İklim krizinin cinsiyeti olur mu demeyin, oluyor. Kadınlar ve kız çocukları üzerindeki etkisi daha fazla oluyor. İklim krizini sadece yazın havanın daha sıcak olması gibi düşünüyoruz ama bugünden gelecek nesilleri karartıyoruz. Bu iklim krizinin en ağır bedelini filtresiz fabrikalar, doğayı kirletenler, ağaçları kesenler ödemiyor. Biz ödüyoruz ve bu en çok kadınları ve kız çocuklarını etkiliyor.

İklim krizi sadece havayı değiştirmiyor; toplumsal cinsiyet rollerini daha kırılgan hâle getiriyor, sorunları derinleştiriyor; şiddet, istismar ve insan ticareti gibi kötülüklerin dozunu artırıyor. Gelecek nesiller için sadece hava daha sıcak olmuyor, bozulmuş bir toplum kalıyor. Kadınlar ve kız çocukları toplumsal cinsiyet rolleri, hormonlar, gebelik vb. faktörler yüzünden daha çok etkileniyor.

Peki bunun günlük hayattaki etkisi ne oluyor? Dünyanın birçok yerinde afetler yaşanıyor. Ülkemiz de buna yabancı değil. Bir afet sonrasında yaralılarla, hastalarla ve çocuklarla ilgilenme görevi kadınlara düşüyor. Afet sonrasında yemek bulma zorluğu, temiz suya erişim engeli, ilk yardım malzemeleri bulma gibi birçok sorunla kadınlar mücadele ediyor. Ve kadınların sorunları bunlarla sınırlı olmuyor. Afetlerden sonra bir kadının bir erkeğe göre normal yaşantısına dönmesi çok daha uzun sürüyor, hatta bazen dönemiyor.

Ayrıca sadece kadına yüklenen sorumluluklar da var. İşte mesele burada başlıyor çünkü bir felaket karşısında hepimiz aynı doğanın içindeyiz ama aynı imkânlara sahip değiliz. Dünyanın birçok yerinde kadınların ekonomik bağımsızlığı, mülkiyet hakları ve karar alma süreçlerine katılımı erkeklerle eşit değil. İklim krizi de var olan bu eşitsizlikleri daha da derinleştiriyor.

Bir de evin içindeki görünmeyen emeği düşünelim. Su azaldığında suyu bulmak, yemek pahalandığında sofrayı kurmak, bir afet sonrasında çocuklarla ve hastalarla ilgilenmek. Bu sorumluluklar kimin omuzlarına yükleniyor? Her ailede durum aynı olmasa da dünyanın pek çok yerinde bakım ve ev işleri hâlâ büyük ölçüde kadınlardan bekleniyor. Yani iklim krizi yalnızca sokakları, tarlaları ve ormanları değil, evlerin içindeki yaşamı da değiştiriyor. Üstelik mesele ekonomik zorluklarla da sınırlı değil. Kadınlar ve kız çocukları, mevcut eşitsizlikler nedeniyle şiddet ve istismar gibi risklerle de karşı karşıya kalabiliyor. Bunları konuşmak kolay değil ama görmezden de gelinemez.

Araştırmamız sırasında karşılaştığımız bir veri bizi özellikle düşündürdü. UN Women’ın iklim değişikliğine ilişkin tahminlerine göre, belirli bir senaryoda 2050 yılına kadar 158 milyon daha fazla kadın ve kız çocuğu aşırı yoksullukla karşılaşabilir. Ayrıca 236 milyon daha fazla kadın ve kız çocuğunun gıda güvensizliği yaşaması bekleniyor. Bunlar kesinleşmiş sonuçlar değil; gelecekte karşılaşabileceğimiz risklere ilişkin tahminler. Yine de insan ister istemez düşünüyor: Bu rakamların arkasında kaç çocuğun yarım kalan eğitimi, kaç ailenin boş kalan sofrası var?

Peki, bütün bunları anlatırken kadınları yalnızca yardıma ihtiyaç duyan insanlar olarak mı görmeliyiz? Hayır. Kadınlar bilimde, tarımda, mühendislikte ve çevre mücadelesinde var. Mesele, onların yalnızca krizin sonuçlarıyla mücadele etmesi değil, çözümün üretildiği masalarda da eşit söz sahibi olabilmesi.

Bizce iklim krizi sadece ağaçları korumak, karbon salınımını azaltmak ya da daha temiz şehirlerde yaşamak meselesi değil. Aynı zamanda nasıl bir toplumda yaşamak istediğimizle ilgili. Biz iki genç kadın olarak geleceğe baktığımızda yalnızca daha temiz denizler, daha yeşil sokaklar ve daha serin yazlar görmek istemiyoruz. Kız çocuklarının eğitimlerinden vazgeçmek zorunda kalmadığı, kadınların ekonomik bağımsızlıklarını koruyabildiği ve kararların alınmasında seslerinin duyulduğu bir dünya da istiyoruz. Çünkü gelecek nesillere bırakacağımız dünya için tek bir sorumuz olmamalı: Nasıl bir dünyada yaşayacağız?

Bir de şunu sormalıyız: O dünyada herkes eşit şartlarda yaşayabilecek mi?

Milliyet, küresel medya birliği Media Compact üyesi olduğu Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ile iklim krizinin çok boyutlu etkilerini ele alan yazı dizisine devam ediyor. Dizi, 9-20 Kasım tarihlerinde Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na (COP31) kadar sürecek.