CHECK-UP’TA ‘TURP GİBİ’ ÇIKMAK KALP HASTALIĞINIZ OLMADIĞINI GÖSTERMEZ
Aklımda, sahnede hayatını kaybeden Metin Arolat ve Volkan Konak var röportaj öncesi. Tam da şarkılarını söylerken
bir anda yere yığılmaları hepimizi derinden sarsmıştı. Ki ikisi de iddialara göre vefat etmeden bir süre önce check-up yaptırmış ve “turp gibi!” çıkmışlardı.
Prof. Dr. Us, son söylenmesi gerekeni başta söylüyor:
“Türkiye’de yapılan check-up’ların önemli bir bölümüne ben ‘psikolojik check-up’ diyorum. Hastaya sağlıklı olduğu hissini veriyor ama gerçek hastalığı göstermeyebiliyor.”
Bu önemli. Çünkü ben de her yıl check-up yaptıranlardanım. Sonuçlar normal çıktığında, pek çoğumuz gibi kendimi güvende hissediyorum.
Oysa Prof. Dr. Us’a göre sorun tam da burada:
“Birçok hastam senin gibi. Ama kalp sağlığı açısından gerçekten gerekli tetkikler yapılmış mı? Hastanın riskleri değerlendirilmiş mi? Çoğu zaman hayır. Hastane para kazanıyor. Sigorta şirketi görevini yaptığını düşünüyor. Hasta da check-up yaptırdığı için kendini sağlıklı sanıyor.”
Yakın zamanda karşılaştığı bir hastadan da örnek veriyor:
“Her yıl düzenli check-up yaptırmış. Ama biz değerlendirdiğimizde karın bölgesindeki damarında yaklaşık yüzde 60 darlık ve kalp damarına müdahale gerektiren hastalık saptadık.”
HERKESE ‘AYNI’ DEĞİL KİŞİYE ÖZEL DEĞERLENDİRME
- Peki bu hastalıklar önceki kontrollerde neden görülmemiş?
Yanıt, uygulanan tetkiklerin kapsamıyla ilgili:
“Basit kan tahlilleri, basit bir EKG, EKO, alt batın çekimleri, akciğer grafisi vs. yapılıyor genelde. Kalp normal kasılırsa ‘Sorun yok’ deniyor. Oysa kalp damarlarının içindeki bütün plakları görmeden net konuşulmaz!”
Elbette her check-up programının bütün hastalıkları tespit etmesi mümkün değil. Ayrıca daha fazla test yapılması her zaman daha iyi sağlık hizmeti anlamına da gelmiyor. Prof. Dr. Us da aynı fikirde:
“Bu sebeple önemli olan herkese aynı değil, kişiye özel değerlendirmedir. Hastanın yaşı, ailesindeki hastalıkları, kullandığı ilaçlar, şikâyetleri, risk faktörleri dikkate alınmalı. Bazen BT, bazen MR, bazen başka bir inceleme gerekebilir. Yoksa hastayı dinlemeden, aile öyküsünü bilmeden ‘standart’ bir paketle herkesi değerlendiremezsiniz.”
35’İNDE HERKES BİR KEZ SANAL ANJİYO YAPTIRMALI
- Peki hiçbir şikâyeti olmayan, ailesinde kalp hastalığı bulunmayan biri ne yapmalı?
“Ben kendi pratiğimde aile öyküsü olmayan kişilere 35 yaşında bir kez BT koroner anjiyografi öneriyorum. Eğer plak yoksa 5 yıl sonra yeniden değerlendirilebilir. Ailesinde kalp hastalığı olanlarda ise 30 yaşı itibariyle değerlendirme yapılmasını öneriyorum” diyor.
“Çok erken değil mi?” soruma ise yanıtı şu:
“Hastalık ortaya çıktıktan sonra değil, mümkün olan en erken dönemde risk belirlenmeli. Damar sertliği başlamış mı? Yağ plağı var mı? Bunları bilmek önemli. Çünkü hastalığı erken dönemde tespit edersek ilaçlarla ilerlemesini yavaşlatabilir, bazı hastalarda stent veya bypass ihtiyacını bile önleyebiliriz.”
- Efor testi mi EKG, ekokardiyografi veya sintigrafi mi? Hangisi net sonuç verir peki?
Amerika ve Avrupa’daki güncel kılavuzlarda BT koroner anjiyografinin hepsinin önüne geçtiğini söylüyor ve diyor ki:
“Uygun hastalarda BT, kalp damarlarını doğrudan değerlendirmek için çok önemli. Efor testi ise zaman kaybı! Çünkü 3 damarında hastalık bulunan birinin bile efor testi normal çıkabiliyor. Zira bu test, kalp kasının zorlanma sırasında verdiği yanıtı değerlendirir. Oysa BT anjiyografide damarların anatomisini ve damar duvarındaki plakları çok net görüyoruz.
Net görmek önemli. Çünkü damar henüz ciddi biçimde daralmamışken de hastalığın başlamış olma ihtimali var. Ki böyle hastalarım da oldu. Efor testine girmiş. Sonuçlar normal! Fakat 2-3 yıl sonra kalp krizi geçirmiş. ‘Bana bir şeyin yok dediler’ diyor. Oysa ‘Bir şeyin yok!’ dediklerinde damar duvarında plak oluşumu başlamış. İşte BT’deki amaç, hastalık ilerlemeden yakalamak ve doğru tedaviyi vermek.”
TIKALI DAMARIN ORANI KADAR YAPISI DA ÖNEMLİ
Damardaki darlığın oranı kadar yapısı da artık “kritik!” Şöyle anlatıyor Prof. Dr. Us.
“Bir hastanın damarında yüzde 30, diğerinde yüzde 50 darlık var diyelim. Haklı olarak yüzde 50 darlığın daha tehlikeli olduğunu düşünürsünüz. Ama bu, her zaman doğru değildir. Yüzde 30 darlık yapan plak, yumuşak ve yırtılmaya yatkınsa daha ciddi risk olabilir. Çünkü zamanla yırtılan bölgede pıhtı oluşur. Bu pıhtı, damarı aniden tıkarsa kalp krizi gelişebilir.
Yani kalp krizi, yıllar içinde giderek daralan bir damarın sonunda bir gün tamamen kapanmasıyla ortaya çıkmaz her zaman. Bazen daha önce ciddi darlık oluşturmayan bir plak da aniden tehlikeli hâle gelebilir. BT anjiyografi, yine plakların kireç yapısını ve yüksek riskli özelliklerini göstermeye yardımcı olur.”
CUMA: YİYİP İÇTİKLERİMİZ KALP KRİZİNİ ENGELLER Mİ
