Şerife Akça, gazetecilere, oğlunun küçük yaşlarda işitme ve konuşma engelinin fark edildiğini, eğitim alabilmesi için yıllarca Konya'ya gidip geldiklerini söyledi.
Oğlunun kendisine çok bağlı olduğunu ve huzurevine götürülmeleri tekliflerini kabul etmediğini belirten Akça, "Çok geldiler, bizi götürmek için. 'Huzurevine götürelim.' dediler. Oğlum, 'Gitmem ben. Anama bakarım. Anama orada kim bakacak?' dedi." ifadelerini kullandı.
Oğlunun sık sık kendisini kontrol ettiğini, sağlığıyla yakından ilgilendiğini anlatan Akça, oğlunun kendisine işaret diliyle, "Sen yaşlısın, ben nasıl yiyorsam sen de ye. Sen ölürsen ben ne ederim, kendi başıma nereye giderim?" dediğini aktardı.
Akça'nın kız kardeşi Menşure Ayaz da ağabeyi ile annesinin yıllardır aynı evde birlikte yaşadığını söyledi.
Ağabeyinin halk arasında "tavuk karası" olarak bilinen bir hastalık geçirdiğini belirten Ayaz, işitme ve konuşma engeli nedeniyle rahatsızlığını anlatamadığını ve tedaviye geç başlandığını ifade etti.
Ayaz, ağabeyinin görme yetisini kaybetmesinin ardından evin düzenini ezbere bilmesi sayesinde günlük işlerini yapabildiğini dile getirerek, "Yabancı bir eve gittiği zaman evi bilmediği için hiç hareket edemez, kıpırdayamaz. O yüzden evden dışarı çıkmaz." diye konuştu.
Ağabeyinin yemek hazırlama, çamaşır yıkama ve ev temizliği gibi işleri kendi başına yaptığını söyleyen Ayaz, market, pazar ve hastane işlerinde ise kendisinin yardımcı olduğunu kaydetti.





