Nuh Tiyatro Topluluğu tarafından hazırlanan "Kör Nokta" tiyatro oyunu, mizahı tasavvufi düşünceyle buluşturarak insanın kendisiyle ve hayatla yüzleşmesini sahneye taşıyor.
Galası Üsküdar Hüdayi Külliyesi'nde gerçekleştirilen dramatik komedi türündeki oyunu, Mehmet Akif Çanakçı yazıp yönetti.
"Suç, vicdan, alışkanlık, inanç ve kendini arama" temalarını işleyen oyun, seyirciyi güldürürken kendi hayatını sorgulamaya ve olaylara yalnızca bakmakla onları gerçekten görmek arasındaki farkı düşünmeye davet ediyor.
"Aynı evin içinde zamanla kendi kör noktalarıyla karşılaşıyorlar"
Mehmet Akif Çanakçı, AA muhabirine, tasavvufun sözlük anlamından ziyade insanı kendisiyle yüzleşmeye ve kendini tanımaya yönelten yönüyle ilgilendiğini belirtti.
Kişinin kendini tanıma çabasının başkalarını anlama süreciyle de yakından ilişkili olduğunu ifade eden Çanakçı, oyuna dair şunları anlattı:
"Bize bizi anlatan, kendimize ve birbirimize daha yakından bakmamızı sağlayan bir kurgu dünyası hayal ettim. Bunun için bir ev lazımdı. İnsanların bir araya geldiği, birbirleriyle ve en önemlisi kendileriyle yüzleşebildiği bir ev. Oyundaki İsmail karakterinin evi böyle bir yer oldu. Bu evde yolları kesişen üç karakter var. Her birinin hayata bakışı, geçmişi ve kendinden sakladığı gerçekler farklı. Ancak aynı evin içinde zamanla kendi kör noktalarıyla karşılaşıyorlar. Durmaz ve Zeki, bu eve bir şeyler almak için giriyor ama zamanla asıl meselelerinin maddi kazanç değil, kendilerinden neyi sakladıkları olduğunu fark ediyorlar."
Çanakçı, tiyatronun yalnızca sahnede anlatılan bir hikaye değil, seyircinin de kendinden bir şey bulabileceği ortak bir yüzleşme alanı olduğunu ve hikayenin bir parçasının seyircinin kendisi haline geldiğini söyledi.
"İnsan en çok alışkanlıklarından kör olur"
Metni yazarken en çok zorlandığı konulardan birinin isim bulmak olduğunu aktaran Çanakçı, anlatmak istediği meseleyi tek bir ifadeyle karşılamak adına "Kör Nokta" isminde karar kıldığını dile getirdi.
Mehmet Akif Çanakçı, oyundaki İsmail karakterinin, "İnsan en çok alışkanlıklarından kör olur." sözüne atıf yaparak, şunları kaydetti:
"Gündelik hayatımızı düşünelim. Sabah kalkıyoruz, işe ya da okula gidiyoruz, ertesi gün aynı düzeni tekrar ediyoruz. Rutinlerimizin içinde yaşıyor, çoğu zaman neyi neden yaptığımızı sorgulamıyoruz. Bir süre sonra bakmakla görmek arasındaki farkı unutuyoruz. Oysa insanın gözünün önünde olanı görmemesi kadar kendi içindeki gerçeği fark edememesi de mümkün. 'Kör nokta' dediğimiz şey, bazen başkalarında kolayca gördüğümüz ama kendimizde bir türlü fark edemediğimiz kusurlarımızdır. Bazen alışkanlıklarımız, bazen ön yargılarımız, bazen de kendimize anlattığımız hikayeler bizi bu noktaya getirir."
Oyunun mottosu olan "Görmek başka, bakmak başka" ifadesine dair Çanakçı, bakmanın gözle ilgili olabileceğini ancak görmenin insanın kendisiyle ve hayatla kurduğu ilişkiyi de gerektirdiğini ifade etti.
Çanakçı, oyunda yer alan İsmail'in görme engelli bir karakter olmasına rağmen diğer karakterlerin kendilerinden sakladıkları gerçekleri fark etmelerine imkan tanıdığını belirterek, "Biz seyirciye 'Gerçekten görüyor muyuz, yoksa yalnızca bakıyor muyuz?' sorusunu yöneltiyoruz." şeklinde konuştu.
"İnsanın değişme ihtimalini göstermek istedim"
Oyunu yazarken seyirciye bir şeyler "öğretme" iddiasıyla yola çıkmadığını vurgulayan Çanakçı, asıl meselenin insanın doğruyu bildiği halde neden yanlışa yöneldiği ve kendi yanlışlarıyla karşılaştığında ne yaptığı olduğunu dile getirdi.
Çanakçı, oyunda Durmaz, Zeki ve İsmail karakterleri üzerinden bu temaları işlediğine işaret ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Özellikle Zeki, yaptığı yanlışların farkına varmakla onları gerçekten değiştirmek arasındaki mesafeyi temsil ediyor. Çünkü insanın yanlış yaptığını kabul etmesiyle o yanlıştan vazgeçmesi aynı şey değil. Bu kavramları yalnızca konuşulan fikirler olarak bırakmak istemedim. Karakterlerin davranışlarıyla, karşılaştıkları durumlarla ve birbirleri üzerinde bıraktıkları etkilerle görünür kılmaya çalıştım. Zeki, hırsızlığı bile kendince gerekçelendirebiliyor. Ancak zamanla başkalarını kandırırken aslında kendinden de kaçtığını fark ediyor. Durmaz ise hayalleri, geçim sıkıntısı ve vicdanı arasında kalıyor. Karakterlere ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine insanın değişme ihtimalini göstermek istedim. Çünkü kusursuz insanları değil, yanlış yapan, kendini haklı çıkararak bazen başkasını suçlayan ama bütünlerin içinde değişme ihtimali de taşıyan insanları anlatıyoruz. Bence oyunun evrensel tarafı da burada."
Oyunun mizah ögeleriyle birlikte seyirciye hem gülebileceği hem de kendi hayatına bakabileceği bir alan açtığını belirten Çanakçı, salondan ayrılan her izleyicinin durup kendisine bakması yönünde küçük bir soru işareti taşımasını ümit ettiğini sözlerine ekledi.
Enes Furkan Çömez, Fevzi Türkmen ve Mecnur Yetim gibi isimlerin rol aldığı oyun, İstanbul'un farklı salonlarında sahnelendikten sonra Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde izleyiciyle buluşacak.





