(ANKARA) - TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Fransa, İspanya, İtalya, Portekiz ve Arnavutluk'ta vatandaşların hayat pahalılığı, konut krizi, eğitim sistemindeki sorunlar ve yolsuzluk nedeniyle yaptıkları eylemlere ilişkin "Hareket henüz düzen karşıtı bir noktaya evrilmese de oraya doğru gidiyor. Sağlıklı programı olan devrimci bir hareket ağırlığını koyarsa eylemler düzen karşıtı bir yere oturabilir" dedi.
Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, soL TV'de yayınlanan "Komünist Bakış" programında Avrupa'daki eylemler üzerine değerlendirmelerde bulundu. Fransa'daki eylemlere ilişkin Okuyan, şunları söyledi:
"Fransa'da birden fazla talep var, zaten süreklileşmiş bir mücadele kültürü de var ama hayat pahalılığı ve yoksulluk gibi tepkilerden söz edebiliriz. Göçmen işçi vurgusu yapılıyor, bu tam olarak doğru değil. Göçmen kökenli işçiler var ama çok uzun süredir Fransa'dalar ve ülke vatandaşı bunlar. Yoksul ailelerin çocukları eylemlerde. Yaşam standartları düşüyor, bunun en temel sebebi eğitim maliyetleri. Eğitim çok kötüleşmiş durumda, öğretmenlerin koşulları da kötü. Sınıflar dökülüyor ve giderek eğitim pahalı hale getirildi. Bununla bağlantılı olarak da barınma sorunu var. Üstelik konutlar çok küçük, sağlıksız ve pahalı. Aslında hepsi yan yana geliyor.
İspanya, Portekiz, İtalya, Yunanistan... Farklı temalar öne çıksa da barınma ve eğitim ön planda. Özünde de yoksulluk var. Fransa'da büyük tekellerin altın çağını yaşadığını söyleyebiliriz. Sermaye sınıfı açısından zorlu bir dönemden geçilmiyor ama bunun topluma hiçbir yansıması yok. Bunun farkında bir yurttaşlık bilinci var Fransa'da. Hareket henüz düzen karşıtı bir noktaya evrilmese de oraya doğru gidiyor. Sağlıklı programı olan devrimci bir hareket ağırlığını koyarsa eylemler düzen karşıtı bir yere oturabilir.
"AVRUPA SOLU 30-40 YILINI KİMLİKÇİLİKLE GEÇİRDİ"
Peki neden devrimci net programı olan bir hareket öne çıkmadı? Çünkü Avrupa solu belki 30-40 yılını kimlikçilikle geçirdi. Bunun sonuna gelindi artık. Düzenin sorgulanmasından uzaklaşılan bir solculuk hakimdi her yere. Teker teker çöktüler. İspanya'daki Podemos, Yunanistan'daki Syriza gibi... Çok değerli bir dönemi çarçur etmiş oldular.
Dolayısıyla şu anki hareketlenmeler, Avrupa'nın siyasi dağılımını da etkileyecek. Düzenin sağı da solu da her tarafta konum alıyor. Bu tür olaylar geniş kitlelerin tercihlerinde hızlı değişimlere neden olabilir. Bu eylemlerin, Avrupa'da solun olması gereken eksene, temellerine dönmesi için büyük bir fırsat yarattığını düşünüyorum. Gözüken o ki, Avrupa'daki eylemler sola kaçmaya başladı. Değişik örgütler var. Hepsinin ortak özelliği kapitalizm karşıtı tutum alınması."
Okuyan, "Avrupa'da uzun süredir yükselen sağ tartışma konusu. Sol da artık bir yükseliş ivmesi kazanabilir mi" sorusuna şu yanıtı verdi:
"Fransa'da artık tüm aktörler sağın gücünü hesaba katmak zorunda. Seçimlere katılmasına engel çıkarılmazsa Le Pen'in ikinci tura kalacağı kesin. O noktada da kazanmaya yakın gözüküyor. Ama Le Pen kazansa dahi, bugünkü enerji Le Pen iktidarında artar. O nedenle Fransa, aslında bütün Avrupa belirsiz bir sürece doğru gidiyor.
Buradan istikrarlı bir çıkış yok. Aslında kapitalizm tıkanmış durumda. Sağ yükseliyor ama onlar da iktidara gelmeden patlıyor. Sol ise kendi özelliğini reddettiği için bugün zorlanıyor. Ama aslında solun önü açık. Fransa'daki eylemler için yıkıcı deniyor ama daha göçmenleri görmedik. Henüz güvencesiz göçmen toplulukları sokağa çıkmadı. Burası sokağa çıkmasalar da başka bir unsur.
Bir de insanların taşan öfkesi var. Kırmızı çizgi nedir? Devletlerin, iktidarların protesto ve örgütlenme, mücadele hakkına getirdiği kısıtlamalar anayasalara aykırı. Türkiye dahil. Devletler de her türlü yöntemi kaşıyor. 'Dış mihrak' söylemi de dahil. Bugün yurttaşların en temel sorumluluğu bu düzenin kaynağı olan adaletsizliğe, eşitsizliğe tepki vermektir. Yurtseverliğin kriteri budur. Bu tür eylemlere sınır çekme yeteneği, hakkı sadece iktidarlarda yok. Bu sorunlardan mustarip milyonlarca kişinin de çünkü kendi kırmızı çizgisi oluşuyor. Çok yoğun bir döneme giriliyor. Hep söylediğimiz bir şey var; Avrupa sınıf mücadelelerinin merkezidir. Daha Almanya'yı, İngiltere'yi göreceğiz. 2027 yılı tüm dünya için olduğu gibi Avrupa için de ilginç geçecek."



