9 Ekim'de vizyona giren "Medeni Haller" filminin başrol oyuncularından Burak Çelik, hem 13 günlük set sürecini hem de 3,5 aylık oğlu Aslan'la değişen aile hayatını SABAH'a anlattı. Bebek bakımındaki rolünden samimi itiraflara kadar dikkat çeken açıklamalarda bulunan ünlü isim, vizyondaki yeni projesine dair merak edilenleri paylaştı.
Sinehane Film Prodüksiyon imzalı "Medeni Haller", 9 Ekim'de beyaz perdeyle buluştu. Senaryosunu Ebru Aydemir'in kaleme aldığı, yönetmen koltuğunda Selçuk Aydemir'in oturduğu film, boşanma avukatı Aylin ile nikâh memuru Ozan'ın zıt dünyalarından doğan aşk hikâyesini anlatıyor.
Burak Çelik ise Aylin'in yıllardır gizlice sevdiği yakın arkadaşı Engin'i canlandırıyor. Engin'in evlenmeye karar vermesiyle Aylin'in hayatı karışıyor. Biz de çiçeği burnunda bir baba olan Çelik'le canlandırdığı karakteri, 13 günlük çekim sürecini ve babalık deneyimini konuşmak için bir araya geldik.
- Çekim süreci nasıl geçti? Sürenin kısa olması bir dezavantaj yarattı mı?
- Burak Çelik: Vallahi son zamanlardaki en keyifli setimdi. Zaten çekim süremiz de iki haftaydı ama tadı damağımızda kaldı. Ekip çok güzeldi. Herkes çok hızlı kaynaştı. Bence hiç dezavantajı olmadı. Zaten biz normal dizi temposunda da bir sinema filmi çektiğimiz için, iki haftada rahat rahat çalıştık gibi hissettik.
- Sette işler nasıl ilerledi?
- B.Ç: Selçuk Hoca ne istediğini çok iyi biliyor. Yani bu işin matematiğini de çok iyi biliyor. Senaryo zaten çok toplu yazılmış. O anlamda biz çok pratiktik. Yani hiç gece sabahlamadık diyebilirim.
- Senaryoyu ilk okuduğunuzda ne hissettiniz? Bu projeye "Evet" demenizde ne etkili oldu?
- B.Ç: Ya açıkçası senaryo benim son zamanlarda okuduğum en değişik senaryoydu. Yazım tekniği... Yani izlediğinizde anlayacaksınız onu. Kamera hareketleri olsun, senaryo yazımı olsun... Önce onunla başladı pozitifliğim. Sonrasında Selçuk Hoca'nın olması çok büyük etkendi. Sonrasında karakterimizi zaten sevdiğimiz için devam etmek istedik. İyi de etmişiz yani.
- Sette diğer oyuncularla aranız nasıldı? Daha önce birlikte çalıştığınız isimler var mıydı?
- B.Ç: Vallahi çok keyifliydi, maşallah diyelim. Daha önce çalıştığım oyuncu arkadaşlarım vardı. Çalışmadıklarım da vardı. İyi ki tanıştım. Çok keyifli bir setti. Herkes hızlı adapte oldu. Herkes oyun anlamında da açıktı. Bu da çok önemli. Yani şimdi iyi oyuncu oluyor bazen ama oyun paylaşımında sıkıntı yaşayabiliyorsunuz. Ama ben çok keyif aldım hepsinden.
BABALIK ÇOK KEYİFLİ GİDİYOR
- "Medeni Haller" demişken kendi aile hayatınızı da soralım. Babalık nasıl gidiyor? Alışabildiniz mi?
- B.Ç: Evet. Oğlum Aslan üç buçuk aylık. Vallahi çok keyifli, çok güzel. İlk başta tabii ki. Ama alışıyor insan.
- Alt değiştirme, gaz çıkarma, uykusuz geceler... Bebek bakımında sizin payınıza neler düşüyor?
- B.Ç: Alt değiştirme işlemleri çok bana kalmıyor. Ben daha çok gaz çıkarma uzmanıyım. Uykusuz geceler... Açıkçası şimdi ben uyuyorum yani. Yalan söylemeyeyim, eşim uykusuz geceler yaşıyor. Çünkü ben uyansam da yapabileceğim bir şey yok. Bebek annesine ihtiyaç duyuyor. O yüzden ben psikolojik olarak yanındayım. Destek veriyorum eşime, her zaman.
ENGİN ÇOK NARSİST BİR ADAM
- Selçuk Aydemir'in önceki işlerini takip eder miydiniz? Bu filmde nasıl bir fark göreceğiz?
- B.Ç: Evet, evet tabii. Selçuk Hoca'nın işlerini zaten eskiden beri izliyordum. Ama hani bu filmde daha farklı bir teknik denedi o da kendince. Onu da izleyince anlayacaksınız. Ben mutluyum yaptığımız işten .
- Selçuk Aydemir, Engin için "İzlerken hem gıcık olacağınız hem de seveceğiniz bir karakter ortaya çıktı" demişti. Siz bu karakteri nasıl ele aldınız?
- B.Ç: Ya sağ olsun. Çok bahsetmek istemiyorum ama üstünden bir geçeceğim. Çok narsist ve bencil bir adam. Ama hani ben bunu elimden geldiğince sevimli bir yerden oynamaya çalıştım. Aslında farkında olmayarak bunları yapıyor gibi oynamaya çalıştım. Umarım öyle geçmiştir.
- Kendinizde Engin'e benzeyen taraflar buldunuz mu? Sizce narsistlik ego ile mi, bencillikle mi ilgili?
- B.Ç: Ben Engin kadar değilim. Bencillikle alakalı ya narsistlik. Empati yoksunluğu gibi geliyor bana. Ben paylaşmayı seven bir insanım.
SENARYO ÇOK GÜZEL YAZILMIŞTI
- Filmde kadın-erkek ilişkilerine dair bir eleştiri de var. Senaryoyu kaleme alan Ebru Aydemir'le çalışmak sizin için nasıldı?
- B.Ç: Selçuk Hoca'nın eşi yazmış. Ebru Hanım'la okuma provalarında da beraberdik. Sete de geldi kendisi ilk gün. Hani onunla paylaşıyor olmak da güzel. Okuma provasında sonuçta o bir şeyi hayal ediyor, ben bir şeyi hayal ediyorum, yönetmen bir şeyi hayal ediyor. Ortak bir şey çıkarmamız gerekiyordu. Ama okuma provasında anladık ki üçümüzün de hayali ortakmış. O yüzden çok rahat ettik.
- Sette doğaçlamaya alan açılıyor muydu? Siz doğaçlama yapmayı sever misiniz?
- B.Ç: Çok. Zaten tekst o kadar güzel yazılmıştı ki çok doğaçlamaya da gerek kalmıyordu açıkçası. Komedi işlerinde genelde doğaçlamaya açık olmak gerekiyor. Çünkü oradan asıl natürel şeyler elde ediyoruz. Karaktere hâkim olduktan sonra artık bırakıyor oyuncu da kendini. Yönetmen törpülemek istediği yerleri törpülüyor, almak istediğini alıyor. O anlamda Selçuk Hoca da doğaçlamaya çok açık.
KOMEDİ NEFES ALABİLDİĞİM BİR ALAN
- Dram ve aksiyon işlerinde de rol aldınız. Komedinin sizin için nasıl bir yeri var?
- B.Ç: Şöyle söyleyeyim; ben daha önce drama da yaptım, aksiyon işlerinde uzun süre rol aldım, komedi de yaptım. Ama komedi oyuncu olarak nefes alabildiğim bir alan. Normal drama işlerinde yapamayacağım veya romantik komedi de bile yapamayacağım hareketleri, oyunları burada çok rahat yapıyorum.
- Seyirci olarak komediyi özledik. Siz de böyle düşünüyor musunuz? Bu filmde de bol bol gülecek miyiz?
- B.Ç: Bence de ülke olarak hepimiz açız komediye. Yani daha fazla komedi yapılsa keşke. Ki bence her oyuncuda aslında bir komedi özlemi var. Herkes komedi yapmak istiyor. Ama hayatın konjonktüründen çıkıp, dünyadan soyutlanıp izleyip keyif aldığı bir buçuk-iki saat oluyor komediler. O yüzden bence daha çok yapabiliriz. Yani biz çok güldük. Umarım gülersiniz. Amacımız oydu.





