◊ “Şarkısını Söyleyen Kadın” albümünüz hayırlı olsun. 6 aşk, 6 hüzün var bu albümde. Bunların hepsi albüm yapmadığınız bu 3 yıla mı sığdı?

- Öyle değil. Kendimi bildiğim andan itibaren yaşadıklarım... Mesela ilk aşkım, daha okula bile gitmiyorken otobüste gördüğüm Hakan isimli bir çocuktu. Anneannesi Hakan diye seslendiği için adını biliyorum. Bakıştık, çok güzeldi. O zamandan bugüne kadar ne aşklar yaşandı... Zaten aşk deyince akan sular duruyor.

◊ Albümde aşk, ayrılık, özlem, kadınlık ve yeniden ayağa kalkma temaları var. Sizin hayatınızda en baskın olanı hangisi bunların?

- Aslında toplamı ama “ayağa kalkma”nın biraz daha altı çizilebilir. O kadar çok şey yaşıyorsunuz ki hayatın içinde... Yaralayan çok şey oluyor. Önemli olan toparlanmak, nasıl başa çıkacağını bilmek.

- Arsızım ben, umursamıyorum dertleri! Tabii yaşarken ağır geliyor. Sonra kendi kendime “Bunu yaşamamın bir sebebi var. Bu da geçecek” diyorum. Geçiyor zaten. Ben çocukluğumda da böyleydim. Karakterim böyle. Güçlü olmak için çaba sarf etmiyorum. Doğduğun ev kaderindir ya, hayat sana zorluklar sunmuşsa, garip bir şekilde hayatının her döneminde karşına zorluk çıkıyor. Ama hiçbir şey sonsuza kadar sürmüyor. Önemli olan onurlu, dik durmak.

- Vardım aslında. Bir üretme süreci oluyor. Biz öyle fabrika gibi takır takır üreten insanlar değiliz. Duyguyla iş yapıyoruz. O bekleme süreçleri de normal. Şimdi her şey çok hızlı üretilip tüketiliyor. Bizim zamanımızda öyle bir şey yoktu. İyi ki yoktu. Onun için yaptığımız şeyler bize o kadar kıymetli geliyor. Ama bu sistemi de öğreniyorum.

◊ Yeni düzene ayak uydururken sizi hangi noktalar zorluyor?

- Beni hiçbir şey zorlamıyor. Yerim hepsini!

◊ Yeni düzende gençlere müziğinizi sevdirebilmek daha mı zor?

- Aileler burada çok önemli. Mesela benim konserlerime küçücük çocuklar geliyor, “Cesaretin Var mı Aşka”yı söylüyorlar. Beyin çok acayip bir şey. Ne veriyorsan onu alıyor. Müzik görücü usulü evlenmek gibi. Alışıyorsun. Alışırsan sevmişsin demektir.

◊ Genç müzisyenlerden kimleri beğeniyorsunuz?

- Gazapizm’i çok dinliyorum, çok seviyorum. Onunla bir proje yapmayı çok istiyorum. Ben güzel söz yazan adamları seviyorum; Sagopa Kajmer, Ezhel, Şanışer... Benim dönemimden sevdiğim arkadaşlarım da var. Aktif şekilde bir şeyler yapmadıkları için üzülüyorum. Sibel Alaş olsun, Demet Sağıroğlu olsun... Artık 90’larda değiliz. Bu gerçeği kabul etmek lazım. Ona göre devam edeceğiz.

◊ Peki günümüz müzik sektörüne en büyük eleştiriniz nedir?

- Kıymet bilmemek... Yapıyorsun, üretiyorsun, kıymeti bilinmiyor. Çünkü görsellik çok fazla ön planda. Dijital de ön plana çıktı. Yaptığım müziği benim YouTube’umla, Instagram hesabımdaki takipçiyle değerlendirmek bana doğru gelmiyor. Eskiden bunlar olmadığı için 90’lar güzeldi. Ama dediğim gibi düzene ayak uydurmamız gerekiyor.

◊ Yıllar önce “Cesaretin Var mı Aşka?”yı söyleyen Gülay’la, bugün “Şarkısını Söyleyen Kadın” Gülay arasındaki en büyük fark ne?

- O zaman da şarkımı söylüyordum, şimdi de şarkımı söylüyorum. O zaman daha çok dinleyenim olmuştu. Şimdi daha az var. Çünkü şarkısını söyleyen başka kadınlar çıktı ortaya. Başka kadınlara yetişemiyorum ben. Her ne kadar değişime ayak uyduralım desek de tabii bazı kemik şeyler var, onları hayatımızdan söküp atamıyoruz. Çünkü biz yetiştirilme tarzımız ve geçmişimiz dolayısıyla bomboş bakamadık hayata hiçbir zaman. Hayatımız mücadelelerle geçti. 90’lar belki biraz da bu yüzden güzeldir. ‘Zor’dan gelen insanlar ayakta kaldı çünkü.

- Evet, yeni bir çalışmaya başladım. 90’lar döneminden bir grup arkadaşımla bir araya gelip şarkılar yapıyoruz. Çok iddialı bir şarkımız var mesela. Akabinde babamın bestelerinden bir proje yapmak istiyorum. Kubat’la da bir düet yaptık. Bu bahsettiğim albümden önce o çıkacak.

◊ Bunca yıldır göz önünde olmamak, bilinçli bir tercih miydi?

- Çok sevdiğim bir şey değil göz önünde olmak. Ne bileyim ya, işte Allah beni böyle yaratmış... Ben aslında sürekli bir şey ürettim. Biraz değişken bir tipim var. İnsanlar bir imaj belirliyor. O imajı herkes hep biliyor, akılda kalıyor ama ben aynı şeylerle gezemem, aynı şekilde duramam. Çok makyaj seven biri değilim. Sokaklarda sanatçı profilimle dolaşamıyorum. Öyle kaygılarım da yok. Gerçekten gönülden seven biliyor zaten.

5 yıldır Köyceğiz’de yaşıyorum. İnsanlarda tuhaf bir algı oluştu. Niyeyse müziği bıraktım da oraya gittim gibi düşündüler ama tam tersine orası benim üretim bölgem. Öyle sağlam şeylerle geliyorum ki inanamazsınız. Mesela televizyon projem de var şu anda. Çok da değişik, güzel bir iş olacak inşallah.

◊ Eski şarkılardaki duygular yeni şarkılarda var mı sizce?

- Şimdiki gençlerin aşka olan tutkuları bizim zamanımızdaki gibi değil. Daha çok güzelliklerine, yakışıklıklarına, popülariteye düşkünler. Herkes fenomen olma, ünlü olma peşinde. Gençlerin aşkla meşkle işi kalmadığı için rap’çiler çıkıp böyle veryansın ediyor. Erkeklerimiz daha duygusal. Kadınlar daha sert erkeklere göre.

ŞARKI SÖYLERKEN KAŞLARIM KÜÇÜK EMRAH GİBİ OLUYOR

◊ Gelelim güzellik konusuna... Yaşlanmaya karşı yaptığınız bir şeyler var mı?

- Botoks yaptırıyorum. Ben çok mimik kullanan biriyim. Küçük Emrah’ı severim, şimdi alınmasın ama Küçük Emrah gibi oluyor kaşlarım benim şarkı söylerken. Karakteristik özelliklerim bozulmadan, karışıklıkları yok edecek şeyler yapıyorum. Diğer türlü, fazlasını yaptırınca herkes birbirine benziyor.

AŞKTAN YOL ARKADAŞI OLMAZ OLSA OLSA DÜŞMAN OLUR

◊ Aşkı, bir yol arkadaşınızın olmasını özlemiyor musunuz?

- Aşk özlenmez mi? Özlüyorum tabii. Ama aşktan yol arkadaşı olmaz.

- Aşktan olsa olsa düşman olur ancak. Aşktan dost olmaz. Ya aşkı seçeceksin ya da dostu.

- Yoktur. Herkes gider, yol bir yerde biter. Ama dostluk bitmez. Onun için “Aşk mı, dostluk mu?” dersen ben dostluğu tercih ederim her zaman.

◊ Bir dönem kanserle mücadele ettiniz...

- Hastaydım, tedavi oldum, bitti gitti. Beni öldü sananlar var. Geçen yıl bir radyo kanalında anma programı yapıldı benim için. YouTube’da da kliplerin altında “Rahmetlinin sesi çok güzeldi” filan yazıyorlar.

- Çok... Sevdiklerim çok üzülüyor. 3 ayda bir durmadan ölüyorum. Benim kadar ölen yoktur valla! Ben sana bir şey söyleyeyim mi; ben öyle hastalıkla filan ölmem. Benim hayatımda çok acayip şeyler var. Mesela ben bir gün uçağa yetişemedim, o uçağı korsan kaçırdı.

- Yıllar önce, Ankara’da uçağa yetişemeyince yeni bilet aldım. Sonra bir hengame oldu alanda. “Uçağı korsan kaçırmış” dediler. 2023 yılında da İskenderun’daki konserime gitmek üzere 5 Şubat’a uçak biletim alındı. 6 Şubat’ta konserim vardı. Ortaklar kendi aralarında anlaşamayınca iş iptal oldu. 6 Şubat depreminde, benim kalacağım otel de yıkıldı. Sağ çıkan olmadı. O yüzden diyorum; ben böyle ölmem. Rahat olsunlar.

◊ Peki o hastalık sürecini nasıl atlattınız?

- Hiç kafama takmadım ki. Doğduk, öleceğiz. Ne yapacağım, kazık mı çakacağım dünyaya?