Küresel savaş ve gerginlik ihtimallerine göre yapılan planlamalar, yurtdışında yeni askerî konuşlanmalar, Libya’da tek ordu arayışı ve Suudi Arabistan’da Türk üssü kurulması ihtimali... Bu yeni konsept, Türkiye’nin güvenlik stratejisinde önemli bir dönüşüme işaret ediyor. Türkiye, yalnızca ordusunu yeni tehditlere göre hazırlamıyor. Aynı zamanda askerî gücünün dünyanın hangi coğrafyalarında, hangi görevlerle ve nasıl bir komuta yapısı içinde bulunacağını da yeniden değerlendiriyor.

Bu değişimin nedenlerini anlayabilmek için önce geçmişe bakmak gerekiyor.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin yakın tarihindeki askerî yapılanmayı üç ana dönem üzerinden okumak mümkün. 

Askerî planlama büyük ölçüde konvansiyonel savaş ihtimaline ve ülke topraklarının savunulmasına dayanıyordu. 

Yaklaşık 40 yılı aşan bu süreç, Türk Silahlı Kuvvetlerinin harekât anlayışından eğitimine, istihbarat kapasitesinden teknolojik ihtiyaçlarına kadar pek çok alanı etkiledi. Sınır ötesi operasyonlar, özel kuvvet kabiliyetleri, insansız hava araçları ve istihbaratla desteklenen nokta operasyonlar bu dönemde öne çıktı. 

3- Yeni Dönem: Büyük Savaş İhtimali ve Küresel Konuşlanma

Şimdi ise üçüncü bir dönem şekilleniyor. Edindiğim bilgilere göre, MSB’nin çizdiği yeni konseptin merkezinde iki temel yaklaşım bulunuyor:

- Dünyadaki gelişmeler dikkate alınarak büyük çaplı bir savaş ihtimaline karşı hazırlık yapılması.

- Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurtdışındaki askerî varlığının ve konuşlanma alanlarının genişletilmesi.

Küresel çaplı savaş ve gerginliklere hazırlanmak, Türkiye’nin bir savaşa girmeyi planladığı anlamına gelmiyor.

Ancak savaşın niteliğinin değiştiği, bölgesel çatışmaların genişleyebildiği ve büyük güçler arasındaki rekabetin sertleştiği bir dünyada, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yeni tehdit senaryolarına göre hazırlanması anlamına geliyor.

- Türk askerî varlığının artırılması üzerinde çalışılıyor. Türkiye’nin bugün Katar, Somali ve Libya gibi ülkelerde, diğer birçok büyük ülkenin yaptığı gibi askerî varlığı bulunuyor. Yeni yaklaşımda Afrika ve Asya başta olmak üzere farklı kıtalardaki birçok ülkeyle ilgili çalışmalar yürütülüyor. İkili askerî ilişkiler ve Türkiye’nin içinde bulunduğu ittifaklar çerçevesinde yeni askerî birliklerin kara,deniz ya da hava üssünde konuşlandırılması gündemde.

- ABD’nin dünyanın farklı bölgelerindeki askerî üsleri ve komuta yapılanması, küresel erişim bakımından karşılaştırma örneği olarak gösterilebilir.

- Bu modelin yalnızca askerî birlik göndermekten ibaret olmadığını da belirtmek gerekiyor. Lojistik destek, ikmal hatları, ev sahibi ülkelerle yapılacak anlaşmalar ve siyasi ilişkilerin sürdürülebilirliği yeni konseptin başarısında belirleyici olacak. Bütün bunları neden anlatıyorum? Çünkü Libya’da yaşanan gelişmeler ve Mekke Ortak Savunma Anlaşması çerçevesinde yapılan çalışmalar, bu stratejik dönüşümün somut örneklerini oluşturuyor.

LİBYA’DA HEDEF: ÖNCE TEK ORDU, SONRA SİYASİ ÇÖZÜM

Libya meselesi Türkiye’nin 2019’dan beri askeri, diplomatik ve istihbarı olarak ilmek ilmek dokuduğu bir süreç. Ancak biz son bir yıla bakacak olursak, Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, SAHA 2026 Fuarı kapsamında iki önemli Libyalı askerî isimle bir araya geldi. Bunlardan biri Doğu Libya’daki askerî yapının lideri Halife Hafter’in oğlu ve Libya Ulusal Ordusu Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter’di. Diğeri ise Trablus merkezli yönetimin Savunma Bakanlığı yetkilisi Korgeneral Abdusselam Zubi’ydi. Bugün artık Ankara, Libya’nın hem doğusuyla hem batısıyla askerî ilişkiler yürütüyor;

- Her iki taraftaki askerî personelin eğitimi ve ortak çalışma kabiliyetinin geliştirilmesine yönelik destek veriliyor.

- 23 Ekim’de Ankara’da iki tarafın temsilcileri arasında gerçekleştirilen toplantıda ise ortak komuta yapısına ilişkin yeni formüller ele alındı.

- Üzerinde çalışılan yaklaşım iki aşamalı. Birinci aşama, askerî birleşme yani tek bir ordu. Bunun yakın zamanda hayata geçirileceği belirtiliyor. İkinci aşama ise siyasi uzlaşma. Ankara’ya göre müzakerelerde gündeme gelen en güçlü seçenek; Dibeybe’nin başbakan olarak görevini sürdürmesi ve Hafter’in ise Genelkurmay Başkanı olması. Libya’daki kabile ilişkileri, bölgesel güç dengeleri ve silahlı grupların varlığı nedeniyle siyasi uzlaşmanın süre alabileceğini de unutmamak gerekiyor.

MEKKE İTTİFAKI: ORTADOĞU’DA YENİ GÜVENLİK DÜZENİ

Gelelim Türkiye’nin yeni askerî konsepti açısından bir başka önemli gelişmeye; Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na...

Anlaşmayla birlikte ülkeler arasında savunma sanayii iş birliği, askerî eğitim, ortak üretim, teknoloji transferi ve istihbarat paylaşımı gibi alanlarda ilişkilerin geliştirilmesi hedefleniyor. Son durum şöyle;

- 23 Eylül’de Pakistanlı emekli Korgeneral Nauman Mahmood’un ilk genel sekreter olarak atanmasının ardından kurumsallaşma çalışmaları devam ediyor. Ortak karargahta her ülkeden beşer askerî ve diplomatik temsilci görev yapacak.

- İttifakın siyasi karar süreçlerinde bakanlar, askerî çalışmalarında ise askerî ve diplomatik temsilciler rol üstlenecek.

- Daha önce ilk kez bu köşede okuduğunuz Suudi Arabistan’ın Türkiye ve Pakistan’a savunma ve askerî kapasite konusundaki ihtiyaç listeleri üzerinde çalışmalar da sürüyor. Kasım ayının ortalarında Pakistan’da yapılması öngörülen üçüncü toplantıda bu taleplere verilecek yanıtların ele alınması bekleniyor.

SUUDİ ARABİSTAN’DAN TÜRKİYE’YE ASKERÎ ÜS TEKLİFİ

Edindiğim bilgilere göre Suudi Arabistan, bu ana karargah dışında Türkiye’ye kendi topraklarında askerî üs kurulmasını teklif etti. Üzerinde durulan modelin Katar’daki Türk askerî yapılanmasına benzer olması öngörülüyor.

2- Suudi askerî personeline eğitim ve danışmanlık desteği sağlanması.

3- Ortak savunma kapasitesinin geliştirilmesi.

Türkiye’nin Suudi Arabistan’da askerî üs kurması ihtimali, anlaşmanın TBMM’deki süreçlerinin tamamlanması ve gerekli asker görevlendirme yetkilerinin alınmasıyla bağlantılı.

İran’a karşı mı? İsrail’e karşı bir denge unsuru mu? Yemen’deki Husilere karşı mı oluşturuldu? Ankara’nın yaklaşımı net;

- İttifakın temel amacı, belirli bir ülkeye karşı askerî cephe oluşturmak değil. Kolektif caydırıcılık ve savunma iş birliği. Ankara, ittifakın üç ülkenin geçmişten gelen bütün sorunlarına otomatik olarak taraf olacağı bir yapı olarak değerlendirilmesini istemiyor.

- Türkiye’nin Mekke ittifakı kapsamında Husilere karşı bir askerî harekâta katılması sözkonusu değil. Üstelik ihtiyaç halinde Türkiye ile Husiler arasında arka kapı diplomasisi yürütülüyor.

Mekke ittifakına yalnızca Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki ilişkiler açısından bakmak yeterli değil.

Çünkü mesele aynı zamanda ABD’nin Ortadoğu stratejisiyle ilgili. Washington, yeni ittifakı bölgede bir denge ve istikrar unsuru olarak görüyor. Peki neden?

- ABD’nin birinci önceliği İsrail’in güvenliği. İkincisi ise göreceli olarak istikrarlı bir Ortadoğu düzeninin korunması.

- Bu çerçevede ABD’nin bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini sağlamada daha fazla sorumluluk üstlenmesini istediği değerlendiriliyor. Türkiye ile çalışma seçeneğinin de bu denklemde önemli yer tuttuğu belirtiliyor.

- Ankara’nın öngörüsüne göre ABD, 2027-2028 döneminde Ortadoğu’daki doğrudan askerî yükünü azaltmayı ve güvenlik sorumluluğunun daha büyük bölümünü bölgesel ortaklarına devretmeyi hedefliyor.

- Asıl soru, Washington’ın askerî varlığını azaltarak bölgedeki güvenlik mimarisini yeniden düzenleyip düzenlemeyeceği. ABD, İbrahim Anlaşmaları üzerinden İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasında normalleşmeye dayalı bir bölgesel düzen oluşturmayı hedeflemişti. Ancak Gazze savaşı ve sonrasındaki bölgesel gelişmeler bu normalleşme yaklaşımının daha geniş bir güvenlik mimarisine dönüşmesini zorlaştırdı. Washington’ın bu anlaşmalar üzerinden ulaşmak istediği kapsamlı bölgesel istikrar hedefinin ciddi sorunlarla karşılaştığı açık. Mekke ittifakı’nın bu nedenle ABD açısından bölgede yeni bir denge mekanizması oluşturabileceği değerlendirmesi yapılıyor.

- Üstelik ittifakın İsrail’in bölgedeki hareket alanı açısından da dengeleyici bir rol oynayabileceğini belirtiliyor.

- İran açısından da benzer bir değerlendirme söz konusu. Washington’ın önceliklerinden birinin İran ile İsrail arasında yeni ve daha büyük bir savaşın önlenmesi olduğu, bölgesel caydırıcılık mekanizmalarının bu açıdan önem taşıdığı ifade ediliyor.

BÜYÜK RESİM: TÜRKİYE’NİN YENİ ASKERÎ VE DİPLOMATİK ROLÜ

Şimdi bütün bu gelişmeleri bir araya getirelim. Türk Silahlı Kuvvetleri yeni bir askerî konsepte hazırlanıyor.

Küresel çaplı savaş ve gerginlik ihtimallerine karşı hazırlık yapılıyor. Yurt dışındaki askerî varlığın artırılması üzerinde çalışılıyor. Libya’da yıllardır birbirine rakip olan iki askerî yapının tek ordu çatısı altında birleştirilmesi hedefleniyor. Mekke ittifakı yeni bir kolektif savunma mekanizması oluşturuyor. Suudi Arabistan, Türkiye’ye kendi topraklarında askerî üs kurulmasını teklif ediyor. Bütün bunlar birbirinden bağımsız gelişmeler değil. Türkiye’nin değişen güvenlik anlayışının ve bölgesel stratejisinin farklı parçaları. Türkiye’nin yeni dönemdeki hedefi, askerî kapasitesini yalnızca kendi sınırlarının savunulmasında değil, güvenlik çıkarlarının bulunduğu farklı coğrafyalarda caydırıcılık ve diplomatik etki oluşturacak biçimde kullanabilmek.