Derleyen: Oğuzcan Atış / Milliyet.com.tr – İsrail'de gerçekleşen seçimlerde sayım süreci devam ediyor. İsrail Merkez Seçim Komitesi’nin açıkladığı verilerde yer alan bilgilerde 8 bin 702 sandıktan çıkan sonuçlara yer verildi. Buna göre Başbakan Binyamin Netanyahu önderliğindeki sağ koalisyon bloğu 53 sandalyeye ulaşırken, Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet "Değişim Bloğu" kanadı bir sandalye kayıpla 47 sandalyede kaldı. Seçimlerin en dikkat çekici gelişmesi ise Arap topluluğunun yüksek sandık katılımıyla birlikte tarihi bir başarıya imza atması oldu. Birleşik Liste'nin kazandığı ek sandalyeyle birlikte Arap partilerinin toplam sandalye sayısı 19'a yükseldi. Hiçbir ittifakın hükümet kurmak için gereken 61 kişilik çoğunluğa ulaşamaması, kilit konuma yükselen Arap partilerini olası koalisyon senaryolarında belirleyici bir aktör haline getiriyor.
İsrail seçimlerinde sandıktan çıkan düğüm piyasaları da vurdu. Sonuçların siyasi bir çıkmaza işaret etmesiyle Tel Aviv Borsası’nda hisseler düştü, İsrail şekeli değer kaybetti. Yeni hükümetin nasıl kurulacağı ve ekonomi politikalarının ne olacağına dair belirsizlik, yatırımcıları endişelendirdi. Sandıktan çıkan bu tabloyla birlikte, İsrail siyasetinin kilit aktörü haline gelen İsrailli Arapların tarihsel geçmişine ve kimlik mücadelesine olan merak da arttı.
İsrail Devleti, günümüzden 78 yıl önce, 1948 yılında kurulduğunda bölge Yahudiler ve Araplar arasında paylaştırılmıştı. Ancak aynı yıl yaşanan savaşın ardından İsrail'in sınırları genişledi. O dönemde yaklaşık 1,2 milyon Arap nüfusun yaşadığı İngiliz Filistin Mandası toprakları büyük bir dönüşüme uğradı. Arapların 'Nekbe' (Büyük Felaket) olarak adlandırdığı süreçte 700 binden fazla kişi yerinden edildi; sınırların içinde kalan yaklaşık 150 bin kişi ise zamanla İsrail vatandaşı oldu. Ancak Yahudi vatandaşların aksine bu kitle, 1966 yılına kadar tam 18 yıl boyunca doğrudan askeri idare ve sıkıyönetim altında yaşamak zorunda bırakıldı. İsrail'in 1967'de Doğu Kudüs'ü işgal etmesinin ardından bölgedeki Arap nüfusu da kapsama alındı; fakat buradaki Arapların büyük kısmı İsrail vatandaşlığını reddederek daimi oturum statüsünde kaldı. Günümüzde ise bu tarihsel sürecin sonunda kalan kitle, İsrail nüfusunun yaklaşık yüzde 21'ini oluşturuyor. Bu oran, bugün sayıları 2 milyona ulaşan İsrail vatandaşı Arapları ifade ediyor.
İsrailli Arapların önemli bir kısmını Sünni Müslümanlar oluşturuyor olsa da aralarında Hristiyanlar ve İsrail kimliğini daha güçlü benimseyen Dürziler de bulunuyor. Bu topluluk; Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs'te yaşayan Filistinlilerin yanı sıra Ürdün, Lübnan ve Suriye gibi ülkelerdeki Filistin diasporasıyla da derin bir tarih, kültür ve aile bağını paylaşmayı sürdürüyor. İsrail hükümet belgelerinde ve medyasında bu kitle genel olarak 'İsrailli Araplar' veya sadece 'Araplar' şeklinde adlandırılıyor. Ancak bu terimler topluluğun tamamı tarafından kabul görmüyor. Vatandaşların önemli bir bölümü kendisini 'İsrail vatandaşı Filistinliler' olarak tanımlarken, bir kısmı ise İsrail kimliğini tamamen reddederek yalnızca 'Filistinli' ifadesini kullanıyor. Filistinliler ve Arap dünyasının geri kalan kısmı ise İsrailli Arapları 1948 sınırları içinde kalmalarına atıfla 'İçerideki Araplar' (Arab al-Dakhil) veya '48 Arapları' olarak anıyor.
İsrailli Araplar, ülke içinde dağınık bir yerleşime sahip. Ülkedeki şehirlerin ezici çoğunluğu ya tamamen Yahudi ya da tamamen Arap nüfustan oluşuyor ve Arap nüfusunun büyük bir bölümü kuzeydeki Celile, Batı Şeria sınırındaki 'Küçük Üçgen' ve güneydeki Necef Çölü'ndeki Arap kentlerinde yoğunlaşıyor. Bu bölgeler dışında kalan Araplar ise Hayfa, Akka, Yafa ve Lod gibi Arap ve Yahudi toplumlarının bir arada ikamet ettiği 'karma' şehirlerde yaşıyor.
İsrail'in Bağımsızlık Bildirgesi, Araplar dahil tüm vatandaşların eşitliğini tanıyor olsa da, ülkenin anayasa niteliğindeki Temel Kanunları'nda bu ilke açıkça güvence altına alınmıyor. İnsan hakları kuruluşları, çok sayıda yasanın Araplara karşı doğrudan ya da dolaylı olarak ayrımcılık uyguladığını belirtiyor. İsrail’in anayasal bazda bir "Yahudi devleti" olarak tanımlanması, Yahudi olmayan vatandaşların statüsüyle ilgili tartışmaların merkezinde yer alıyor. Mevcut sistemi eleştirenler, bu yapının Yahudi olmayanları ikinci sınıf vatandaş konumuna ittiğini savunuyor. Bunun en net örneği olarak 1950 tarihli Geri Dönüş Yasası gösteriliyor. Yasa, dünyanın neresinde olursa olsun tüm Yahudilere, çocuklarına ve eşlerine İsrail’e taşınıp anında vatandaş olma hakkı verirken, Yahudi olmayanlar bu haktan tamamen mahrum bırakılıyor. Aynı şekilde, 1948 veya 1967 savaşlarında evlerini terk etmek zorunda kalan Filistinlilerin ve torunlarının da eski topraklarına dönmelerine yasal olarak izin verilmiyor.
Arap bölgelerindeki okulların yetersiz bütçesi eğitim kalitesini düşürürken, bu durum Arapların Yahudi vatandaşlara kıyasla daha zor iş bulmasına ve daha az kazanmasına neden oluyor. Uzmanlara göre yoksulluk oranlarının ülke içindeki dağılımı da bunun en önemli göstergelerinden birisi haline gelmiş durumda. Ülkedeki Arap ailelerin yarısından fazlası yoksulluk sınırının altında yaşarken, Yahudilerde bu oran yüzde 20 civarında kalıyor. Bu fark karma şehirlerde biraz daha azalsa da, 2022 tarihli resmi bir denetim raporu, bu kentlerde de Arapların belediye hizmetlerinden daha az pay aldığını gösteriyor.
Yahudi vatandaşların aksine Arap vatandaşlar için askerlik zorunlu bir hizmet olarak tutulmuyor. İsrailli Araplar gönüllü olarak orduya katılabilse de bu durum topluluk içinde tepki çektiği için belirli topluluklar dışında çoğu zaman tercih edilmiyor. Orduya katılan İsrail vatandaşları devletin sunduğu eğitim bursları, konut inşasında indirimli izinler ve arazi sahibi olmak konusunda finansal kolaylıklardan da yararlanıyor ancak askerlik yapmayan Araplar ise bu imkanların dışında kalıyor.
İsrail'de Arapları temsil eden siyasi partiler bulunuyor olsa da Arap vatandaşların sandığa mesafeli olması sebebiyle bu partiler 27 Ekim 2026'da yapılan seçimlere kadar İsrail parlamentosunda en fazla 15 sandalye edinebilmişti. Son yapılan seçimlerde kesinleşmemiş sonuçlar ise Arap partilerinin en az 19 sandalye kazandığını gösteriyor. Uzmanlar, mevcut başbakan Netanyahu'nun yeniden görev almamasını isteyen Arap seçmenlerin sandığa gittiğini belirtiyor. Mevcut sonuçta farkın çok az olması sebebiyle Eisenkot ve Netanyahu'nun Arap partileri göz ardı etmesinin eskiye göre daha zor olduğu değerlendiriliyor.
İsrail Meclisi'nde (Knesset) uzun yıllar etkisiz kalan Arap partileri, bağımsız siyaset yapma sürecinde pek çok engelle karşılaştı. Araplar zamanla hakimlik, büyükelçilik ve belediye başkanlığı gibi makamlara gelse de kararları etkileme güçleri hep sınırlı kaldı. Suç oranları ve altyapı sorunları gibi şikayetleri çoğunlukla görmezden gelindi ve partileri koalisyon hükümetlerine kabul edilmedi. Bu durum ilk kez 2021'de değişti. Birleşik Arap Listesi, bazı reformlar karşılığında Netanyahu'yu deviren koalisyona katılarak tarihi bir adım attı.
Sonrasında ana Arap partileri kendi içlerinde bölünüp 2022'de Netanyahu'nun aşırı sağcı hükümetiyle karşı karşıya kalsa da, Ekim 2026 seçimleri dönüm noktası oldu. Sandıktan rekor bir başarıyla çıkan Arap partileri, Meclis'te 19 sandalye kazanarak yeni hükümetin kurulmasında yeniden kilit aktör haline geldi. İsrail'de kurulacak yeni hükümetin nasıl şekilleneceği ve Arap partilerinin rolünün ne olacağını ise zaman gösterecek.






