Kurtuluş Savaşı’nı genellikle 9 Eylül 1922’de İzmir’de biten bir Türk-Yunan savaşı olarak anlatırız. Oysa asıl büyük sınav İzmir’den sonra başladı; karşıda bu kez Birinci Dünya Savaşı’nın galibi İngiltere vardı. Türk basınında ilk kez yayımlanan bu belgeler, Mustafa Kemal’in tek kurşun atmadan bir İngiliz hükümetini nasıl düşürdüğünü ve Kanada’nın bağımsızlığına giden yolu nasıl açtığını gösteriyor.

İstanbul, Çanakkale ve bugünkü Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ hâlâ işgal altındaydı. Başbakan Lloyd George ve Sömürgeler Bakanı Winston

Churchill, 15 Eylül’de İngiliz Parlamen-tosu’nu hiç toplamadan, bir Bakanlar Kurulu kararıyla Mustafa Kemal’e karşı savaşı göze aldı. Aynı gün beş dominyona; Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Afrika ve Newfoundland’e gizli telgraflar gitti: Çanakkale için asker gönderin.

Londra ertesi gün çağrıyı basına da duyurdu; amaç, dominyonları kendi kamuoyları önünde sıkıştırıp oldubittiye getirmekti. King, İngiltere’nin Kanada’yı “Türklere karşı bir saldırıya” davet ettiğini Toronto Star’ın muhabirinden öğrendi. Günlüğüne şunu yazdı: “Açıkçası beni sinirlendirdi. Emperyal oyunu oynamak için bilerek kaleme alınmış.” 17 Eylül’de Londra’ya bu durumun “son derece mahcup edici” olduğunu bildirdi.

18 Eylül’de Churchill, Kanada’ya “Mustafa Kemal komutasındaki Türklerin Avrupa’ya saldırma ihtimali” karşısında İngiltere’nin direnmeye karar verdiğini bildirdi. Oysa “Avrupa’ya saldırı” denen şey, Türk ordusunun kendi başkenti İstanbul’a ve kendi toprağı Edirne’ye dönmesiydi.

Blöfü Churchill’in kendisi ele veriyordu. Bir saat önce King’e gizlice şunu yazmıştı: “Ciddi bir savaş ihtimali yoktur.” Londra’nın istediği, Mustafa Kemal’i korkutacak bir “bütün imparatorluk arkamızda” görüntüsüydü. Fakat korku diye bir şey Paşa’nın kitabında yazmıyordu. Kanada’nın gerekirse bir birlik göndereceğini açıklaması “tamamen yeterli” olacaktı. Ama bu bir tuzaktı: Bir kez verilen söz, savaş çıktığında Kanadalı askerleri Çanakkale’ye götürecekti.

Kanada’nın cevabı: Karar Parlamento’nun King 17 Eylül’de günlüğüne kararını yazmıştı: “Parlamento toplanmadan hiçbir birlik gitmeyecek. Bu ülkeyi bir Avrupa savaşına daha sokmanın doğru olmadığına inanıyorum ve sonuna kadar direneceğim.” Ertesi gün Kanada, Londra’ya cevabını gönderdi: “Kanada kamuoyu, Yakın Doğu çatışmasına bir birlik gönderilmeden önce Parlamento’nun onayını şart koşacaktır.”

Bu ustaca bir oyalama taktiğiydi. King açıkça “hayır” demedi; kararı Parlamento’ya bıraktı, Londra’ya “bilgi beklediğini” bildirdi ve Parlamento’yu bu mesele için hiç toplamadı. Tek bir Kanadalı asker Türkiye’ye doğru yola çıkmadı. Kanada’da İngiliz Kralı’nı temsil eden, Londra’nın atadığı Genel Vali Lord Byng o günlerde ülke içinde seyahatteydi. Kriz yüzünden başkente dönmesi gerekip gerekmediğini sorunca King “hiç gerek yok” dedi. Mesaj açıktı: Savaş kararını Londra’nın valisi değil, Kanada’nın seçilmiş başbakanı verecekti.

Kanada’da baskı ağırdı. Muhalefetteki Muhafazakârlar King’i İngiltere’ye sadakatsizlikle suçluyor, kiliseler “Türk’ü öldürmek” için savaş çağrısı yapıyordu. 20 Eylül’de Londra bu kez yalnızca bir destek açıklaması isteyince King günlüğüne şunu yazdı: “Britanya gibi gururlu, büyük bir ülkenin, bir ‘güç gösterisi’ yapabilmek için dominyonlara yalvarması gerçekten iğrenç.” Üzerinde güneş batmayan İngiliz İmparatorluğu, Mustafa Kemal karşısındaki çaresizliği yüzünden kendi dominyonunun başbakanı tarafından aşağılanıyordu.

İroni açıktı: Londra savaşı kendi parlamentosundan kaçırırken, Kanada “benim parlamentom karar verir” diyerek Londra’nın oyununu bozuyordu.

■ 20 EYLÜL: Avustralya Başbakanı Billy Hughes da 20 Eylül’de Londra’ya sert bir telgraf çekti: İngiltere savaş kararını onlara danışmadan vermişti. “İmparatorluk ya tek ve bölünmezdir ya da hiçbir şeydir. Avustralya halkı savaştan bıkmıştır.” Ekledi: “Avustralya, Türkiye zayıf diye ona haksızlık edilmesine ortak olmayacaktır.” Yalnızca Yeni Zelanda ve Newfoundland hemen “evet” dedi. Fransa ve İtalya da birliklerini ‘Çanak’tan çekti. İngiltere yalnız kalmıştı.

Harington’ın gerçekçiliği Lloyd George’un sonu

■ 23 EYLÜL: Mustafa Kemal baskıyı artırdı; süvarilerini Çanakkale’ye, bir kısım kuvvetlerini İstanbul’un kapısı İzmit’e yöneltti. Müttefikler 23 Eylül’de Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ’ı Türkiye’ye bırakmayı kabul etti.

■ 29 EYLÜL: 29 Eylül’de Londra, İstanbul’daki İngiliz işgal komutanı General Charles Harington’a ültimatom emri verdi: Türkler ‘Çanak’ çevresinden çekilmezse İngilizler ateş açacak, yani savaş başlayacaktı. Harington emri Türk tarafına iletmedi. Sahadaki gerçeği görüyordu: Başkomutan Mustafa Kemal’in şakası yoktu.

■ 11 EKİM: 11 Ekim’de Mudanya Ateşkesi imzalandı; Doğu Trakya tek kurşun atılmadan Türkiye’ye döndü. Lozan’ın yolu açıldı.

■ 19 EKİM: Bedeli Londra ödedi. İngiliz Muhafazakâr Parti lideri Bonar Law, The Times gazetesine yazdı: “Dünyanın jandarmalığını tek başımıza yapamayız.” 19 Ekim’de Lloyd George istifa etti. Churchill bakanlığını, Kasım seçimlerinde milletvekilliğini de kaybetti.

1914’te İngiltere savaşa girince otomatik olarak savaşa giren Kanada, 1922’de İngiltere’nin bir savaş çağrısını ilk kez geri çevirdi. King, 19 Eylül’de günlüğüne şöyle yazdı: “Bu olay, imparatorluk içindeki ilişkilerimiz ve sorumluluğumuzun sınırları meselesini somut biçimde gündeme getirecek. Karşımıza çıkabilecek en iyi durum bu.” Kanada, Lozan Antlaşması’nı da imzalamadı; 1923’te ABD ile yaptığı balıkçılık antlaşmasını ilk kez İngiliz imzası olmadan kendisi imzaladı, 1931’de İngiltere ile eşitliğini yasalaştırdı.

Yıllar sonra Churchill bile King’e hak verdi. King’in günlüğüne göre 1932’deki bir görüşmelerinde Churchill, Çanak’ta King’in haklı olduğunu ve “başka türlü davranamayacağını” kabul etti.

King, Çanak’taki tavrıyla gurur duyuyordu. Aynı yıl ressam J.W.L. Forster portresini yaparken King, masaya koydurduğu belgelerin arasına Çanak krizine ait kâğıtları da yerleştirdi. Kanada’nın ilk “hayır”ı, Başbakan’ın portresine böyle girdi.

1915’te Çanakkale’yi geçilmez kılan Mustafa Kemal, 1922’de aynı topraklarda tek kurşun atmadan bir İngiliz hükümetini düşürdü ve Kanada’nın bağımsızlığına giden kapıyı araladı.

Geçen hafta Kanada Başbakanı Mark Carney, Türkiye’ye ilk resmi ziyaret için Ankara’daydı; iki ülke stratejik ortak oldu. Ama kamuoyuna yansıyan konuşmalarda Çanak’tan söz edilmedi. Oysa bir ülkenin bağımsızlık mücadelesi, öbürünün bağımsızlık yolunu açmıştı. Ottawa’daki arşivde bulduğum bu belgeleri, Türk dış politikasının, diplomatlarımızın kullanımına ve aziz Türk milletinin takdirine sunuyoruz.