Rusya'nın kaçan balıkları büyük oldu
Tarih, bazen ironik bir döngüyle sistemlerin sınır çizemediği yeteneklerin hikâyesini yazıyor.
25 Aralık 1991'de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte, küresel spor dengeleri de sarsıldı. Soğuk Savaş döneminde 'Kırmızı Makine' olarak anılan Sovyet sporcular, hayranlık uyandırıcı madalya avcılarıydı. Sovyetler Birliği'nin yıkılışı, sadece siyasi haritayı değil, sporcuların kariyer akışını da değiştirdi. Rusların tenis tarihinde bu durumun en belirgin örnekleri Elena Dementieva, Dinara Safina ve Maria Sharapova oldu.
Elena Dementieva: Profesyonelliğe geçiş yaptığı dönemde Rusya Tenis Federasyonu'ndan neredeyse hiç maddi veya lojistik destek göremedi. Kendi imkânlarıyla ve ailesinin fedakârlıklarıyla ayakta kalmaya çalışan Dementieva, sistemin ona sırt çevirmesine rağmen zirveye tırmandı. Dünya sıralamasında 3 numaraya kadar yükseldi. Kariyerinde 2 Grand Slam finali oynadı, 2000 Sydney Olimpiyatları'nda gümüş, 2008 Pekin Olimpiyatları'nda ise altın madalya kazandı.
Dinara Safina: Rusya'da tesis ve finansman bulamadığı için genç yaşta İspanya'nın Valencia kentine taşındı. Kariyerinin en kritik gelişim evresini bu ülkede tamamladı. Dünya sıralamasında bir numaraya kadar yükseldi. Teklerde 3 Grand Slam finali oynadı, 2007 Amerika Açık'ta Fransız partneri Nathalie Dechy ile şampiyon oldu.
Maria Sharapova: 5 Grand Slam şampiyonluğu bulunan Maria Sharapova'nın ailesi de Rusya'da tenise ayrılan kaynakların az olması nedeniyle ABD'ye taşındı. Tenise 4 yaşındayken Rusya'da başlayan Sharapova, kaynakların yetersiz oluşu nedeniyle henüz 7 yaşındayken gittiği ABD'de Nick Bollettieri Akademisi'nde eğitim aldı. Her ne kadar ABD'de büyümüş olsa da kariyeri boyunca kortlara Rus vatandaşı olarak çıktı.
Rusya'nın kendi elleriyle iki farklı ülkeye verdiği iki hazinesi, hafta sonunda zirveyi domine etti.
ABD Açık Tenis Turnuvası'ndaki tablo tam da bu sportif ironinin en keskin özeti oldu. Kadınlarda zirveyi Rus asıllı Kazak Yelena Rybakina ile erkeklerde yine Rus asıllı Alman Alexander Zverev birer gün arayla şampiyonluk yaşadı.
Her ikisi de Sovyetler Birliği'nin o demir disiplininin birer uzantısı. Rus asıllı Yelena Rybakina, Kazakistan bayrağını tenis tarihinin en yüksek tepesine dikerken, yine Rus asıllı Alexander Zverev, Almanya'nın kahramanı oldu.
Yelena Rybakina, kariyeri boyunca 35.318.052 dolar ödül parası kazandı.
Dünyada 175'inci sıraya kadar yükselen babası Aleksander Mihayloviç Zverev, ulusal düzeyde en yüksek sıralamaya sahip erkek oyuncu olurken, annesi Irina Zverev Sovyetler Birliği'nde dördüncü en yüksek sıralamaya sahip kadın oyuncuydu. Sovyet hükümeti, oyuncularının ülke dışında yarışmasını sık sık kısıtlıyordu; bu da Aleksander Mihayloviç Zverev ile Irina Zverev'in dünya sıralamasında yükselmesini sınırlayan bir engeldi. Aleksander Mihayloviç Zverev ile Irina Zverev, 1990'da bir turnuvaya katılmak için Almanya'ya gitti. Almanlar, her ikisine de tenis eğitmeni olarak iş teklifinde bulundu. Bu teklifi başta kabul etmeyen Zverev çifti, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra spora yeterli kaynak ayrılmaması üzerine Almanya'nın Hamburg şehrine yerleşip Alman vatandaşlığı aldıktan sonra tenis eğitmenliğine başladı. Zverev çifti, tenise ülkelerinde devam edebilselerdi oğulları Aleksander Zverev, kariyerini Rusya adına sürdürecekti.
Yelena Rybakina'nın hikâyesi de farklı değil. Rybakina da benzer bir ekonomik çıkmazla yüzleştiğinde, Rusya Tenis Federasyonu onun potansiyelini göremedi.
Profesyonel kariyerine Rusya adına yarışarak başlayan Yelena Rybakina, genç yaşlarda büyük bir finansal çıkmazla karşılaştı. Rusya Tenis Federasyonu'ndan yeterli maddi desteği alamaması üzerine 2018'de Kazakistan Tenis Federasyonu Rybakina'ya vatandaşlık ve tam finansal destek teklif etti. Bu teklifi kabul ederek Kazakistan adına yarışmaya başlaması, Yelena Rybakina'nın kariyerinin en büyük dönüm noktası oldu.
Alexander Zverev'in annesinin "Oğlum ne isterse onu olacak" iradesi de, Yelena Rybakina'nın o buz gibi soğukkanlılıkla altını çizdiği disiplin de aslında o eski Sovyetler Birliği ekolünün ruhu. Ancak ironi şu ki; o ruhu bugün yaşatan ve Grand Slam kupalarına dönüştürenler, Rusya'nın kendi topraklarından elinden kaçırdığı büyük yetenekler başka bayraklar altında şampiyonluklar kazanıyor. Alexander Zverev, 2020 Tokyo Olimpiyatları'nda altın madalya kazandığında kürsüde Alman Millî Marşı'nın çalması sırasında Ruslar'ın neler hissettiğini tahmin etmek hiç zor değil.






