üçüncü sınıftaydık, ikimiz de 8 yaşındaydık. Disney’nin Cheetah Girls grubunun büyük hayranlarıydık ve kendi Cheetah Girls grubumuzu kurmuştuk. O sıralar çok yakın olduğum kızlardan biri, henüz pek tanımadığım bir kızı gruptan çıkarmaya çalışıyordu. O kız, sonradan en yakın arkadaşım olacaktı. Ben de “Hey, o da bir Cheetah Girl olabilir!” dedim.

İşte o günden beri en yakın arkadaşız. 8 yaşındayken ben onu savundum, yıllar boyunca da o beni savundu. Benim koruyucu meleğim. Hayatımda ne zaman çok çalkantılı ya da yoğun bir dönemden geçsem, bir şekilde tam o anda yanımda oluyor. Her defasında “Bizim en yakın arkadaş olmamız kaderimizde varmış” dedirten, gerçekten büyülü bir şey bu.

Yaklaşık 20 yıldır en yakın arkadaşız. Son dönemde aynı şehirde yaşamaya başladık; ikimiz de New York’tayız. Böylece onu daha sık görebiliyorum ve bu çok güzel. Artık sürekli yeni anılar biriktiriyoruz.