1-Kırmızı beyaz balonlarla süslenmiş; Fonda ay yıldızlı bayrağımız... Türk mühendisliğinin inşa ettiği savaş gemimiz denize iniyor. Endonezya’ya ihraç edilecek. Bu manzarayı görünce ister istemez sordum:

-Dünya denizlerindeki gücümüz acaba hangi noktaya geldi?

Biraz araştırdım; Okyanus ötelerine bile ihracatımız var. Bilgileri paylaşacağım. Haritasını da yayınlayacağım. Ama önce beni çok etkileyen tarihten bir notla birleştirmek istiyorum bu gelişmeyi...

Tesadüf ben Malezya Kraliyet Donanması’na ihraç edilen korvet cinsi gemiyi izlediğim gün; Kim bilir kaçıncı kez Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa’nın anılarını okuyordum.

Akdeniz’i neredeyse bir Türk gölü haline getiren bu muazzam reis; Osmanlı sancağı altında öylesine müthiş savaşlar yapmıştı ki. Her seferinde 15-20 parça ganimet gemiyle dönerdi.

Onun döneminde Cezayir, Tunus Osmanlı’nın Akdeniz ve Afrika’da ileri karakolu olmuştu.

Akdeniz’de ticaret yapmak isteyen genç ABD’nin gemileri Osmanlı’ya bağlı leventler tarafından sürekli ele geçiriliyordu. ABD Kongresi savaş kararı almıştı. George Washington’a donanma kurulması için yetki ve bütçe verildi. Ama yine de Barbaros’un torunlarıyla baş edemediler.

Sonunda ABD Kongresi Osmanlı’ya bağlı Cezayir’e vergi/haraç ödeme karşılığında ticaret yapma izni aldı. 

Amerika’nın 1795’te vergi ödeyerek barış yapmasının arka planında, Barbaros’un temellerini güçlendirdiği Osmanlı denizcilik mirası vardı. Onun ölümünden yaklaşık iki buçuk asır sonra bile Osmanlı yönetimindeki Cezayir’in deniz gücü, Amerikan ticaret gemileri üzerinde yaptırım uygulayabiliyordu.

Bu hatırlatmayı “Biz neymişiz be abi” demek için yapmıyorum.

ABD ile hesaplaşırız gibi bir hayalperestliği körüklemek için de aktarmıyorum.

Tam tersine dünyada güçler dengesinin nasıl bir hızla değiştiğini anlatmak için yazıyorum. Hem de tam Türk savunma sanayisinin denizlere tamamıyla Türk mühendisliğinin eseri savaş gemilerini indirdiği tören günlerinde.

Eğer bugün NATO’nun Baltık denizindeki tatbikatında Anadolu gemisinden havalanan SİHA’larımızın buz üstüne inebilecek teknolojiye ulaştığını da düşünürsek;

Aselsan, Roketsan ve Havelsan’ın ürettiği, radar, roket ve insansız deniz araçlarını; Türk mühendisliğinin inşa ettiği denizaltıları hatırlarsak; Tarihten düştüğüm bu notun zamansal karşılığı daha iyi anlaşılacaktır.

Eğer güçler dengesi zamanla öyle değiştiyse, yine zamanla başka türlü de değişebilir. 

Harita üzerindeki grafiğe bakarsanız; Türk denizciliğinin tarihine yakışır bir kapasiteye geldiğini görürsünüz. İşte Türk savunma sanayiinin Asya-Pasifik bölgesine gerçekleştirdiği ilk askeri gemi ihracatı. Malezya Kraliyet Donanması için inşa edilen üç korvetlik projenin son gemisi de suyla buluşuyor... Böylece 3 korvetin tamamı sadece 4 ay içinde denize indirilmiş oluyor.

ALDIĞIM TEKNİK BİLGİ: 99.56 metre boya ve 2500 ton deplasmana sahip, 26 knot maksimum hıza ulaşabilen ve 111 kişilik personel kapasitesi olan bu korvetler, Roketsan’ın ATMACA Gemisavar Füzesi, Havelsan’ın Savaş Yönetim Sistemi (SYS) ve Aselsan’ı 3D Arama Radarı ile Uzaktan Komutalı Stabilize Top Sistemi gibi üst düzey yerli sensör ve silah sistemleriyle donatılıyor.

-Pakistan: Babur sınıfı MİLGEM korvetleri. İkisi İstanbul Tersanesi Komutanlığında, ikisi teknoloji transferiyle Pakistan’ın Karaçi Tersanesi’nde inşa ediliyor. Yine Türk yerli savaş ve savunma donanımına sahipler. Su altı savunma sistemlerine sahipler. Ve İkmal gemisi.

Ve sırasıyla Portekiz, Romanya, Azerbaycan, Türkmenistan, Nijerya, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Ukrayna, Endonezya için çeşitli sınıflarda savaş gemileri inşa ediliyor. Böylece Türk mühendisliği okyanuslara açılıyor.

4-ORAMİRAL TATLIOĞLU AÇIKLIYOR: ‘2027’DE TÜRK UÇAK GEMİSİ’

Bu bilgileri uzunca bir süre önce sohbet imkânı bulduğum Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu’nun anlattıklarıyla birleştirince; şu sonuca ulaşıyorum: Türk ordusu NATO içinde daha çok “kara gücü” olarak bilinirdi. Ancak şimdi deniz ve denizaltı ile hava gücünü buluşturan; Böylece kara gücüne inanılmaz bir katkı yapan noktaya gelmiştir. 2027’de denize inecek ulan uçak gemimiz bunun en açık örneğidir.

Deniz gücünün ne anlama geldiği son dönemde çok daha iyi anlaşılır oldu. İsrail ve Yunanistan’ın Akdeniz’de kurdukları “enerji ortaklıkları”nı düşünelim. Ve Somali açıklarında hidro karbon arayan Çağrı Bey ile Kıbrıs’ta sondaj yapan Oruç Reis gemilerimiz bunun kanıtıdır. Elbette bu gemilerimizi koruyan deniz güçlerimiz de oradalar. Zaten tarihe bakın; Bütün dünya devletleri büyük deniz güçleriyle global bir güç haline gelmişlerdir... Hatta o nedenle bazı dünya devletlerinde deniz sınıfından genelkurmay başkanları vardır.

Sahi bizden de artık denizci bir Genelkurmay başkanı olamaz mı?

Evet arkadaşlar; Bu pazar tarihten kısa bir hatırlatmayla Türkiye’nin denizlerde geldiği gücünü anlattım.

Tabii bir de “deniz ticaret filo”muz var. Onu da ayrıca inceleyeceğim. Bu vesileyle başta 7 denizin Reisi Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa olmak üzere Preveze’den Tunus açıklarına, Cezayir’den, Mısır’dan Somali’ye ve Ertuğrul fırkateynine kadar; bugün denizlerde vardiyada olan bütün leventlerimizi saygı ve minnetle anıyorum.

Not: Deniz Ticaret Odası adaylarını ayrıca yazacağım.