* “Fırtına Kız” filminin başrolünde yer aldın. Projeye dahil olma sürecin nasıl gelişti?

- Seçmelere katıldım. Seçildikten sonra futbol dersleri almaya başladım. 1.5 ay Beşiktaşlı bir kadın futbolcudan ders aldım.

* Bu projeden önce futbola ilgin var mıydı?

- Babam futbolcuydu. Maç izlemeyi severdim.

* Çekimler Diyarbakır’da yapıldı. Nasıl geçti?

- Çok güzeldi. Şehir ve insanlar o kadar sıcaktı ki, “Ben burada yaşarım” dedim. Çok keyifliydi.

* Canlandırdığın karakterin seni en çok etkileyen yönleri ne oldu?

BU FİLMİ BANA BABAM GETİRMİŞ GİBİ HİSSETTİM

* Instagram’da yaptığın paylaşımda filmi hayallerinin peşinden koşan kızlara ve babana ithaf etmişsin. Sen hayallerinin peşinden hep böyle yılmadan koşanlardan mısın?

- Aynen öyleyim. Oyunculuk yapıyorsan zaten biraz mücadeleci olman gerekiyor. Özel hayatımla ilgili de hep mücadeleci oldum. Zaten ben bu duyguyu seviyorum. Mücadele edince bir şey başardığımı hissediyorum.

* Filmi babana ithaf etmendeki sebep neydi peki?

- Bu bir baba-kız hikâyesi. Ben babamı 6 yıl önce kalp krizi nedeniyle kaybettim. 6 senedir de bir işim olsun, onu babama ithaf edeyim diye içimden geçiriyordum. Bu iş geldiğinde sanki bana babam getirmiş gibi hissettim. Filmde İsmail’le Zeynep’in ilişkisi benim babamla olan ilişkime benziyor. Canlandırdığım karakter babasına gurur yaşatmak için futbolcu olmak istiyor. Benim oyunculuk yapma sebeplerimden biri de babamın benimle gurur duymasını sağlamaktı.

- Sevgi dolu bir ailede büyüdüm. Benden 6 yaş büyük bir abim var. Annemle de, babamla da ilişkim hep çok iyi oldu. Çok uslu bir çocukmuşum. Annem “Sen büyüyünce değiştin” diyor! (Gülüyor)

* Oyunculuk hevesin ne zamandan beri var?

- Kendimi bildim bileli oyuncu olmak istiyorum. Bunu ilk annem fark etti, beni tiyatro kursuna yazdırdı. Sonra konservatuvar eğitimi aldım.

* Sektörde çok oyuncu ve oyuncu adayı var. Sen hangi yönlerinle fark yaratıyorsun sence?

- Evet, sektörde çok fazla ve çok yetenekli oyuncu var. Bence asıl zenginlik herkesin kendine has olması. Her oyuncu yarattığı karaktere kendi dünyasından bir şey katıyor; bu yüzden kimse kimseye benzemiyor. Ben de oynayabildiğim kadar oynamak, yeni karakterler yaratmak ve her seferinde başka bir dünyaya girmek istiyorum. Çünkü oyunculuk yaparken aldığım keyfi başka hiçbir şeyde bulamıyorum.

- Hiç öyle bir şey hissetmedim oynarken. Sadece sette herkese daha ilgili davranmaya çalıştım. Başrol oyuncusu herkesi bir araya getiren kişi oluyor aslında. Zaten Diyarbakır halkı ve tüm ekip o kadar tatlıydı ki, bunun için özel bir çaba sarf etmeme gerek kalmadı.

ANNEM BANA HAMİLEYKEN HÜLYA AVŞAR’A BAKARMIŞ

* Seni Hülya Avşar’ın gençliğine benzetenler var. Sence benziyor musun?

- Evet, çok benzetiyorlar. Size ilginç bir şey söyleyeyim; hamileyken kime bakarsan bebek ona benzer derler ya, annem de hep Hülya Avşar’a bakarmış. O yüzden mi benziyorum bilmiyorum inanın.

* Bir de “Zendaya’nın Türk versiyonu” diyorlar...

- Bu yorumu çok seviyorum işte! O kuşakta en beğendiğim oyuncu.

* Mesleğe başladığından bu zamana sektörün hangi zorluklarını yaşadın?

- Her sektörde olduğu gibi burada da zaman zaman ego çatışmaları olabiliyor. Zaman içinde herkese aynı mesafede yaklaşmamayı, güvendiğim küçük bir çevreyle ilerlemenin benim için daha sağlıklı olduğunu öğrendim.

- Yoga yapıyorum. Bir de çok yürürüm. Yürümek benim için biraz kafa boşaltma yöntemi gibi. Bir şeye sinirlendiğimde ya da kafama bir şey taktığımda kendimi dışarı atarım; bazen nereye gittiğimi düşünmeden uzun uzun yürürüm.

* “Çok iyi canlandırırım” dediğin rol hangisi?

- Bugüne kadar çingene karakterlerini çok oynadım. Artık farklı dünyaların ve farklı karakterlerin içinde sınanmayı istiyorum. Biraz aksiyonun içinde olduğum, belki ajan gibi daha sert, gizemli, fiziksel tarafı güçlü bir karakter oynamak mesela beni çok heyecanlandırır.

* Gelelim aşka... Aşk senin için ne ifade ediyor?

- Güvenli alan gibi geliyor bana. Bazen de güvensiz alan tabii.

- Çocuk gibiyimdir. Hem çok enerjik, hem de anaç...

* Konservatuvar eğitimi alan oyunculardansın. Mesleğinle ilgili seni etkileyen bir okul anın var mı?

- Ben Emin Alper’in yönettiği “Kurak Günler” filminde oynadıktan sonra konservatuvarı kazandım. Sınavda bir drama oynuyorsun, bir komedi oynuyorsun, bir şiir okuyorsun falan. Ondan sonra hoca birkaç soru soruyor. Bana tesadüfen Emin Alper’le ilgili bir soru sordu. Ve benim filmde oynadığımı bilmiyordu. Film henüz yayınlanmamıştı çünkü. Orada mesela hemen sınavı kendime çevirmiştim. Konservatuvarda sınavı kendine çevirmek önemlidir.

* Biz seni “Kurak Günler”le tanıdık. Sence bir şans mıydı bu projenin sana gelmesi, yoksa başarının sonucu mu?

- Bence şans. Çünkü ben bir dizide bir bölüm oynadım. Ve Emin Alper tesadüfen o bölümü izliyor, beni öyle görüyor. Ertesi gün oyuncu seçmelerine gidiyorum, oynuyorum, rolü alıyorum. Şansla başlayıp başarıyla ilerleyen bir durum.